Ayhan Acar Kimdir?
Ayhan Acar…
1982 yılının Sonbahar aylarından biri… Hacettepe Üniversitesi’nin Edebiyat Fakültesi’ne kaydımı yaptırdıktan bir hafta sonra yapayalnız ve ürkek bir halde hiçbir sokağını bile bilmediğim bu şehri, biraz tanıyabileyim diye bir öğrenci grubunun arkasına düşmüşüm. Beytepe’den o yıllarda gri renkli Fargo burunlu otobüsler öğrenci taşıyorlardı. Otobüsle yaşlıydı ama Üniversite’nin malı idiler. Maltepe Camii’nin önünden geçtikten sonra Sıhhiye yakınlarındaki Sezenler Sokak girişinde inilen bir durağımız vardı. Askerler darbe yapmış. 12 Eylül’ün bütün ürkütücü ve otoriter havası her yerde olduğu gibi Ankara’ya da hakim vaziyette.
Bulvarlarda, kavşaklarda, önemli noktalarda tam teçhizatlı askerler nöbet bekliyor ya da devriye geziyorlar. Görünüşünü beğenmedikleri ya da hal ve davranışlarından kıllandıkları herkesi durdurup kimlik soruyorlar. Kimlik gösteremeyeni oracıkta bir araca bindirip göz altı merkezlerinden birine gönderiyorlar. Şakaya gelir ya da hafife alınacak bir muamele değildi. Bir kimlik gösteremediğiniz için götürüldükten sonra aylarca şehrin bilmem ne tarafındaki ıssız bir askerî gözaltı merkezinde haftalarca hatta aylarca bekletilme riski çok yüksekti… Ya keyfi olarak ya da memleketinizden nüfus bilgilerinizin gelmesi beklendiği için… Hatta daha vahim olanı da vardı, Gece nöbetinde canı sıkılan bir polis şefi ya da savcı sizi silahlı örgütlerden ya da işlenmiş eylemlerden birine monte edebilirdi. Derdini o saatten sonra git kime anlatabilirsen anlat artık… Hata ya da suçsuzluğunuz anlaşılana ya da kabul edilene kadar 4-5 yıl geçip gidivermiştir artık…
Askerler bütün dernekleri, partileri, siyasal dergileri kapamışlardı. Devrimci veya Ülkücü ayrımı yapmadan lider, yönetici ya da militan ayarında gördükleri herkesi toplamışlardı. Sokaklar çok sakin ve sessizdi. Herkeste müthiş bir korku ve endişe… Acaba beni de içeri alırlar mı? O yıllarda bugünkü gibi, inanılmaz çeşitte iletişim, sosyal medya vasıtaları, özgür televizyon ve radyolar ne arasındı. PTT’ye gidip memleketteki babamla konuşabilmek için 3-4 saatlik yazdırma, sıraya girme ve bekleme çilesini göze almak lazımdı. Bu telefon işleri, Servet Bilgi Paşa mıydı adını şimdi tam hatırlayamıyorum, işte onun PTT’nin başına getirilmesinden sonra biraz ilerlemiş ve çağdaşlaşmıştı.
12 Eylül Cuntası, sanılanın aksine en büyük darbeyi, sol ve komünist hareketlere ve örgütlere değil, MHP’ye ve Ülkücü Gençlik Derneği’ne vurmuştu. Ailemin bulunduğu Konya’da tek bir parti ve Ocak yöneticimiz dışarıda bırakılmamıştı. Başımıza geçecek, bize moral verecek tek bir lider ayarında abimiz, yol gösterenimiz yoktu. Balyoz gibi ezmişlerdi bizi. Düzinelerce arkadaşımız da başlarına geçirilecek olan çorapları görünce firar etmişlerdi. Her sokak başına yapıştırılan Sıkıyönetim İlanlarıyla aranıyorlardı. Başbuğ’umuzun bile tutuklanmış olması ve tertiplenen düzmece bir mahkemede onun bile idamının istenmesi hatta birkaç ülkücünün de idam edilmiş olması hepimizi üzüntüden ve acıdan adeta felç etmişti. Cunta yüzlerce yönetici abimizin idamını istiyordu. Generaller blöf yapmadıklarını, birkaç ülkücüyü ve devrimciyi asarak gayet net göstermişlerdi. Bu şartlar altında yaşıyorduk. Yıkım ve çöküntü dolu bir ruh haliyle Ankara’ya üniversite okumaya gelmiştim. İki yıl önce olsaydı, hiç bilmediğim ve tanımadığım büyük bir şehirde bana sahip çıkmaları ve beni yalnız bırakmamaları için varacağım ilk adres kesinlikle MHP ve Ülkücü teşkilatlardan biri olurdu. Bana ev bulurlardı. Halimi, ihtiyaçlarımı sorarlardı. Beni kesinlikle sahipsiz, çaresiz ve parasız bırakmazlardı. Aradan 35 yıl geçtiği halde bugün bile, mesela Mahir KADİR Damatlar Abimizin Anadolu’dan gelen yüzlerce ülkücü talebeye ev, yurt ve para temin etmeye devam ettiğini dikkate alırsanız, o yıllarda daha binlerce Mahir Damatlar bulabileceğinizden emin olunuz. Ancak durum artık çok farklıydı. Zira bir askeri darbe olmuş, hepimizi silindir gibi ezmişti.
1982 Ankara’sında kapısını çalabileceğim tek bir ülkücü teşkilat, sığınabileceğim bir yöneticimiz yoktu. Daha doğrusu ben öyle sanıyordum. Sonradan Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin önünden geçerken oradaki bir gazete büfesinin camekanında bizim iyi tanıdığımız ve severek okuduğumuz “Milli Eğitim ve Kültür” adlı ilmî kültürel bir dergiyi görmeyeyim mi? Önce eski sayılardandır dedim. Böyle bir devirde, cunta ülkücülerin adeta sembolü olmuş olan bir dergiyi yayınlatmaz diye düşünmüştüm. Dikkatle bakınca bunun yeni bir sayı olduğunu ve o ay çıktığını anladım. Şaşırmıştım. Kalbime büyük bir sevinç hissi akmıştı. Hani bilmediğiniz bir diyara gurbete gidersiniz de orada aylarca yıllarca sizin dilinizden konuşan aşina bir yüz bulamayınca hasretten ve kederden solarsınız ya tam o durumdayken bu dergiyi görmüştüm. Susuzluktan yanıp kuruduğunuz bir çölde karşınıza çıkan, palmiyelerin gölgesinde besberrak ve soğuk bir su kuyusu bulunan yeşil bir vahaya rastlamışsınız gibi… Aynı o duygulardayım. Hemen sevinçle ve hasretle o dergiden bir tane aldım. Bir çay ocağına girdim. Günlerce aç kalmış bir kurdun iştahıyla o dergiyi son hecesine kadar okudum… Geldi çaylar, gitti boşlar…
Dergiyi okuduktan sonra künyesini inceledim. İdari büro adresini, yazı İşlerinin ve genel yayın müdürlerinin adlarını not aldım. Ayhan ACAR… İsmini not ettiğim yöneticilerden biri de oydu. Sıhhiye’de Sezenler Sokak’taki bir apartmanın bir dairesini idari büro yapmışlar. Vakit kaybetmeden Kurtuluş Parkı’ndan Kolej’e, oradan da Subay Orduevi’nin önünden Sezenler’e geçtim. Dergiye çıktım. Kapıyı çaldım. Kapıyı açan kişiye Ayhan Acar’ı aradığımı söyledim. Kapıdaki 1.75 ya da 1.80 boylarındaki siyah saçlı, buğday tenli hafif tatar yüzlü kişi “Ayhan Acar benim. İçeri buyrun.” dedi. Odasına geçtik. Kendimi tanıttım. Konya öykümü anlattım. Konya’daki tüm teşkilat yöneticilerimizi tanıdı. Bana ihtiyaçlarımı sordu. Etrafta teşkilat kalmadığını, hareketi toplamak ve yeniden teşkilatlandırmak için dergi üzerinden ocak ve parti kurma çalışmaları yaptıklarını anlattı. Sıkışınca başka yere gitme doğru bana gel, burada dergiye de destek ol. Poşetlersin, Abonelere gitmesi için PTT’ye götürürsün. Hatta istiyorsan yazarsın dedi.
O dergide çok istediğim halde yazı yazamadım elbette. Zira son derece kaliteli, titiz hazırlanan, yazar kadrosu ortalaması profesörlerden oluşan akademik ayarda, ciddî bir kültür, edebiyat ve analiz dergisiydi. Benim çat pat yazmaya başlayışım “Yeni Forum” adlı başka bir dergide oldu. Bir de arada sırada TÖRE ve Hamle adlı dergilerde çok amatörce ufak tefek yazılar yazdım.
MHP’nin ve Ülkü Ocaklarının siyasal gelişmeleri o yıl Ayhan Acar’ın açıkladığı çerçevede başladı ve onun sezgilerini doğrulayacak şekilde ilerleyerek bu günlere geldi. Yeni kuşak ülkücü gençler için bu isim fazla bir şey ifade etmeyebilir. Onu pek tanıyan çıkmayabilir ama bizim için yani 78’i görüp 80’lerin başında Anadolu’dan Ankara’ya gelen üniversite öğrencileri için bu isim çok anlam ve hatıra taşır. Yeniden teşkilatlanmanın ve partileşmenin ilk şerarelerini onlar çaktılar… O kasvet, korku ve baskı dolu yıllarda, bizi ülkücü kimlikli bir çatı altında toplayan dernek ve dergilerin arkasında onların da büyük emekleri vardı. Pek çok ülkücü talebeye sıcak ve güvenli barınma ortamları, evler, yurtlar ayarladılar. Harçlığı biten, memleketine parasızlıktan dönemeyen pek çok talebe onların kapısını çaldı… Ayhan Acar aslında bir öğretmen olacaktı. Ancak o dava ve teşkilatı ayağa kaldırma uğruna, eğitimci kariyerini arka plana atarak kendini adadı.
Ben Ayhan Acar’ı sever sayarım. Beş parasız, her daim yoksul ve sıkıntılı geçen üniversite yıllarımda yanına çekinmeden gidip derdimizi anlatabildiğimiz bir abimizdi. Askerler iyi ki onu ıskalamışlar iyi ki fark edememişlerdi. Bu sayede kim bilir nice üniversite talebesi bir şifa ve sığınma kapısı bulmuştur.
Ayhan abi şimdi Samsun’dan MHP Aday adayı olmuş. Onu aday yaparlar mı yoksa adını çizerler mi bilemem. Bu yazının yayınlandığı saatlerde aday muamması çözülmüş olacaktır. Ben onun adaylığa en çok hakkı olan dava arkadaşlarımızdan biri olduğuna inanıyorum. Tercih parti büyüklerimizindir. Ancak gönlümden geçen aday odur, sebebi de budur…
Tuncer GÜNAY / Köşe yazılarından bir alıntı
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.