1. HABERLER

  2. MEDYA

  3. Nihat Genç parti kuruyor! İsmini bile açıkladı
Nihat Genç parti kuruyor! İsmini bile açıkladı

Nihat Genç parti kuruyor! İsmini bile açıkladı

'Kardeşlerim, bir duyurum var, ölmez de kalırsak' diyerek yazısına başlayan Gazeteci Nihat Genç, yeni bir parti kuracağını açıkladı. 

A+A-

Gazeteci Nihat Genç, Veryansın Tv'de 'Milli siyaset hareketi' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

'Kardeşlerim, bir duyurum var, ölmez de kalırsak' diyerek yazısına başlayan Genç, yeni bir parti kuracağını açıkladı. 

Daha öncede parti kurma hazırlığı içerisinde olduğunun sinyallerini veren Genç, 'Başta Veryansın Tv yazarları, uzun zamandır oturup seri toplantılarla üstünde döne döne çokca tartıştığımız yeni bir siyasetin tohumlarını şimdi bugün atmak için çalışmalıyız.' dedi.


İşte o yazı;

 

An itibariyle, virüs salgını, Chattam House’e koşup ‘sıcak para’ vaadiyle kurulmuş partilerin hepsini bitirdi. Arkalarını sıcak paraya bağlamış ve sıcak para vaadiyle projelendirilmiş parti ve kişilerin hepsini Allah çöp etti, sonunu getirdi. 

İnsanlık, hepimizden, başkasına bel bağlayan, dışarıya bel bağlayan, değil, insanlık bizden, bugüne dek duyulmamış bir aşkla ‘insanı’ istiyor, insan’ı bekliyor. 

Eski Türkler’in inancı şamanizm, Tanrı ‘içimizde’ der, Anadolu erenleri bu inancı yakılma kovulma pahasına toprağımızda kökleştirir, Tanrı ‘içimizde’, Tanrı, dağların çiçeklerin ağaçların ve bedenimizin içinde. 

İçimizde olan şey ‘aşk’tır, aşktan başka efendi üstün büyük vs. yoktur. 

Bizler, cumhuriyetin çocukları şarkısı türküsü bu kültürle büyüdük, ne kilisenin kapısından geçtik ne şarlatanların bitmeyen çorbalarından içtik. Ve salyalı köpek suratlıların donunu koklayanlara karşı ve katil PKK’yı yanına almış libarellere karşı bir gün olsun soluk almadan amansız bir savaş verdik. Hayatımızda tek bir an bir saniye olsun bu virüsleri doğurup yayan ne liberallere inandık ne de fikirlerimizi parayla satıp ona buna yanaştık. 

Artık ya insanlık ya ‘yok oluş’la karşı karşıyayız. 

Virüs gösterdi ki hepimizin aynı ve tek bir bedeni var, o tek vücut: insanlık.

Virüs gösterdi ki ruhumuzu arayacağımız yer: İnsanlık! 

Birimiz korkarsa insanlık korkar birimiz sevinir mutlu olursa insanlık sevinir.  

Benden sana ne, senden bana ne, çağları sona erdi. 

‘Para’nın çağı bitiyor, çıkarın hırsın tapınakları yıkılıyor. 

Eğitimden sağlığa hepimizi eşitleyen Allah’a bin şükür Allah’ın lütfu işte yepyeni kamucu siyasetlerin arefesindeyiz. 

Bir düşünün, salgından bir gün önce bir apandist ameliyatını elli milyara yapan özel hastanelere mahkum edilmiştik, işte Amerika’yı çaresiz bırakıp batıran sağlık sisteminin ‘özel hastaneler’ üzerine kurulu olması, nükleer bombayı akıl ettiler ama bir solunum cihazı üretmeyi akıl edememişler. 

Bir düşünün, on yaşındaki çocuklarının okulu için her ay beş bin liraya yakın masraf yapan aileler, üstelik her sabah okulları beş-on km. uzakta arabayla minübüsle gidiliyor, oysa, her mahallede pekala hepsinin gidebileceği en ücra köylere kadar okulları vardı.  

Bir düşünün, profesyonel askerlik adı altında herkesin ödemesi gereken vatan hizmetini paralı hale getirdik.  

Hırsımıza yenildik, askerlikte, eğitimde, sağlıkta eşitliği bozduk, parası olanı kayırdık.  

Hastaneleri özel diye ayırmasak okulları askerliği paralı yapmasak, öğretmenlerin maaşını eşitlesek, zengin-fakir herkesin çocuğunu aynı sıralarda yan yana oturtsak, ölür müyüz? 

Ve tarımda onbinlerce köyü boşalttık ve tarlalarımızı çiftçilerimizi bankaların ve büyük şirketlerin insafına bıraktık. Şimdi tarlalarımız ve tedarik zinciri bizden büyük bir istihdam bekliyor. 

Ne kadar yapmayın etmeyin desek laf dinletemedik, sonunda, salgınla, bu delirmiş vahşi düzene doğanın kendisi müdahale etmeye başladı. 

Artık tarımda, sağlıkta, eğitimde, askerlikte, herkesi eşitleyen milli politikalar ‘zorunlu’ hale gelmiştir.  

Vahşi kapitalizmin uzun sürmesi zaten mümkün olmayan sahte mutluluk gösteri çağı sona eriyor. 

Bir anlık şehvet ve hırs bir siyasetçiyi bir işadamını bir anlığına geçici süre mutlu etti ama bu bir anlık şehvet ve hırs, ibreti alem, insanlığın sonunu getirdi. 

Artık hepimizi kardeşleyecek çok uzun sürecek mutluluğun hepimizi eşitleyecek kamucu politikaları siyaset sahnesine taşımanın zamanıdır. 

Kardeşlerim, unutmayın, vahşi kapitalizm hepimizi aldanılmaya çok meyilli insanlar yapıverdi, kim yalan söylese kim boş vaatler sıralasa, inanır olduk, boş adamların sonu işte kabus cehennem bomboş hayallerine bağlana tapına nihai varolan dünyanın sonuna geldik. 

Kardeşlerim, salgın kapıyı çaldı, insanlık kıyımdan geçiyor, şehirlerimize kıran girdi ve hala biri çıksa bir yalan söylese de peşine düşsek diye yine şarlatanlara mı bel bağlayacağız? 

Vahşi kapitalizmin tanrıları öfke saçıyor, salgın hepinizi-hepimizi artık istesek de asla aldanmayacak şekilde tımar ediyor, şu anda tecrit edildiğiniz evlerde beyinleriniz tornadan geçiyor.  

Vahşi kapitalizmin çok bilmiş sıcak paracıları şehvetlerine yalanlarına öylesine tutkuyla bağlıydılar ki bizlerin isyanını acılarını trajedilerini hiç bir zaman duymadılar, ne doğanın can çekişmesini ne insanlık trajedilerini bir saniyecik görmek anlamak istemediler. 

Kardeşlerim, unutmayın, ölmez de ayakta kalırsak, şehvet ve çıkarlarının oyuncağı vahşi kapitalizmin bu siyasetçilerinin şimdi unufak olan tapınaklarını şirketlerini siyasi kimliklerini, önce beynimizde kalbimizde yargılamadan, hiç birimiz ve hiç bir ülke, kendini mutlu ve özgür asla hissetmeyecek.  

Bu itibarla, başta Veryansın Tv yazarları, uzun zamandır oturup seri toplantılarla üstünde döne döne çokca tartıştığımız yeni bir siyasetin tohumlarını şimdi bugün atmak için çalışmalıyız.  

Yeni ve milli bir anayasa hazırladık ve kamucu politikaların aciliyeti konusunda fikir birliğine varmıştık. 

‘Bir şey yapmalıyız’ demiştik, öncelikle, holding medyasının boğup yok saydığı sesini çıkartıp siyaseten öne çıkartılmayan temiz çalışkan mesleklerinde yetkin bir çok aydın akademisyen ve yazarlar ve siyasetçileri SİYASET SAHNESİ’ne el birliğiyle taşıyabilmeli, siyasete yepyeni bir kapı açabilmeliyiz, diye aramızda kararlaştırmıştık.  

Ve mesela, bugün siyaset sahnesindeki hiç bir partiye ve adaya oy vermemek konusunda fikir birliğine varmış kendi yatağımızı kendimiz sereceğiz diye birbirimizin elini tutmuş yeminler etmiştik.  

Artık zerre kuşku yok siyaset sahnesine yepyeni yerli kendine güvenen kamu politikalarını ve milli anayasayı teklif edecek yeni adaylar yeni bir siyaset gökten vahiy iner gibi Allah’ın da emri, şart oldu.  

Bir parti kurmanın kırtasiyesi ve gereksiz aşırı yükü altında boğulmanın da alemi yok, demiştik. 

Yapabileceğimiz ilk şey, Milli Siyaset Heyeti, Milli Siyaset Hareketi ya da Milli Siyaset Partisi (kısaltılmışı: Mis Parti) Türk siyasi sahnesine yeni bir ‘siyasi hareket’ hazırlamak.

Ve cumhurbaşkanlığı ve belediye başkanlıkları vb. seçimlerde kendi adaylarını aydınlarımız eliyle milli iradesini cesaretle koymak diye aramızda söz kesmiştik.  

Öncelikli hedefimiz kamucu milli siyaseti topluma konuşturmak, öncelikle, ölürüz kalırız, bizden sonraki nesillere tutunabilecekleri geçmişi şaibesi lekesi hiç olmayan tertemiz milli bir siyasi çizgiyi işaret ve emanet etmek.  

Ve aramızda geleneksel siyasetimizin bir hastalığı olan tek bir lider etrafında toplanılması fikrine inanan da hiç çıkmamıştı, bu yüzden en önde beş kişilik ya da yedi kişilik bir heyet, zaman her şeyi şekiller, ardında gölge kabine gibi çalışan mesleğinde yetkin arkadaşlarımızı işaret etmiştik. 

Kardeşlerim, bunca zaman direnerek yazıp çizdikleri ve soylu siyasi duruşlarıyla bir çok yazar ve akademisyenin yazılarını dikkatle takip edin, işte bu yeni siyasete hazırlıklar içindeydik. 

Gülümser Heper, Yavuz Alogan, Mustafa Önsel ve Hasan Atilla Uğur, Ahmet Yavuz, Birgül Ayman Güler ve Ümit Kocasakal isimlerine dikkat edin, öteden beri neler söylüyorlar. Ümit Kocasakal’ın önümüzdeki günlere hazırladığı yazıları da bekleyin. Ve hangi mecrada olursa olsun kamucu politikalar üzerinde yazıp çizen cumhuriyete bağlı çizgisinden zerre taviz vermeyen mesela Barış Doster gibi yazarlara kulak verin. Günü ve saati gelince bu sütunlarda adlarını yazılarını işaret edeceğimiz yıllarca seri toplantılarda oturup yüz yüze konuştuğumuz nice aydın akademisyen arkadaşlarımız olduğunu da unutmayın.  

En temel meselelerde ve bir çok konuda hem fikiriz ve bir çok konu kamuoyu önünde tartışılmaya açık ve hazır.  

Üstüne, kırmadan dökmeden ürkütmeden toplumun tüm kesimleriyle iyi geçinecek yeni bir siyasi dil arıyoruz. Mesela, mesleki kesimleri ürkütecek çok radikal değil durumuna ve ihtiyacına göre iyileştirici tedrici politikalardan yana uzun uzun konuştuk, yazdık.  

Kardeşlerim, sizler de, bir yere mensup olmak için oraya müracaat edip üye olup kayıt olmanız hiç gerekmez, okuyucumuz, twit ve yorum sayfalarında mütemadiyen milli siyaset hareketi etrafında katkılarda pekala bulunabilir, milli siyaset hareketini yeni isimler ve fikirlerle tartışabilir.  

Ölmez de kalırsak, işte bunları söyledik, geçmişinde FETÖ’cü PKK’lı Avrupacı liberal fikir ve siyasetlerle zırnık lekenlenmemiş Cumhuriyet’in Çocukları, ülkemiz ve insanlık bizi çağırıyor! 

Hiç bir ülkeye hiç bir ideolojiye, kimseye muhtaç değiliz. 

Hepinizi, erdemin, bölüşmenin, dayanışmanın, çalışmanın, direnmenin, insan olmanın en yüksek heyecanlarına işte bu tartışmanın olgunlaşıp beden bulmasına çağırıyoruz! 

Geriye dönüş ve çıkış yolları kapanmıştır, kapandığımız evlerde bütün bunları bir daha enine boyuna düşünün tartın, bir gün evlerimizden çıktığımızda hazır olun, tarlalarımız atelyelerimiz yazılarımız, istihdamımız ve eşitleyici kamucu politikalara özlememizle, milli seferberliği artık enine boyuna önünüze koyun.  

Ne bir hayatınız kaldı ne geliriniz işiniz, hala aşıdan daha etkili bir ‘yalan’ bulsalar da kaldığımız yerden devam etsek diye konuşuyor holding medyasında utanmaz yüzsüz liberaller.  

25 yaşında veremden öldü, romantik İngiliz şairi, John Keats, o kısacık ömründe iki yüzyılın en güzel cümlelerini yazdı: ‘Güzellik doğruluktur, doğruluk ise güzellik, hepsi bu, yeryüzünde bildiğin ve bilmen gereken her şey.’ 

Sadece gen haritasını değil sözün doğrulukla ahlakla dizilimini bozdular, bela burdan geldi. 

Bırakın salgın lezzetle ibreti alem yiyip bitirsin vahşi kapitalizmi. Bu satırları sessizce izlemekten vazgeçin, bırakın vüris, insanlığın ve doğanın sırtında asalak yaşayan borsaların sonunu getirsin. 

Virüsün ilk saldırısı değil bu, savaşlarda savaştan çok kurban verdiğimiz, verem tifo sıtma kolerayla yokluklar içinde öksüre titreye can verenlerin torunlarıyız, biraz hayal gücünüzü kullanın, bu virüs ilk değil son da olmayacak, üstesinden gelebiliriz değil, üstesinden kaç kez geldik! 

Asıl virüs iradesizlik ve başkalarının ağzına bakmaktır. Asıl virüs dünyayı batırıp bitirip sonra hala ekranlarda yüzsüzlükle aynı şeyleri utanmaksızın konuşmaktır. Tecrit edildiği solunum odasında sessiz nefes alışına kulak dayamış korkudan başka elinde başka bir şey kalmamış insanlara bakın hala aynı martavalları hiç utanmadan hiç suçluluk taşımadan söylüyorlar.  

Kardeşlerim, hazır ordumuz, canayakın gözükara fedakar insanlarımızdır, umut, dünyanın öbür ucunda değil, umut, nam salmış coğrafyamızın üretimidir, yepyeni bir yolculuğa hazırlıktır, üstüne bastığımız bu yer çok namlı ve gururlu bir toprağın adı, Türkiye Cumhuriyeti’dir. 

Akdeniz Ege binlerce sıcacık sahiline, Çukurova, Konya, Biga, Sandıklı, Niksar, Silvan, binlerce ovasına, Toros, Karadeniz binlerce yaylasına, mest olmamış tek bir insanoğlu yoktur, sonuncusu bağımsızlık ve varolma savaşı, yüzlerce savaştan geliyor, bir yenisi insanlık ve vatan görevi.  

Yeniden arı karınca yeniden kelebek olacağız. 

Zaten kelebek değil miydik, kelebekler gibi üç gün yaşayan. 

Çocuklarımız ve geleceğimiz için, her dakikası onurla yaşanmış, bir yeni üç gün’e daha hazırız!'

 

 

Siyasetcafe.com

 

Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.