1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Erdoğan Cumhuriyet'i teslim mi aldı? KAVGA BÜYÜK
Erdoğan Cumhuriyet'i teslim mi aldı? KAVGA BÜYÜK

Erdoğan Cumhuriyet'i teslim mi aldı? KAVGA BÜYÜK

Cumhuriyet gazetesinin yönetiminin değişmesinin ardından başlayan değişiklikler ve vedalar devam ediyor...

A+A-

Cumhuriyet gazetesi vakıf yönetiminin el değiştirmesiyle başlayan tartışma ve gazetedeki değişiklikler sürüyor.

Gazetede ilk önce 'Cumhuriyet' logosu eski yerine getirilmişti. Bugün de gazetenin dışarıdan yazılar kabul ettiği 'Olaylar ve görüşler' sayfasının yeniden yayımlanacağı duyuruldu.

Vakıf yönetiminin ardından, bazı isimler yeni yönetimin 'Saray darbesiyle' geldiğini ileri sürüp, Erdoğan'ın isteği yönünde yayın yapacaklarını iddia etmişti.

Bu iddiaların aksine Cumhuriyet bugün 'Varlık hanedanı' manşetiyle çıktı. Haberde Erdoğan'ın Varlık Fonu'nun başına geçmesi vekilliğine de damadı Berat Albayrak'ı ataması eleştirildi.

Cumhuriyet bugün Türk Hava Yolları'nın, yolcularına dağıtmak için aldığı gazeteyi almayı bıraktığını da duyurdu. THY artık Cumhuriyet gazetesini yolcularına vermiyor.

İŞE GERİ DÖNEN İSİMLER

Gazetenin Yayın Kurulu Üyesi Orhan Bursalı köşesinde gazeteye yeniden dönen isimler olduğunu yazdı. Bursalı şu ifadeleri kullandı:

'Geçen gün yazıişlerine, sonra da sayfa yapım merkezine çıktım, arkadaşlar ekranda hazırlanmış birinci sayfa üzerinde son düzeltmeleri yapıyordu. Önceki yöneticiler döneminde yazıişlerinden ayrılmak zorunda bırakılan Murat Ataş, yeniden gazeteye dönmüştü; yazıişleri müdürleri Olcay Büyüktaş Akça ve Serkan Ozan ile birlikte birinci sayfayı gözden geçiriyor ve sayfa sekreteri - sorumlusu İlknur Filiz de düzeltmeleri yapıyordu.

Murat işine meraklı, çalışkan bir arkadaştı. Sevmediler, çünkü kul gibi çalışmaz ve fikrini söylerdi. Tokalaştık, ne güzel burada olman, hayırlı olsun dedim... Gece sorumlusu Ayça Bilgin Demir de oradaydı... Yılların düzeltmeni emektar Mustafa Çolak ile de ayakta sohbet ediyorduk bir yandan da...'

'HEPSİ YILLARIN CUMHURİYET ÇALIŞANI'

Bursalı köşesinde, eski yönetimin uygulamalarını da eleştirdi. Orhan Bursalı şunları kaydetti:

'Eski yönetim, yazıişlerinin ve gazetenin yapım süreçlerinin başına, karar verici olarak, içeriden değil, her zaman dışarıdan adamlarını getirdi.

Can Dündar mesela, çoğu eski Milliyet kadrosundan elemanlarını getirdi. Milliyet gibi gazete yapmayı onlar biliyordu! Gazetede sevilmediler, bizimkiler öyle yukarıdan hotzota alışık değildi, gazeteye yabancı kaldılar, çalışanlarla anlaşmazlığa düşmüşlerdi.

Sonra gazete yönetimi ile de getirdikleri bu yeni yazıişleri elemanları arasında gürültü koptu, onları gönderdiler.

Fakat yerlerine gazete içinden kimseyi yükseltmediler tabii ki. Dışarıdan iki başka yazıişleri müdürü daha aldılar. Oysa yazıişleri görevini mükemmel yapacak arkadaşlarımız hep vardı!

Olcay, ekonomi şefiydi, şimdi kadın yazıişleri müdürümüz oldu, Serkan ile birlikte. Murat da deneyimiyle onlara yardım ediyor.

Şüphesiz ki, hiç sevmedikleri ama atamadıkları da, istihbarat şefliğinde, haber merkezinde, haber koordinasyonunda çok deneyimli arkadaşımız Aykut, Genel Yayın Müdürü olarak başlarındaydı.

Dışarıdan, yabancı kimse yok. Hepsi yılların Cumhuriyet çalışanı.'

'UTKU’NUN İŞİNİ YAPMASINA HİÇ FIRSAT VERMEDİLER'

Orhan Bursalı, köşesinde gazetenin bir dönem Genel Yayın Yönetmenliğini de yapan CHP Milletvekili Utku Çakırözer dönemine de değinde:

'Can Dündar da Cumhuriyet bünyesine tamamen yabancıydı.

Gazetede köşe verildikten sonra, genel yayın müdürlüğüne geleceği konuşulur olmuştu. Fakat ilk aşamada Vakıf Heyeti aralarında tam anlaşamadı, Dündar’ın doğrudan getirilmesinin büyük tepki çekeceğini düşündüler ve bir ara çözüm olarak, hiç istemedikleri halde, Utku Çakırözer’i Genel Yayın Müdürü yaptılar.

Utku içimizden biri, Ankara temsilciliği yapmıştı, gazetenin kodlarını bilen saygılı ve başarılı bir arkadaştı. Utku’ya hepimiz çok destek verdik. Fakat Utku’nun işini yapmasına hiç fırsat vermediler. Engel en-gel engel... Harcama yok, değişiklik yok..

Çünkü istedikleri kişi değildi, Dündar’ı ne pahasına olursa olsun getireceklerdi.. Üç ay kadar sürdü Utku macerası ve Can gazetenin başına geldi. Tabii kadrosuyla birlikte. Yazarlarıyla... T-24’ün bir kısım yazarı buraya taşındı. Nuray Mert davet edildi vb.

Ayrıntılara girmeyeceğim...'

'8 MİLYON TL’YE KADAR BORÇ BİRİKTİ'

Gazetenin borçlanması ve vakfın mallarının satılmasına da değinen Orhan Bursalı şunları kaydetti:

'Demek istediğim, gazetenin tüm üst yönetimi işgal edilmişti. Utku’dan esirgenen Can’ın emrine verildi, kesenin ağzı açıldı da açıldı. Bol sayfalı Cumhuriyet, bol sayfalı ve sanırım her sayfası renkli Sokak isimli dergi. Hedefleri, renkli ve daha hafif bir gazete ile Milliyet okurlarını çekmek (Cumhuriyet okurlarının gitmesi umurlarında değildi) ve 70-80 bin satışlara ulaşmaktı. Bunun için tüm harcamaları yaptılar, gazete ve dergilerin basıldığı Doğan Medya’ya 8 milyon TL’ye kadar borç birikti, faizleriyle artan borç.

Bunları ödemek için sonra Berin Nadi’nin bağışladığı Vakfın Harbiye’deki katını ve Gazetenin Ankara’daki 4-5 katlı binasını sattılar.

Bir vakfı yoksullaştırmalı mı, yoksa başına gelenler onu daha da zenginleştirmeli mi.. Nedir Vakıf özüne göre etik olan, doğru olan?!”

'ŞİMDİ VEDA ZAMANI'

Cumhuriyet gazetesindeki ayrılıklar da devam ediyor. Gazetenin yazarı Ayşe Yıldırım da bugünkü yazısında gazeteden ayrıldığını duyurdu.

cumhuriyetgazete.jpg

Yıldırım yazısında şunları kaydetti:

'Elbet güzel haberler, güzel duygular, güzel anlar ve umutlu zamanlar da yaşadım. Ama acı hep galipti hem de büyük bir farkla.

Bugün başka bir acı daha eklendi onlara.

Veda acısı.

Ve o soru yine ortada.

‘Neden?’

Çok şey yazıldı, çok şey söylendi. Ve söylenmeye devam edecek.

Yani nedenini biliyorsunuz.

‘Nasıl’ sorusu elbette bu nedenleri ortadan kaldırmak yani acılara, haksızlıklara son vermek amaçlı bir soru benim için.

Ve yanıtı bu vedada.

1989 yılında stajyer olarak kapısından girdim Cumhuriyet’in.

Muhabirlik, editörlük, hafta sonu ekleri yayın yönetmenliği, yazıişleri müdürlüğü, haber koordinatörlüğü ve son olarak da yazarlık yapmaya çalıştım.

Birlikte çok badire atlattığımız çalışma arkadaşlarım, dostlarım…

Birlikte çok ağır bedeller ödediğimiz gazeteciler, yöneticiler…

Birbirimize çok kızdığımız, kırdığımız ama daha çok kırıldığımız insanlar.

Haksızlıklar, suçlamalar, üstelik çok ağır suçlamalar..

Ağır bedeller…

İyileşse bile izi hiç geçmeyecek ‘kılıç yaralarımız’.

Özgür gazetecilik dedik. Ezilenlerin, sesi duyulmayanların sesi olalım dedik. Kimsenin etnik kimliğine, dinine, diline bakmaksızın gerçek, objektif gazetecilik peşinde koşalım dedik. Koşmaya çalıştık.

Buraya kadarmış.

Şimdi veda zamanı.”

BALBAY’A SORU

Ayşe Yıldırım 'Eski yönetimle karşılıklı anlaşarak yeni yönetimi rahatlatarak gitmeyi tercih ettim. Ama içimdeki gazeteci bu veda yazısında da beni rahat bırakmadı işte” dedi ve Mustafa Balbay’a bir soru yöneltti:

'Her şeye rağmen şunu sormadan gidemeyeceğim.

Cumhuriyet Vakfı’nın ‘eleştirel akıl yeniden gazetenin politikasına egemen olacaktır’ sözüne de küçük bir katkı olur belki.

‘Bu davada mağdur edilen Cumhuriyet yazar ve yöneticileri bugün gazeteden ayrılmış olsa da onları yargı karşısında savunmak, yine Cumhuriyet’in başlıca sorumluluğudur’ diye yazan Mustafa Balbay’a sorum.

O yazar ve yöneticilerin mağdur olmasına ‘neden’ olan davada bizzat savcılığın tanıklığını yapan bir isim vakfın başındayken ‘nasıl’ olacak bu?

Başka sorum yok…

YOLUN AÇIK OLSUN CUMHURİYET

Cumhuriyet’ten bir başka ayrılan isim de Selçuk Erez oldu. Erez bugün yayımlanan veda yazısında şunları kaydetti:

“29 sene önce Güneş gazetesinde yazıyordum. Bir gün Okay Gönensin bana “Gel, Cumhuriyet’te yaz” dediğinde dünyalar benim olmuştu. Bu sevincimin gerekçesini Cumhuriyet’in ekinde yayımlanan ilk yazımda şöyle anlatmıştım:

‘İnsan haklarına saygının yemin savmak için gerekli olduğunu sanan yöneticilerden, batık ekonomisine, yoz eğitim düzeyinden verimsiz sağlık sistemine kadar olumsuzlukların var olduğu bir ortamda iyimserliğimizi sürdürebilmek için gösterebileceğimiz gerekçelerden biridir Cumhuriyet.’

Bu gerekçeler, yirmi dokuz yıl boyunca geçerli oldu.

Cumhuriyet, bugün ihanet ve kötü niyet yanında cahillik ve beceriksizlik sonucu defalarca örselenmiş, göçmek üzere olan demokrasimizin geride kalan üç beş temel direklerinden biriydi.

Bu niteliklerini yitirmemesi gerekirdi.. Rüyamda görsem, böyle bir kâbusla bir daha karşılaşmamak için bundan böyle uykuya yatmayacağım bir noktaya evrildik.

Yazılarımda, ülkemde insanlıkla, demokrasiyle bağdaşmadığına inandığım gelişmeleri mizahı bol bir üslupla hicvederdim:

‘Mizah’ın baskıya direnmenin en etkin yollarından biri olduğuna inanıyorum ama içinde bulunduğum ruh hali, bu atmosferde mizah yapmaya elvermediğinden beni bir süre affetmenizi dilerim.”

'CUMHURİYET BİR KALE VE BİZ O KALENİN BEKÇİLERİYİZ'

Cumhuriyet yazarı Özlem Yüzak “Yargısız infazlar…” başlıklı köşesinde “Giden neden gittiğini anlattı da, kalan neden kaldığını anlatamıyor. Ve büyük bir yargısız infaz yapılıyor. Sahi biz niye kaldık? Bu toplu ayrılış kervanına katılmadık?” dedi.

Yüzak şu ifadeleri kullandı:

'At izi it izine karışır’ derler ya, tam da bu yaşanıyor bu günlerde Cumhuriyet gazetesinde olan bitenlerle ilgili dışarda, sosyal medyada... Fısıltı gazetesi tam gaz işbaşında. Sevdiğimiz arkadaşlarımız peş peşe ayrıldılar. Kimse onlara git demediği, yeni yönetim, aksine kalmaları için ısrar ettiği halde... Çiğdem Toker, Musa Kart, Kadri Gürsel, Tayfun Atay, Özgür Mumcu, Ceyda Karan ve diğerleri... Anlıyorum onları, diyebileceğim bir şey yok; olamaz da, takdir kendilerinin... Keşke bunların hiçbiri yaşanmasaydı, keşke adım adım bugünlere gelinmeseydi. Ama yaşandı. Giden gitti, kalan kaldı. Umarım bir süre sonra yeniden dönerler...

Giden neden gittiğini anlattı da, kalan neden kaldığını anlatamıyor. Ve büyük bir yargısız infaz yapılıyor. Sahi biz niye kaldık? Bu toplu ayrılış kervanına katılmadık?

Mağdurun yanında olmamakla suçlanmak, hain damgasını yemek için mi? Yeni yönetim yeni fırsat demek, kendimize daha iyi yerler açalım beklentisi içine girmek için mi? İddia edildiği gibi biraz da Saray’ın emrinde hizmet etmek için mi?

Biz neden buradayız biliyor musunuz? Cumhuriyet bir kale ve biz o kalenin bekçileriyiz. Kendimizi yeni yönetime ya da eski yönetime ait hissetmek zorunda değiliz. Hissetmiyoruz da. İşimiz gazetecilik. İşimiz doğru gazete yapmak. Kimi fikir emekçisi, kimi sayfa yapımda, kimi grafikte, kimi reklamda, kimi muhasebede, pazarlamada... Kasım 2016’da Cumhuriyet Vakfı yöneticilerinin PKK ve FETÖ suçlaması ile tutuklanmalarını takiben serbest bırakılmalarına kadar olan süreçte kesintisiz yanlarında olduk. Duruşmalarında hep vardık. Çünkü ortada AKP eliyle yapılan büyük bir haksızlık ve büyük bir mağduriyet söz konusu idi. Beraber güzel gazetecilik de yaptık, ama yönetimsel hataları karşısında sessiz de kalmadık.'

'KEŞKE BU MÜCADELEYİ BERABER VEREBİLSEK'

'Şimdi de aynısı olacak. Yine sessiz kalmayacağız...'  diyen Yüzak şunları kaydetti:

'Cumhuriyet ile yollarını ayırma kararı veren arkadaşlarımı anlıyorum; bu durumu Cumhuriyet’i karalama kampanyasına dönüştürme çabasına girenleri de. Çünkü amaçları belli. Ama şunu anlamıyorum: Aydın olma sorumluluğunun gereğini yerine getirmeden yargısız infaz yapanları, ki aralarında çok yakın dostlar da var.

- Aaa filanca da mı ayrıldı? AKP tamamen ele geçirmiş gazeteyi...

- Kendi arkadaşlarını ihbar eden insanların yapacağı bir gazetenin haberlerine de güvenmiyorum.

- İşten atılan kişilerin açıklamalarından aşırı ulusalcı bir tutum izlendiği algısını edindim.

Cumhuriyet gazetesi tarihi boyunca çok çalkantılar geçirdi. Şimdi de zor, yıpratıcı dönemlerinden birinin içinde. Bunu da atlatacak. Çünkü elimizde tek bir gazete var. O gazetenin Türkiye’nin aydınlık yüzü olması için okur olarak da, çalışan olarak da, yazar olarak da hepimize iş düşüyor. Keşke bu mücadeleyi beraber verebilsek...'

Siyasetcafe.com

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.