Fehmi Koru, Abdullah Gül'ün Tutmayan Planını Açıkladı
Cumhuriyet Gazetesine kapsamlı bir röportaj veren Fehmi Koru, Londra'daki öğrencilik yıllarından beri yakın arkadaşı olduğu Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün sessizliğiyle ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.
"Siyasette sessiz kalarak sonuç almak mümkün değildir. Abdullah Gül’ün şu anda sergilediği tavır siyasete uygun bir tavır değil" diyen Fehmi Koru, yakından tanıdığı Gül'ün sessizliğiyle ilgili şu değerlendirmede bulundu:
"Abdullah Gül'ün karakteri kendini meydanlara atıp itiraz listesi sunmaya müsait değil. Kendisine cumhurbaşkanlığı, başbakanlığı, bakanlığı yani devlete hizmet görevi vermiş olan siyasi partinin yara almasını istemiyor. Buna yol açabileceğini düşündüğü her türlü davranıştan kaçınıp çekiniyor"
Abdullah Gül'ün 2007'de Cumhurbaşkanı adayı olmak için Erdoğan'a direnç gösterdiğini ama aynı direnci Cumhurbaşkanı iken "Ben Başbakan olmak istiyorum" diye göstermediğini kaydeden Fehmi Koru, "kendi görüşümü söyleyeyim" diyerek, Gül'ün tutmayan planını şöyle özetledi:
"TEKLİFİN KENDİSİNE GELMESİNİ BEKLEDİ"
"Bakanlık, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapmış bir insan. Hala bir şey istiyormuş gibi algılanmasını istememiştir, bunu kendisine yakıştırmamıştır. Bu teklifin kendisine gelmesini beklemiştir. O dönemde de böyle bir şey olmadı."
Fehmi Koru'nun "kendi görüşüm" dediği açıklama aslında Abdullah Gül'ün kamuoyu ile paylaştığı eski bir açıklama...
Geçen yıl NTV canlı yayınına çıkan Abdullah Gül, siyasete geri dönecek misini sorusuna kendisinin Bakanlık, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yaptığını, bu anlamda bir beklenti içinde olmadığını ama ihtiyaç olursa üstü kapalı olarak görevden kaçmayacağını açıklamış ve özetle "ben talep etmek, teklif gelirse burdayım" mesajı vermişti.
İŞTE ABDULLAH GÜL'ÜN 17 EYLÜL 2015'TE NTV CANLI YAYININDA "SİYASETE DÖNECEK MİSİNİZ?" SORUSUNA VERDİĞİ CEVAP
Siyasi kariyerinizi nasıl planlıyorsunuz? AK Parti'nin başına gelir mi? Kritik anlarda ağırlığınızı farklı bir şekilde koymayı düşünmediniz mi?
Siyasi kariyer derseniz, Cumhurbaşkanlığı'ndan öte bir kariyer yok. Siyasetle geçti hayatım. Cumhırbaşkanlığı'ndan sonra o günkü şartlara baktım. Siyasetten resmen partili milletvekili olmadan da siyasetle geçtiğini söyledim. İhtiraslı bir siyasetçi olmadım hiç. Her şeyi 'muhakkak ben olayım' diye bir düşüncem olmadı. İhtiras benim motivasyonum olmadı. Cumhurbaşkanlığı yaptıktan sonra bu şartlar içinde olmamın doğru olmadığını söyledim. Tabi ki benim de gecem gündüzüm bunlarla geçiyor.
"İHTİYAÇ OLURSA O AYRI BİR KONU"
Ben burada oturmuyorum. Ben dışarıda ve içeride birçok toplantılara katılıyor ve fikirlerimi söylüyorum. Açık fikirlerimi söylemeye devam edeceğim. Birikimlerim bana ait kalamaz. Bunları samimi bir şekilde paylaşmam bir vazife. İleride ne gözükür ona bakmak lazım. Siyaseti bir hırs ve makam mevki içerisinde yapmadım. Benim yapabileceğim bir şey olursa ona bakarım. Kariyer açısından değil bu şüphesiz. Doymamış gibi bir siyasi merak içerisinde olamam. Bir ihtiyaç söz konusu olursa o ayrı bir konu. Tek arzum arkadaşlarımın başarılı olması.
VE BU DA FEHMİ KORU'NUN BUGÜN CUMHURİYET GAZETESİNE VERDİĞİ RÖPORTAJ'DA "GÜL'ÜN SESSİZLİĞİYLE" İLGİLİ AÇIKLAMASI
"Gül’ün şu anda sergilediği tavır siyasete uygun değil"
- Tam tersini düşünenler de çok: “Gül, şu anda yapacağı çıkışın karşılığı olmadığını biliyor, gelecekle ilgili beklentisi ve planı olduğu için sessiz?”
Ben buna katılmıyorum. Siyasette sessiz kalarak sonuç almak mümkün değildir. Abdullah Gül’ün şu anda sergilediği tavır siyasete uygun bir tavır değil. Siyasiden ne beklenir? Eğer cumhurbaşkanlığından sonra başbakan olmak istiyordu ise “ben olacağım” demesi gerekirdi. Partiyi şimdi Tayyip Erdoğan çeşitli yönlere doğru nasıl yönlendiriyor ise Abdullah Gül de cumhurbaşkanı iken bunu sağlayacak çıkışlar yaparak bunu elde edebilirdi. Bunu Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında 2007’de yapmıştı. Aday olarak başka bir ismin (Vecdi Gönül- S.O) ortaya döküldüğü bir ortamda Abdullah Gül, “Doğru olan öyle bir kişinin değil benim olmamdır” diyebildi.
Cumhurbaşkanı adayı olmayı başardı. Siyaset böyle davranmayı gerektirir. Ama Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığı sonrasında öyle davranmadı. Hala davranmıyor. Dolayısıyla davranışı siyasi bir davranış değil. Eğer siyasi bir niyet ile sessiz kalıyor ise bu zaten siyaseten yanlıştır. Eğer bir hevesi, beklentisi varsa, ki ben olmadığı kanaatindeyim, “bugün sessiz kalırsam ileride bana bir görev düşer” gibi bir düşüncesi varsa siyaset ona böyle bir şeyi vermez. Gelecek ile ilgili bir iddianız varsa siyaset sizin kendinizi ortaya koymanızı, kendinizi bir kadro hareketine dönüştürmenizi bekler. Gül'ün ise siyasi bir hesabı yok.
- Siyasi bir hesabı olmadığı halde bu gidişata dönük bir kayıtsızlık ve sessizlik içinde ise, bu ne manaya gelecek?
Çok yakından tanıdığım için söylüyorum. Abdullah Gül'ün karakteri kendini meydanlara atıp itiraz listesi sunmaya müsait değil. Kendisine cumhurbaşkanlığı, başbakanlığı, bakanlığı yani devlete hizmet görevi vermiş olan siyasi partinin yara almasını istemiyor. Buna yol açabileceğini düşündüğü her türlü davranıştan kaçınıp çekiniyor.
- Parti yara almasın, ülke yara alsın mı?
Öyle bir sonuç çıkarmanız da mümkün tabii. Mesela benim beklentim zaman zaman konuşarak, hatta yazılar yazarak, medyada açıklamalar yaparak görüşlerini toplumla paylaşmasıdır. Bu, kurucusu olduğu parti için de yararlıdır. Bunu şimdilik yapmıyor. Belki ilerideki dönemde yapabilir. Siyasetin başka bir kuralı daha var. Bir şeyi zamanında yapmazsanız zamanında yaptığınızda alabileceğiniz etkiyi, zamanı dışında yaptığınız davranışlarınızla elde edemeyebilirsiniz.
Dolayısıyla Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığındayken başbakanlığa dönmek gibi bir hevesi olsaydı, o hamleyi o gün yapmalıydı. Ki ben hevesi olmadığını zannediyorum. Bildiğimi size söyleyeyim. Cumhurbaşkanlığı süresinin bitmesinden epey önce, o zaman başbakan olan Tayyip Erdoğan'la kendisinden sonra Tayyip Bey’in cumhurbaşkanı olacağı konusunda bir konuşma yaptılar. Kendisi ile ilgili herhangi bir beklentiyi o konuşmada ya da sonrakilerde dile getirmedi. O konuşmada ya da daha sonraki konuşmalarında “parti ne olacak, başbakan kim olacak” konusunu gündeme getirseydi istediği bir sonuç varsa onu alırdı. Kanaatime göre Abdullah Gül “benim böyle bir niyetim var, partinin başına geçmeyi istiyorum” demediği için Tayyip Erdoğan kendisini bu konuda serbest hissetti. İstediği gibi davrandı.
- Bu tezinizle, Gül’ün cumhurbaşkanlığı görev süresini tamamlamasından hemen önce vurkaç yapar gibi kongre tarihinin değiştirilmesine, buna itiraz eden Sadullah Ergin’in aldığı cevaplara gideriz?
Evet, bunların hepsi oldu. Ben diyorum ki Tayyip Erdoğan kendisine Abdullah Gül tarafından “Ben başbakan olacağım, partinin başına geçeceğim” denseydi, 2007’de Cumhurbaşkanlığı seçiminde söylediği şekilde söyleseydi, Erdoğan bunların hiçbirini yapmazdı.
- 2007’de Gül, Erdoğan’a ne söyledi?
Biliyorsunuz 2007'deki cumhurbaşkanlığı seçiminden önce arada genel seçim yapıldı. “Halkın önüne çıktığımızda, ben cumhurbaşkanı adayı olarak konuştum. Şimdi eğer benden başka birisi aday olarak gösterilecekse ben buna karşıyım” dedi. Orada Bülent Arınç’ın da bir rol oynadığı biliniyor. Bülent Arınç da “Abdullah Bey dışında bir isim aday olarak gösterilecekse ben de adaylığımı koyacağım” dedi. Neticede diyorum ki, Abdullah Gül “Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakan Gül” formülünü düşünseydi bunun çaresini bulurdu diyorum.
"KENDİSİNE TEKLİFİN GELMESİNİ BEKLEMİŞTİR"
- Kendi niye öyle düşünmedi?
Kendi görüşümü söyleyeyim. Bakanlık, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapmış bir insan. Hala bir şey istiyormuş gibi algılanmasını istememiştir, bunu kendisine yakıştırmamıştır. Bu teklifin kendisine gelmesini beklemiştir. O dönemde de böyle bir şey olmadı.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.