1. HABERLER

  2. TEKNOLOJİ

  3. Fütüristlere göre Korona virüs sonrası Dünya nasıl olacak? Hepimiz Jetgiller gibi mi yaşayacağız?
Fütüristlere göre Korona virüs sonrası Dünya nasıl olacak? Hepimiz Jetgiller gibi mi yaşayacağız?

Fütüristlere göre Korona virüs sonrası Dünya nasıl olacak? Hepimiz Jetgiller gibi mi yaşayacağız?

Fütüristlere göre Korona virüs sonrası Dünya nasıl olacak? Hepimiz Jetgiller gibi mi yaşayacağız? Fütüristlerin yeni tip korona virüsü (COVID-19) sonrası yaşam hakkında bazı öngörüleri var.

A+A-

COVID-19 salgını ne zaman bütün dünyada son bulacak bilinmez ama sonrasında yaşamımızda birçok değişiklikler olacağı kesin.

Corona virüs salgınının gündelik yaşamlarımızı şüphesiz ki değiştirdi.. Salgın sonrası bu değişikliklerin kaçı yaşamımızda kalıcı olacak, kaçını da salgın sonrası terk edeceğiz.

Futuristlerin yeni tip korona virüsü (COVID-19) sonrası yaşam hakkında bazı öngörüleri var.

İşte o öngörüler;

Dünyanın en önde gelen fütüristlerinden Alvin ve Heidi Toffler, bundan tam 50 yıl önce hayatın giderek artan hızını konu ettikleri "Future Shock" (Gelecek Şoku) isimli kitabı yayınlamışlardı. Tofflerlar bu kitapta, giderek artan bu hızla birçok insanın başa çıkamayacağını ve bu yüzden toplumsal ve bireysel bir şok yaşayacaklarını savunmuşlardı.

Toffler Associates'in CEO'su Maria Bothwell, "Alvin ve Heidi Future Shock'u yazdıklarında kendilerini futuristik olarak değil de "gelecek odaklı bir stratejik danışmanlık şirketi" olarak tanımlamışlardı. Ama eşi benzeri görülmemiş bir değişim hızıyla mücadele eden küresel bir toplum fikrinden heyecan duydukları aşikardı” diyor.

Bothwell, ayrıca söz konusu şoku nasıl atlatacağımızın, adaptasyon yeteneğimize bağlı olduğunu ve yaşananları hafif karşılamaya çalışmanın yeterli olmayacağını söylüyor.

Kriz sonrasında "yeni normal" bizim için ne olacak?

 

futurist-yasam3.jpg

Yeryüzünde var olan iki toplum asla aynı olmaz ve o toplumu oluşturan birey, aile, kavim, hükümet ve şirketlerin birbirlerinden çok farklıdırlar.

Bothwell, "Tüm bu oluşumlar yeniliklere farklı hızlarda adapte olabilir ve senkronizasyon eksikliği uyuşmazlıklara yol açmaya devam eder. Bu da gelecekte 'şok' hissine kadar gider" diyor.

Bothwell, bugün yaşanan değişimlerin ne kadarının kalıcı olduğunu ve ne kadarının geçmişteki haline geri döneceğini bilmenin imkansıza yakın olduğunu söylüyor. Öte yandan Bothwell, yalnızca üç haftadır karantinada olmamıza rağmen değişikliklere uyum sağlamayı başardığımızı da vurguluyor

Bothwell’e göre; "Kriz sonrasında 'yeni bir normal' ile karşılaşacağız. Ancak bu bazılarının öngördüğü üzere devasa bir boyutta olmayacak. Ancak insanlar farklılıklara hazırlıklı olmalı."

 

futurist-yasam1.jpg

"Her gün yolda 2 saat geçirmeye son mu vereceğiz"

İngiliz astronom Sir Martin Rees, kendisini pandemiler konusunda "felaket tellalı" ilan eden bir bilim insanı.

Rees, "Kötümserliğin temelinde, bu tür olayların yeniden gerçekleşebileceği, buna 'kötü aktörlerin' neden olacağı ve daha fazla kötücül ve bulaşıcı değişken saçacakları fikri yatar" diyor ve devam ediyor: "Bu, influenza veya çiçek hastalığı ile yapılabilir. Neyse ki yeni virüs daha karmaşık ancak muhtemelen onu da hacklememiz yalnızca an meselesidir."

 

futurist-yasam4.jpg

Rees, "After Shock" (Şoktan Sonra) kitabına katkıda bulunan 50 isimden biri. Sözkonusu kitap, Future Shock'un ilk kez yayınlanmasının ellinci yıldönümü vesilesiyle yayınlandı.

Rees'in son fütürist çalışması, 2018'de yayınlanan "On the Future" (Gelecek Üzerine). Kitapta az da olsa pandemilerden ve bu bağlamda toplumsal kırılmalar ve birbiriyle bağlantılı dünyada ekonomik çöküşten "kaçacak hiçbir yer olmamasından" bahsedilmekte.

 

futurist-yasam2.jpg

İYİ SENARYO VE KÖTÜ SENARYO

Rees’e göre iyi ve kötü senaryo olmak üzere 2 tane senaryo var; "İyimser senaryo, bunun, iki ders alacağımız ve badirelerini atlatacağımız, 'bir defaya mahsus' bir olay olması" diyor. "Alacağımız derslerin ilki, dirençli olmayan, uzun tedarik zincirlerine bel bağlamamamız gerektiği. Bu tür olaylarla başa çıkabilmek için atıl kapasiteye, insanlara ve ekipmanlara yatırım yapmamız gerekiyor. Ancak bu çok olası değil. Alacağımız ikinci dersse, kent çalışanlarının her gün evle iş arasında mekik dokuyarak 'bir-iki keyifsiz saat' geçirmesinin gerekli olmadığını öğrenmemiz."

YÜKSELEN TREND EVDEN ÇALIŞMAK

Covid-19 krizinde hayata geçirdiğimiz veya daha sık uygulamaya başladığımız bir eylem işe gitmeyip evden çalışmak, yani "home office" yapmak.

futurist-yasam5.jpg

Araştırmalarını Berlin-Brandenburg Doğa ve İnsan Bilimleri Akademisi'nde sürdüren Isabella Hermann, bilim-kurgunun sosyokültürel ve teknolojik etkisi üzerine çalışmalar yürütüyor.

Hermann, bazı kuruluşların çalışanlarını evden çalışmak zorunda olmaktan "korumaya" çalışabileceğini söylüyor. "Bunun altında yatan kafa yapısı çok ilginç. Yani işin hayatınızın bir parçası veya yapmaktan hoşlandığınız bir şey olmadığı, bunun aksine her gün sekiz saat yapmak zorunda olduğunuz bir şey olduğu fikri. Hayatın da ancak buradan sonra başladığı."

Ancak Hermann, bu kuruluşların bile yeni teknolojilere uyum sağlamak zorunda kalacağını öngörüyor. Diyelim ki işinizi hallettiniz ve kucağınızda bilgisayarınızla çalışmaya hazırsınız. Peki şimdi boş kalan ofis alanını ve yaşamını o alanı temizleyerek kazanan düşük ücretli işçileri ne yapacağız?

Kim daha çok yarar sağlayacak? Her gün işle ev arasında saatler harcayan işçiler mi yoksa omuzlarındaki aşırı yükten kurtulan işverenlerimiz mi? Ev-ofis sınırlarının ortadan kalkmasından en çok kim fayda sağlayacak? Eğer WiFi bozulmuşsa çalışamayacak mıyız?

Akşam eş ve çocuklarımızla yemek yemeyi umarken, o saatte çalışmak zorunda mı kalacağız?

"Salgın sonrası dijitalleşme hızlanacak"

Connecticut Üniversitesi'nde Yapay Zeka, Zihin ve Toplum Grubu'nun direktörlüğü yapan Susan Schneider, "Pandeminin, online çalışabilmemizin mümkün olması için gerekli olan altyapının geliştirilme sürecini hızlandıracağını düşünüyorum" diyor.

Hızlı ağlar bugün, 5G teknolojisi sayesinde mümkün. Peki teknoloji her şeyin çözümü mü?

Örneğin, video konferans teknolojisine bir göz atalım. Kullanımı rahat olsa ve iletişim kurmayı kolaylaştırsa da, insanlar arası iletişimin önemli unsurlarından olan vücut dilini, kafa ve omuzlar dışında aktarmayı başaramıyor. Tüm sesler normal geliyor, mikrofonlar açılıp kapatılıyor, endişeli ve kızgın el jestleri iş arkadaşlarınıza yansımıyor.

Susan Schneider, iletişimin insani boyutunu kaybedeceğimiz endişesine sahip. "Pandemi sonrası dünyada şirketlerin insan emeğini daha az kullanması ve insan işçilerin yerini otomasyon ve yapay zekanın almasından korkuyorum. Bilgisayar ve robotlar hastalanmıyorlar."

Schneider, "İnsanların gelişmesine olanak sağlayacak bir yol bulmalıyız. Kendimize şu soruyu sormalıyız: İnsanları finansal açıdan nasıl koruyabiliriz, yaygın teknolojik işsizlik tahminimizden çok daha erken mi gerçekleşecek?" diyerek konunun önemini vurguluyor.

Bunun aslında şimdiden gerçekleşmeye başladığını söylemek mümkün. Önde gelen kriptograflardan David Chaum, koronavirüs ivme kazandıkça, enfeksiyon korkusunun "insani" etkileşimleri sınırlandırdığına ve bu şekilde bizleri elektronik iletişim sistemlerini daha sık kullanmaya ittiğine vurgu yapıyor.

Toffler Associates CEO'su Bothwell’e göre, "Hiçbir toplum değişimden kaçamaz, , nasıl değişeceğimizinse kendimizi birey ve gruplar olarak nasıl gördüğümüze bağlı olduğunu kaydediyor. Eski usulleri yeğlememiz de elbette mümkün "

Kendilerini "vizyoner stratejik danışman ve düşünce liderleri" olarak tanımlayan Foresight Canada'nın Genel Müdürü Ruben Nelson ise insanların "daha az hürmetkar, benmerkezci ve nefsine düşkün" hale geldiği görüşünde.

"Bu özellikler kısa vadeli kâr odaklı kurumsal dünya tarafından pekiştiriliyor. Bu şirketler bunu trilyon dolarlık reklam endüstrisi ve ekonomik büyümeyi fetişleştirmiş suç ortağı hükümetlerin desteğiyle yapıyor" diyor.

Değişim meselesine ilgi duyan Nelson, yaşadığımız dönemin "insanlık tarihine kazınacağı" görüşünde. Bu süreçten "beklenmedik" bir fayda görmemizin mümkün olduğunu kaydeden Nelson, "Bazılarımız, bilgi ve örgütlenmenin bazı dominant yollarının yaşamla ve karmaşık insani ve gayri insani sistemlerle başa çıkamadığının farkına varabilir. Bu, kültürlerimizin kavramsal temellerini güncellemeye odaklanmamıza yardımcı olabilir" diyor.

Peki sıfırdan başlamak mümkün mü? Sırf alışveriş alışkanlıklarımızı bile özlerken, kültürlerin tamamını değiştirmek nasıl mümkün olabilir?

Isabella Hermann’a göre, "İklim aktivistlerinin umduğu üzere tüketim alışkanlıklarımızda köklü bir değişim olacağını düşünmüyorum. Bu ancak 'sistem' değiştiği takdirde mümkün olur. Şu an yaptığımız şeyse sistemi bedeli her ne olursa olsun ayakta tutmaya çalışmak mümkün. Hiçbir şey, geleceği öngörmekten daha zor değil. Her türlü trend ve veriyi analiz edip türlü türlü senaryolar inşa edebilirsiniz ancak gelecek çizgisel değil "

 

Bu alışmamız gereken yeni yaşam tarzları sizlerin aklına da 80'li yılların fütüristik çizgi filmi Jetgiller'i getirmedi mi? 

 

 

tikla-banner-001.jpg

youtube2-004.jpg

 

Siyasetcafe.com

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler