Hürriyet'in Digitürk'ün Sansür Haberini Görmedi
Türk basın tarihine kara bir leke olarak yazılacak olan Digitürk'ün 7 televizyon kanalına sansür uygulamasına bir tepki de Gazeteci ve İletişim Uzmanı Sedef Kabaş'tan geldi.
Attığı bir tweet sebebiyle Ağır Ceza’da yargılanarak geçtiğimiz günlerde beraat eden Sedef Kabaş, Digitürk’ün sansür uygulamasını sert bir dille eleştirerek, iktidara yüklendi.
Bugün yaşanan dönemin daha önceki baskı ve darbe dönemlerinden farkını, baskının göz göre göre alenen yapılması olarak açıklayan Kabaş, ‘Çünkü bunu yapanlar şöyle bir hal ve tavır içinde; ‘’Türkiye Cumhuriyeti’nin yasaları bizim için geçerli değildir. Biz her türlü yasayı hiçe sayma ve çiğneme özgürlüğüne sahibiz.’’ Bu tavır içinde hareket ediyorlar.’ ifadelerini kullandı.
Daha iki hafta önce baskına uğrayan Hürriyet’in 7 kanala sansür haberini ilk sayfadan görmemesine şaşırmadığını belirten Kabaş, Türk basının sürekli dayak yemesinin gerekçesini açıkladı.
İŞTE O AÇIKLAMALAR:
BU DÖNEMİN ÖNCEKİ DÖNEMLERDEN FARKI, BASKIYI GÖZ GÖRE GÖRE ALENEN YAPIYORLAR
Daha önce de Türkiye bu tür baskı dönemlerinden geçmiş bir ülke. Ama bu dönemin diğer önceki dönemlerden farkı, buna açıkçası askeri darbe dönemlerini de dahil edebiliriz, daha önceki dönemlerden farkı, artık baskı yaptıklarını gizleme ihtiyacı dahi duymuyor olmaları.
Göz göre göre biz, bizim dışımızda düşünen her kesime hakaret edebiliriz, onları tehdit edebiliriz, onlara şiddet uygulayabiliriz, yargıyı adalet dağıtan bir mekanizma olarak değil bir cezalandırma aracı olarak kullanırız. İstediğimizin kanalını kapatırız, gazetesine baskın yaparız, gazetecileri işsiz bırakırız, tehdit ederiz, üzerinde büyük bir baskı yaratırız, hatta bununla kalmayız, adam gönderir, şiddet uygularız. Burnunu, kaburgasını kırarız ya da sadece yazdıkları bir tweet’i ya da makaleyi bahane ederek tutuklatırız, hapsederiz. Yani göz göre göre aleni bir şekilde, fütursuz bir şekilde biz baskının en alasını yaparız rahatlığı içinde davranıyorlar.
YARIN DAHA BÜYÜK SUÇLARA İMZA ATABİLİRLER
Çekinme, saklama, mahçup olma, gizleme ihtiyacı dahi duymuyorlar. O yüzden bu kanalların Tivibu’dan Digitürk’ten çıkarılması. Yarın öbür gün tümüyle kapatılması, başka gazetecilerin üzerine şiddet uygulanması, onların hesabının kapatılması, tehdit edilmesi..
Yani artık bunlara şaşırmıyoruz bile. Bunları aleni bir şekilde yapma konusunda en ufak bir tereddüt yaşamıyorlar. Savcı kararıyla bunu yapabiliyor mesela. Çünkü bunu yapanlar şöyle bir hal ve tavır içinde; ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin yasaları bizim için geçerli değildir. Biz her türlü yasayı hiçe sayma ve çiğneme özgürlüğüne sahibiz.’ Bu tavır içinde hareket ediyorlar. Ve bu çok sorunlu ve tehlikeli bir tavır. Yarın öbür gün daha büyük boyutta suçlara da benzer şekilde imza atmaya devam edecek, bütün bu yapılanlar yanlarına kar kaldığı sürece.
TÜRKİYE ADINA ÇOK TEHLİKELİ
Göz göre göre, fütursuz bir şekilde çalarız, her şey ortada, gerçekler ortada ama biz çok rahat yalan söyleriz, milyonların gözünün içine bakarak yalan söyleriz. Dün söylediğimizi bugün rahatlıkla inkar ederiz. Böyle bir lükse sahip olduklarını düşünüyorlar ve bu Türkiye adına çok tehlikeli.
CUMHURBAŞKANI EN BÜYÜK HAKARETİ HER GÜN KENDİ MAKAMINA YAPIYOR
Davutoğlu, ‘Gazeteciler soru sorduktan sonra evlerine rahat rahat gidebiliyorsa bu ülkede demokrasi var’ dedi. Ve tam da bu söylediğini taca çıkartan Ahmet Hakan olayı yaşandı. Bir gazeteci yaptığı program sonrasında evine rahat rahat gidemedi, kapısının önünde dövüldü.
Davutoğlu’nun söylemlerinin kimse kusura bakmasın ağırlığının olduğunu, inandırıcılığının olduğunu söylemek zor. Bu ülkede hukuku hiçe sayan bir yönetim var. Bundan daha vahimi ne olabilir ki.. Adalet, hukuk yoksa, biz mahkemelere güvenemiyorsak, mahkemelerin kararı olmaksızın insanlara baskı, zulüm, şiddet uygulanabiliyorsa ve şiddet uygulayıp baskı yapanlar yargı kararlarına rağmen yargılanamıyorsa, ifadeleri dahi alınamıyorsa, süreçler erteleniyor, öteleniyorsa..
Yöneticilerimiz, hükümet yetkililerimiz bile bile suç işliyor. Bunun da en büyük örneği Sayın Cumhurbaşkanımız. Kusura bakmasın, kendisine hakaret edildiğini söyleyerek ona, buna dava açıyor ama en büyük hakareti her gün sayın Cumhurbaşkanı kendi makamına yapıyor, Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden Cumhurbaşkanlığı’na yapıyor.
Sedat Ergin'li Hürriyet, 7 Kanala Yapılan SANSÜR'Ü GÖREMEDİ
HÜRRİYET’İN DİGİTÜRK HABERİNİ GÖRMEMESİNE HİÇ ŞAŞIRMIYORUM
Hürriyet’in Digitürk haberini ilk sayfadan görmemesine hiç şaşırmıyorum, neden şaşırmıyorum; ben hatırlarsan, Hidayet Karaca’yı hiç tanımıyorum ama ne kadar enteresan ki ben 'Hidayet Karaca’yı basın her gün sabahtan akşama kadar yazmalı' dediğimde insanlar çok şaşırdı. Ya da Mehmet Baransu’nun gazeteciliğini tartışırım ama kendisine yapılan bir zulümdür yapılamaz. Nedim Şener’e, Ahmet Şık’a yapılan da bir zulüm yapılamaz. Bugün Gültekin Avcı’ya yapılan da bir zulümdür, yapılamaz.
TÜRK BASINININ SÜREKLİ DAYAK YEMESİNİN SEBEBİ...
Her cenahtan hangi grup olursa olsun, gazetecilere yapılan korkunç bir baskı var. Biz bunu görmezden gelip, o bizim gazetecimiz değil, o cemaat, peki. Öbürü zaten darbeci, peki. Öbürü zaten Doğan’cı, e peki. Öbürü zaten bunlar bilmem neyin grubu, Nereye kadar? Zaten basının en büyük problemi bu. Basının en temel sorunu birlik, beraberlik içinde bir güç ortaya koyamamış olmaları. Bölük, pörçük, parça parça adacıklar oldukları için çok kolaylıkla dayak yiyorlar. Eğer adacık olmak yerine devasa bir kara parçası olabilselerdi güç birliği içinde, kimse o kara parçasını işgal edemezdi, problem bu.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.