Site Haritaları Google+ Sayfamız Youtube Sayfamız Twitter Sayfamız Facebook Sayfamız
Bugun...
Medya
Nihat Genç, İsmail Saymaz ve tutuklu gazetecileri yazdı

15.12.2016  14:33

Nihat Genç, İsmail Saymaz ve tutuklu gazetecileri yazdı

Yazar Nihat Genç, odatv’deki köşesinde yazdığı yazıda gözaltına alınan gazetecilere sahip çıktı. Genç’in yazısı şöyle:


BİR


Cumhuriyet yazarları Musa Kart, Güray Öz, onlarcası, neden içerdeler, bu sorunun hukuki bir cevabı yok, ama hala içerdeler.

İçeri alındıkları ilk günler tüzük kavgası gibi bir şeyler bahane edildi.

 Artık içeri alınmalarının ‘bahanesi’ de kalmadı.

 Bahanesiz gerekçesiz delilsiz içerdeyiz.

 Bir kabusun içinde yaşıyoruz.

İnsanlar yandaş da olabilir, sert bir ideolojileri de olabilir, hadi geçtim düşmanca bir garezleri de olabilir, ancak ne olursa olsun, hukuki bir ‘delil’ göstermek zorundasınız.

Bunca yazarın sebepsiz gerekçesiz hukuksuz içerde tutulmalarının bir açıklaması olmalı.

Gözlerimizin önünde dinden imandan çıkan siyasetin hukuktan da bir çırpıda nasıl çıktığını gördük.

Yüzlerce yandaş yazar ve siyasetçi bunca hukuksuz tutuklama karşısında tek laf etmiyor, hadi hukuku geçtik diyelim, merhametten içi yanmışlıktan bir cümle edeni de yok.

Artık hukuksuz tutuklamalar seriye bağlandı, şöyle oluyor, yazarlar gazeteciler hukuksuzca içeri tıkıldıklarında bizler de durumu protesto eden bir yazı yazıyoruz, eee, sonra, sonra ülke gündemine çok acil başka konular giriyor, ve bizler, hukuksuzca içeri atılan gazetecileri unutuyoruz, sonra, gündeme yeni konular geliyor, bizler nefes alacak zaman bulamıyoruz, hurra yeni konunun üstüne çullanıyoruz.

Bu böyle seriye bağlanmış sürüklenmiş gidiyoruz.

Nereye gidiyoruz?

Cumhurbaşkanımız ülke bekası felaket alarmı verdiğinde milli seferlik ilan etme hakkına sahip, dün itibariyle milli seferberlik ilan etti. Milli seferberlik halinde istediği önlemleri alma gerekçesiyle istediği kararları çıkartabilecek.

 Ancak ‘savaş halinde’ dahi bir ülke hiçbir hukuki gerekçe göstermeden bunca gazeteciyi içerde tutamaz.



İKİ


Gerekçesiz tutuklamalar yoksa ‘rehin’ almaya mı dönüştü?

Geçenlerde gazeteci Murat Yetkin’in dile getirdiği şekilde, AB’yle ilişkileri sıfırlayıp yeniden başlamak için, yumuşama göstergesi olarak gazeteciler tek tek bırakılacak.

Cumhuriyet yazarları alındıkları ilk gün Ulusal Kanal’da söyledim, iktidar AB’ye posta koymak ve ipleri koparttığını göstermek için Cumhuriyet Gazetecilerini içeri aldı, diye. Böylesine tuhaf ve korkunç bir hesaplaşma siyaseti mi değil mi zaman gösterecek.

Ancak ne olursa olsun kendi yurttaşlarını ‘rehin’ almayı hangi siyaset hangi hukuk yazmış!

Halep yanıyor evet, Halep’te katliamlar var, evet, artık her yerimiz yanıyor…


ÜÇ


İktidar sözcüleri ve yazarları, Halep katliamlarını Bosna’da yirmi-yirmibeş yıl önce yapılan katliamlarla eş tutuyor, ve aynı, Bosnalı Müslümanların katledildikleri günlerdeki gibi, insanlık nerede, insanlık bitti, duyan yok mu, dünya, Birleşmiş Milletler neden sessiz diye feryat ediliyor.

Feryat üstüne feryat.

Kardeşlerim, Halep’teki insanlık dramına hepimizin içi yanıyor, hepimiz kahroluyoruz, feryat hepimizin feryatıdır.

Ancak feryatlarımız siyasetimizi haklı çıkartmıyor.

Hiç değilse içinizde İslamcılığa yeni başlamış genç nesle hatırlatmak zorundayım.

Bosna’da Müslümanları acımasızca katledenler Sırplar’dı, ve Sırplar’ı destekleyen Ruslar’dı ve seyreden bütün dünyaydı.

Tarihlerin en büyük etnik kıyımlarından biri meydana geldi.

 Bugün aradan yirmi-yirmibeş yıl geçti ve Ruslar şimdi bir daha Halep’te silahıyla siyasetiyle gücüyle Suriye’yi destekliyor.

Ve Halep’ten bir koridor açılması için iktidarımız Ruslar’la habire andlaşma yapıyor.

Acımasız gerçek bu.

Kimle savaşıyorsunuz kimden ‘aman’ diliyorsunuz?

Hepimiz siyasetimiz varlığımız bekamız geleceğimiz için bu ağır sahneden ders çıkartmalıyız.

DÖRT


İslamcı arkadaşlar!

Ayrıca, Türkiye’yi Davutoğlu’nu Suriye’ye savaşa iten zorlayan planlayan kimlerdi? Cevap: Avrupalılar ve ABD.

Bugün Avrupası ve ABD’si nerede?

Vahim gerçek bu iken, neden bizlere saldırıyorsunuz?

Bizler başından beri her türlü savaşa karşı çıktığımızı bu sütunlarda yüzlerce kez bağırarak hatta küfrederek dile getirdik.

Hatta bu sütunlardan sizlere sizin dilinizle Haçlılarla aynı cephede müslüman bir ülkeye neden saldırıyoruz, dedik.

Cani diktatöre karşı savaşmalıyız, dediniz, pek güzel, Musul Kerkük Felluce havaya uçurulup onbinler ölürken neden canilere karşı tek lafınız olmadı?

Dikkat buyurun, burada başka bir şey var, o da, ülkemizdeki İslamcı iktidar ve gençliğin ‘siyasetinin’ Bosna günlerinden başlayarak radikal bir şekilde değişmesidir.

Önce ‘müslüman’ diyorduk artık ‘islamcı’ deniliyor.

Şöyle gelişti, dünyamız Afgan mücahitleriyle başlayan yepyeni bir karanlık kanlı örgütler çağına girdi.

Önce el Kaide sonra İŞİD ve türevleri gibi bir çok vahşi örgüt tanıdık.

El Kaide ve türevleri gelmiş geçmiş tarihlerin en kanlı eylemlerini gerçekleştirdi.

Buraya kadarı ‘terör’dür deyip şimdilik geçelim.

Ancak film burada başlıyor, El Kaide ve IŞİD’in siyasi dili, çok geçmeden ‘İslamcılar’ın dili haline gelmeye başladı.

Burada da şimdilik sorun yok deyip geçelim, ancak, bir ‘devlet’ yöneten, Türkiye Cumhuriyeti’ne hükümet eden bir siyasi kadronun dilinin IŞİDvari değişmesine şahit olduk.

Nedir değişen bu siyasi dil?

Bütün dünyayı karşısına alan bir siyaset!

Herkesi düşmanlaştıran bir siyaset dili.

Hadi bunu da geçelim, kendi siyasetini benimsemeyen herkesi ‘düşman’ kabul eden bir siyaset.

Evet, bugün ülkemizin en büyük felaketi burasıdır, burada birkaç satır duralım.

AKP’ye yakın sözcülerden yandaşlardan hatta AKP mensubu vekillerden, İran’ı dahi dünyanın gelmiş geçmiş en büyük düşmanı gören yazılar okuyor demeçler duyuyoruz.

 İran’ın politikalarını eleştirmek başka şey, İran’ı düşmanlaştırmak başka şey.

 Ve sadece İran mı, bu ülkede hepimize karşı, konuşan uyaran muhalefet eden hepimize karşı bir ‘düşmanlaştırma’ kampanyası yürütüyorsunuz.

 Bu tavrınız bir IŞİD siyasetidir.

Sevmediğiniz düşünceleri eleştirin, karşı durun, gazetelerinizle medyanızla cevap verin, ama, bu topraklarda yaşayan bizleri dahi ‘şeytanlaştırmak’.

 İşte en çok bunu düşünün.

 Çünkü bu düşmanlaştırma dili, aynı şekilde ‘terör’ dilidir.

 Bir devlet bir siyasi hükümet ‘terör’ diline teslim olamaz.

Sizler tertemiz duygu ve inançlarla sadece müslümandınız, şu son yirmi yılda ne olduysa, birden bire sert vahşi kanlı örgütlerin dilini siyasetini kullanmaya neden başladınız?

 Ve Türkiye Cumhuriyeti’ni dahi bu ‘terör’ dilinin siyaseti içine nasıl soktunuz, işte burasını hep birlikte düşünelim.

Yalvarırım beni sakince dinleyin, Batı’da Halep katliamlarına karşı çıkan hani vicdanlı dediğimiz gazeteciler dahi, evet Halep’teki katliamlarına karşı durmalıyız, evet, ama, (böyle diyorlar), evet, ama, katliama uğrayanların içinde dün bizim kellemizi kesenler de var, ve şöyle devam ediyorlar, Halep’te bir yanlış yok, bir çok yanlış var, Halep’te bir doğru yok, bir çok doğru.

Kardeşlerim, Halep’te bir çok yanlış ve bir çok doğru var.

Ancak bu yanlışların en büyüğü birileri bizim dilimizi İŞİDleştirdi.

AKP’li siyasi ve yandaş yazarlara söyleyeceğim budur:

Şimdi meydanlarda haklı olarak feryat eden genç neslin dilini vekillerin dilini hükümetimizin dilini bu denli sertleştiren siyaset kimin siyaseti?

Kardeşlerim, AKP’li gençler, AKP’li vekiller!

Terör dilinden siyaset olmaz.

Terör diliyle devlet yönetilmez.

Terör diliyle ulus-millet olunmaz, örneği yoktur.

Türkiye’yi birileri ‘kontrol edilemeyen’ savaş bölgelerine doğru sürdü.

Birileri Türkiye’yi kontrol edilemeyen bölgelerdeki vahşi örgütlerin diliyle tanıştırdı.

Ve bir zaman sonra bu terör dili, hepimizi, bir ‘intikam savaşının’ içine soktu.

Bizim de feryadımıza budur: biz birbirimizden neden intikam alalım, biz müslüman kardeşlerimizden neden intikam alalım.

İktidar yanlısı yazarların siyasilerin twitlerine demeçlerine bakıyoruz, hepimize karşı intikam çığlıkları…

Ve en önemlisi fikirleri değil ‘kişileri’ hedef alıyorlar.

İçimizde birileri yanlış hatalı ya da dili sürçmesi ya da kazara ya da diyelim kötü maksatlı birkaç laf etmiş olabilir, bu insanları kınayın, karşı çıkın, ve hatta dava edilebilirler, bu başka, ama ‘linç’ etmek, kişiliklerine saldırmak, içeri attırmak, yok etmek, imha etmek, ortadan kaldırmak, düşmanlaştırmak, işte burası, felaket.

 BEŞ

 Gelelim PKK’nın canlı bombalarına.

 PKK’nın canlı bombaları akıllı telefonlar gibi ‘akıllı bombalardır’.

 PKK’nın canlı bombaları AB’ye ve ABD’ye patlamaz…

19. asırda terörü icad eden anarşist suikastlerinden, İkinci dünya Savaşı’nın Japon kamikazedelerine ve Vietnam savaşına ve yakın tarihin Marksist-leninist örgütlerine kadar ‘intihar bombacıların’ izini sürün, şunu göreceksiniz.

Tarihte anti-emperyalist olmayan tek örgüt PKK’dır.

Tarihte Avrupalı ve ABD’lilere karşı eylemi olmayan tek örgüt PKK’dır.

Bu yüzden PKK bölgede hiç karşı olmadığı hiç adamını öldürmediği Ruslarla AB’yle ve Avrupa’yla siyasetini sürdürebiliyor.

Ve PKK, AB ve Avrupa’nın ve gerektiğinde Rusya’nın taşeronluğunu defalarca haydi haydi yapabiliyor.

IŞİD de PKK gibi kanlı bir örgüt, ama aralarında bir fark var:

Biri akıllı, sadece AB’nin ve ABD’nin dediklerini öldürüp siyasetinin önünü açıyor.

Bugün AB ve ABD’nin elinde sokaklarımızı askerlerimizi halkımızı her yerde öldüren PKK gibi ‘akıllı bombalar’ var.

Bu ‘dünya aklına’ karşı, akılsız olmayalım.

Herkesi düşmanlaştırmak herkesten intikam almak, akıl işi değildir.

Mesela, hepimize güya insanlık dersi veren Avrupa’nın aşir topuğu (en zayıf tarafı) PKK’dır.

PKK destekçiliği Avrupa’nın kirli hain yüzüdür.

Birleşik Avrupa hayalini, yani, şişenin içine gemi yapabilmeyi beceremeyen Avrupa, şişenin içine PKK’nın canlı bombalarını koymuş, sınırlarımızı sokaklarımızı uçurmaktadır.

Avrupa içimizde bir çok yazarı insanı PKK’laştırmayı başarmış ve içimizde hiç kimsenin acımadığı insan türü yaratmıştır.

Düşünün otuz uzun yıl (güya) yüzlerce aydınımız ekranda ve manşetlerde, Avrupa’yı PKK konusunda uyaran tek bir yazı yazmamıştır.

Bu hain liberal tayfa otuz uzun yıl, onlar da PKK’yı, tıpkı AB ve ABD gibi Türkiye’yi dize getirmek için kullanmıştır.

Ve hepsi bindiği dalı kesti. Ya tasfiye edildiler ya kodese tıkıldılar.

Çünkü terör hayatı keser, dünyayı keser, hukuku keser, inancı keser, vatanı keser, devleti keser.

Ve terörün oyunu, piyes, kağıt oyunu, şaka, satranç, dama gibi çeşit çeşit değildir, tekdir, o da ‘öldürmektir’.

Ey müslümanım diyen siyasiler!

PKK’nın şerrinden kaçarken gençlerimizi İŞİD’in siyasi diline düşürmeyin.

Çocuklarımız, bu dünya siyasetini, bu dünya oyununu, sözle fikirle hukukla edebiyatla kişilikleriyle başka başka oynayabilmenin de yolunu bulabilsinler.

Bu terör dili, bugünkü siyasetiniz için oylarınız sandıklarınız için çok ‘kazançlı’ olabilir.

Yazarlarına gazetecilerine terörün bu düşmanlaştırıcı intikam alıcı diliyle bakan siyasetlerinden sadece felaket çıkar.

 ALTI

Ve bunca gerekçesiz tutuklama yetmezmiş gibi, her gün gestapo gibi ekrana kurulup bir başka gazetecinin işini bitirmek için talimatlar veriyorsunuz.

 İşte İsmail Saymaz.

 Bu genç gazetecinin özel görüşmeleri faş edilmiş.

 Üstelik bu özel yazışmalarda gördük ki, içimizdeki en masum gazeteci İsmail Saymaz imiş.

 Ergenekon soruşturmalarında sanatçı Nurseli idiz’e kadar yüzlerce yazarın eşinin çocuklarının donuna kadar açıp baktınız, ne gördünüz, hala tatmin olmadınız mı?

 Ne buldunuz?

 İsmail Saymaz’da ne buldunuz?

 Ne oldu?

 Bir yazarın duygusal ve özel iç dünyasını patlatarak ne geçti elinize?

 Genç gazeteci nerdeyse meğerse bir ermiş kadar tertemiz bir çocukmuş, rahat ettiniz mi, şimdi, bunun karşılığı olarak bizler de sizin özel yazışmalarınıza bir bakıversek, İsmail Saymaz kadar tertemiz çıkabilecek misiniz acaba.

 Konu, bir pislik var yok değil, bir insanın çok özel bir duygusunun kendinden izinsiz faş edilmesi, o insanı yaralar.

 Neden kitleler başarılı bir genç gazetecinin özel dünyasını merak ediyor?

 Soru şudur, insanlara neden güvenmiyoruz ve neden özel eşyalarını kurcalamak ihtiyacı hissediyoruz.

 Neden herkes sen de rezil ol, herkes rezil olsun, diye çırpınıyor.

 Artık bu ‘demokrasinin’ en büyük sorunudur, çünkü, seçimlerde adayların önünü kesenler hep bu tür gizli yazışmaları sızdırarak rakiplerini alt etmeye çalışıyor.

 Ve demokrasilerde artık elinde gizli hukuksuz digital kayıtlar olanlar hep galip çıkıyor.

Cep telefonları ve bilgisayarların güvensizliği ortada.

 Bir açık vermeden, bir zayıf an göstermeden, hayatın tek bir anında yanılmadan hataya düşmeden bir insan nasıl yaşasın.

 Hiç açık vermeden yaşamak bir delilik halidir.

 Demokrasiye yön verenler işte artık bu ‘korsan’lar…

 Bizler kusursuz hatasız heykeller değil, insanız.

 Hepimize karşı ‘kıpırdamayın’ ‘susun’ ‘yakarız’ ‘sonunu getiririz’ ‘işinizi bitiririz’ diye işte bu açıkları kollayıp şantaj tehdit edenler, bir de ‘müslüman’.

 Allah zaten görüyor.

 Allah’ın zaten gördüğünü siz neden ele geçirmek istiyorsunuz? 

 Teknolojinin gücüyle Allah’ın gücünü mü ele geçirmek istiyorsunuz?

 Başkasının özel dünyasını merak etmek huzursuz insanların işidir.

 Kumpasçı. Örgütçü. Hesapçı. insanların işi.

 İnsanlığın büyük çıkmaz sokağı büyük ‘kargaşası’ buradadır.

 Hedefleri için her şeyi amaç gören insanların sayısı hızla artıyor, önce düşman diye kodluyor, sonra, o insanı yok etmek-imha etmek için hukuksuzca insafsızca merhametsizce saldırıyorlar.

 Kardeşim İsmail Saymaz, üzülme!

 Bu topraklarda insana saygı, özel hayata saygı diyenlerin sayısı daha fazla.

 İnsan adına insanlık adına direnerek karşı durarak, sayımız, kuşkun olmasın, daha fazla olacak.

Nihat Genç

Kaynak: Odatv.com

Okuyucu Yorumları

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Siyasetcafe.com sorumlu tutulamaz.

Serbay Interactive Reklam Ajansı

ÇOK OKUNANLAR

Twitter'da Bizi Takip Edin

Facebook'da Bizi Takip Edin