1. HABERLER

  2. MEDYA

  3. Neden Sadece Zaferlerimizi Hatırlamak İstiyoruz?
Neden Sadece Zaferlerimizi Hatırlamak İstiyoruz?

Neden Sadece Zaferlerimizi Hatırlamak İstiyoruz?

Bir milleti millet yapan şey sadece zaferleri midir? Bir toplumu ileriye taşıyan şey yalnızca başarıları mıdır? Yenilgiler, büyük kayıplar ve trajedilerin hiç mi payı yok bizim varlığımızda?

A+A-

Yıllar önce Taksim’de bir terör bombası patlamış, beş insanımız hayatını kaybetmişti. Olay yerine on dakika kadar mesafedeydik. Haber ajansa düşer düşmez kameramanla yola çıktık. Vardığımızda birileri yerdeki kanları yıkıyor, başkaları da kırılan vitrin camlarını değiştiriyordu. Biraz sonra, sanki orada hain bir bomba patlamamış, insanlar ölmemiş gibi tüm izler silinmişti. Yerdeki kanların üzerine su döküp bir fırçayla süpürdükleri anı hiç unutamıyorum.

Her kentin, her toplumun kendine özgü bir ritmi var. Zaman sanıldığı gibi her yerde aynı hızla işlemiyor. Hatta zaman denilen şey kesintisiz, hiç kopmayan tek bir boyut da değil. Hepimiz hayatın belli anlarında asılı kalıyoruz. Bu yüzden “Zaman durdu” diyoruz. Bireyler için zamanın durduğu anlar varsa toplumlar için de vardır.

Arjantin’e ilk geldiğim günlerdi. Buenos Aires sokaklarını dolaşıyordum. Güneşin üzerinden hiç gitmediği bu ülke havası, sokakları ve insanıyla bana memleketimi hatırlatıyordu. Corrientes caddesiyle Callao’yu kesen köşede durdum; trafik lambasının yeşil yanmasını bekliyordum. Gayrı ihtiyari başımı önüme eğdim. Ayaklarımın altında kaldırıma işlenmiş bir yazı: 1977’de diktatörlük döneminde öldürülen bir gencin adı yazıyor. Burada öldürüldü, diyor. Dondum kaldım. Otuz yıl geçmiş aradan. Bir çocuğu buradan alıp öldürmüşler ve ismi halen orada yazılı duruyor. Şaşırdım.

Sonra dikkat ettim başkentin hemen tüm kaldırımlarında buna benzer kurbanlardan bahseden yazılar bulunuyordu.1976- 1983 yılları arasında hüküm süren cuntanın öldürdüğü otuz bin Arjantinlinin adları kentin her yerinde karşıma çıkıyordu.

Yine Buenos Aires merkezinde, Devlet Başkanlarından Sarmiento’nun adını verdikleri büyük bir tren istasyonu var. Kuzey mahallelerine giden trenlerin kalktığı bu istasyonun hemen yanında bir harabe duruyor. Yanmış bir eğlence yeri olan binanın önünde yüzlerce eski ayakkabı asılı duruyor. “Cromañon” isimli bu dans kulübü 2004 yılının 30 Aralık gecesi 194 gence mezar olmuş. Dışarıda asılı ayakkabılar da orada can veren kurbanlara ait. Cesetleri taşıdıklarında geriye bu ayakkabılar kalmış.

Kentin en işlek yerinde yanmış bina da ayakkabılar da öylece duruyor. Toplum tarihin bir anında asılı kalmış ve onu unutmaktansa her gün yüzleşmeyi tercih ediyor. Acılarına duydukları saygıdan ve belki de toplumsal bilinç denilen şeyin uzun bir süreç aldığını gördüklerinden.

O günlerde yeniden bir fırçayla süpürülen yerdeki kanları anımsadım. Peki biz neden bu kadar aceleciyiz acılarımızın izlerini silmek için?

Depremlerde on binlerce insanımızı kaybettik. Bir hafta sonra dozerler molozlarla karışmış cesetleri toptan götürüp gömdü. Patlayan bombaların, ellişer yüzer verdiğimiz şehitlerin haddi hesabı yok. Gidin bakın bir tanesinin olduğu yerde bir anıt, hatıralarına saygı için konulmuş tek bir işaret yok.

Niye sadece zaferlerimizi hatırlamak istiyoruz?

Bir milleti millet yapan şey sadece zaferleri midir? Bir toplumu ileriye taşıyan şey yalnızca başarıları mıdır? Yenilgiler, büyük kayıplar ve trajedilerin hiç mi payı yok bizim varlığımızda?

Düşünün bir; sizi siz yapan karakterin oluşumunda başarısızlıklarınızın, yaşadığınız travmaların etkisi nedir? Bir benzetme yapmak gerekirse; her araç sahibi bir kez olsun hız ibresini sonuna kadar zorlamıştır. Fakat trafikteki hareket tarzımızı bu mu yoksa geçirdiğimiz basit bir kaza mı daha çok belirler?

Güçlü insanların ve milletlerin karakterinde başarısızlıkların ve acıların büyük payı vardır. Çünkü o zor anlarda ayakta durup ve acıları aşacak cesarete sahip olamayanlar büyük zaferlere koşamaz. Kendi trajedileri ve zayıflıklarıyla yüzleşmekten korkanlar ise asla zaaflarını aşamaz.

Sürekli ve deli gibi koşturarak yalnızca enerjimizi, kaynaklarımızı ve en sonunda kendimize olan inancımızı yitiririz. Kayıplarımızı ve yenilgilerimizi düşünmek için onlara yer açmamız gerekir. Trajedilerimize, acılarımıza gereken değeri vermeliyiz. Şehitlerimizi, felaketlerde kaybettiğimiz insanlarımızı, yenildiğimiz muharebeleri düşünmeliyiz ki tarihimiz de boşluklar oluşmasın. O boşluklar ki bir milleti çöküşe götürmesin.

 

Özgür Uyanık

siyasetcafe.com

 

Çatışmak mı Çatışmamak mı? - Özgür Uyanık

İnsan eviyle vardır (Atatürk’ten Che’ye, Frida’dan Neruda’ya büyük adamların evleri) - Özgür Uyanık

 

 

Bu haber toplam 1749 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum