Sazak, 'TÖRE BAŞBUĞDUR'
MHP Genel Başkan Adaylarından Süleyman Servet Sazak, Başkanlık Sistemi adı altında ülkenin 'Tek Adam Rejimine hapsedilmek istendiğini ancak, Türk tarihinde töre konuşunca Han'ın sustuğunu ve Türk Milleti'nin tarih boyunca gerçek Başbuğunun TÖRE olduğunu
Başkanlık Sistemi için gerekli olan Anayasa Değişikliği Referandumu hakkında siyasetcafe.com görüşlerini aldığımız MHP Genel Başkan Adayı Süleyman Servet Sazak, Türk tarihi boyunca TÖRE ve meşveretin önemine vurgu yaptı. Sazak, kendisine sorduğumuz soruları içtenlikle cevaplayarak, 16 Nisan Referandumu öncesinde çok çarpıcı açıklama ve yorumlarda bulundu.

Sayın Sazak; 16 Nisan referandumuna sayılı günler kala, Hayır diyen bir Ülkücü olarak sizin de görüşünüzü almak isteriz. Anayasa değişikliği konusunda fikriniz nedir?
Konjonktüre göre tarih okumak ne kadar sakıncalıysa, konjonktüre göre gelecek inşa etmek o kadar sakıncalıdır.Anayasalar bir toplumun, bir milletin birbirleriyle ve devletle bir arada yaşama mutabakatıdır. Hezeyanlarınıza göre, travmalarınıza göre, ideolojik kusurlarınıza göre anayasa yapamazsınız. Her yeni anayasa bir irade yenilemesidir. Bir yandan toplumsal yarılmayı derinleştirecek, bir yandan biat etmeyeni düşmanlaştıracak, bir yandan tarihin dışında kalmış kinlerinizi bugüne taşıyacak; ancak yeniden irade tazelemesi isteyeceksiniz… Bu durum son kertede ne insanidir, ne ahlaki, ne de adaletin doğasına uygundur.
Hele bugünkü dayatılmış taslağa mesnet gösterilen “yasadışı fiili durumu yasal hale getirmek” özü itibariyle yasadışı fiili duruma yasaları suç ortağı yapmak demektir. Bu, özel anlamıyla söylüyorum, bir siyaset tilkiliğidir. Ayıptır, millete hakarettir.
Anayasal hiçbir dayanağı, hukuki hiçbir mesnedi olmamasına rağmen sadece seçilmişlikten yola çıkarak kendini ortaya koyan bir yasa tanımazlık; kurumsallaştırılmak istenmektedir. Özeti budur. Bu çaba milletimizin kültürel kodlarına, yaşama kodlarına, bir arada olma kodlarına yakışan bir durum değildir.
Soru: Türk Milletinin kültürel kodları demişken sormak istiyorum; “Türk tarihi senelerdir tek adamla yönetildi” cümleleriyle karşılaşıyoruz çoğu zaman?
Kadim kültürümüz adalet, ahlak ve estetik üzerine kuruludur. Adalet, ahlakın inşa; ahlak, adaletin estetik yorumudur. Türk’ün Hakanı, Türk’ün Başbuğ’u, Türk’ün Padişah’ı bu üçü arasındaki derin bağı, kültürel bağı, insani bağı tesisle yükümlüdür. Yetkileri bunları inşa edesiye kadar sınırsız, bunlara dokunduğu noktada hükümsüzdür. Başbuğ Töredir… Tarihi çarpıtabilmek için yedeğini alanlar unutmasınlar ki; kadim kültürümüzde töreye diz çöktürecek hiçbir tek adam olmamıştır.
Töre konuşunca han susar ve kadim Türk medeniyetleri “mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” düsturu üzerine kuruludur. Bireyin hayatını yönetmekten, bireyin inançlarını yönetmeye kadar toplumsal bağı denetlemekten gelecek ülküsünü tanzim etmeye kadar ancak kral tanrılara verilecek yetkilerle adalet tesis etmek Türkiye ile alay etmektir. Töreyle alay etmektir, ahlakla alay etmektir, adaletle alay etmektir. İslam ile alay etmektir. Birilerinin pranga diye betimlediği demokrasi kültürünü biz oradan buradan ithal etmedik; Türk’ün yaşama kodlarından, Türk’ün varolma kodlarından, Türk’ün inanma kodlarından bugüne taşıdık.
Sık sık Hakan, Başbuğ, Padişah göndermesi yapanların töre meclisine, toya, kurultaya, meşverete, istişareye işaret etmemeleri bir kavram cambazlığıdır. Türk’ün yönetme üslubunda keyfilik yoktur. Bir yandan adalet mülkün temelidir diyen bir medeniyetin mirasına sahip olacak, diğer yandan bütün mülkiyet haklarınızın tesisini, teminini ve tanzimini denetimsiz bir tek adamın insafına terk edeceksiniz. El insaf tabirinin yakışacağı tek durum burasıdır.
Beka sorunuymuş, on küsur yıldır tek parti çoğunluğuyla hükümet edecek, beka sorunumuz var diye feveran edeceksiniz… Türkiye’nin beka sorunu var diyenler Türkiye’yi beka sorunu yaşar hale getirenlerdir. Bu bir siyaset arsızlığıdır, bu Türk Milletinin hassasiyetlerinden, değerlerinden, samimiyetinden yapılmış bir ideolojik hırsızlıktır.

Soru: Beka sorunu dediniz ama Evet için meydanlara inenlerin asıl argümanı “beka sorunu”?
Beka sorunu dedikleri son on beş yılın yönetme kusurudur. Beka sorunu dedikleri son on beş yılda parti aklının, devlet aklını teslim almış olmasıdır. Beka sorunu dedikleri son on beş yıldır, aynı niyet yırtığına sahip olanların devleti paylaşamama sorunudur. Beka sorunu dedikleri bireyin hayatını - bireyin mülkiyetini, milletin hayatını - milletin mülkiyetini kimin yöneteceği sorunudur. Bugün bu sorunu üretenler, daha doğrusu son on küsur yılın yürütme aktörleri; yasadışı bir üslupla yargının ve yasamanın bütün alanlarını ihlal etmiş olmalarına rağmen daha çok yürütme yetkisi istiyor. Aklımızla alay mı ediyorsunuz?
Bu milleti kadük, niyeti bozuk bir cemaat kültürünün, biat kültürünün çeri çöpü gibi algılayan idraki kısırların bugün talep ettiği yetki; senelerdir kullandıkları yasadışı yetkidir.
Bugün beka sorunu diye meydanlara inenler asıl Türkiye’yi beka sorunu yaşar hale getirenlerdir. Senelerdir hain örgüt PKK ile çözüm süreci adı altında müzakere yürüten biz miydik? Ya da İslam düşmanı, insan düşmanı cemaat/örgütle kursak ortaklığı, niyet ortaklığı yapan, ülkemizi parsel parsel satan biz miydik? On küsur yıldır avazımız çıktığı kadar haykırıyoruz; bu ülkeyi beka sorunu yaşar hale getiriyorsunuz, kullandığınız siyaset üslubu düşmanlaştırıcı bir üslup, toplumun çimentosuyla oynuyorsunuz, toplumsal yarılmayı derinleştiriyorsunuz… O gün servetin şehvetiyle, iktidarın şehvetiyle bu ikazlarımızı görmezden gelenler; bugün, beka sorunu var bizi kurtarın diyorlar.
Kullanamadıkları yetki nedir, hangi iktidarsızlıkları anayasal bir eksiklikten kaynaklanmaktadır? Ülkemizi taşıdıkları mezhepçilik çukuru anayasa talimatı mıdır? Dolar’ı üç buçuk TL’ye çıkaran hangi anayasa maddesidir? Bütün yetkilerin tek adamın iradesine teslim etmek hangi ekonomik verileri düzeltecek, hangi mutfaktaki yangını söndürecektir? Senelerdir hain örgüte koltuk ikram eden hangi Hollanda’dır?
Sorunun sebebi olan aktörlerin yetkisini genişletmek sorunu genişletmek demektir. Güldürmesinler. Tecavüze uğramış bir kız çocuğunun geleceğini kurtarmanın yolu; tecavüzü yasalaştırmak değildir. Kusura bakmasınlar, siyaset meydanlarında bunca çıkarılmış kirli gömlek, bunca yutulmuş söz, bunca çiğnenmiş yemin, bunca kutsallaştırılmış yalan varken; Türk Milletinin güven problemini ortadan kaldıramazsınız.
Soru: Diğer taraftan hayır diyenlerin blok tasnifine maruz kalması. Mesela PKK hayır diyor, Fetö de hayır diyor gibi sıralı cümleler kullanıyorlar?
Blok tasnifi yapanlar, kafası bloke olmuş kişilerdir. Bizler ülkücüyüz. Biz Ülkücünün yanında saf tutacağı tek kişi yine bir Ülkücüdür. Daha doğrusu Türkiye’dir. Yeterince açık değil mi? Ya tek adam ya Türkiye diye soruyorlar… biz TÜRKİYE diyoruz. Özeti budur.
Ben kuvay-ı milliye geleneğinden gelen bir dedenin torunu, Ülkücü olmanın Ülkücü kalmanın bütün bedellerini ödemiş bir ailenin çocuğuyum. Ben Türk Milliyetçisiyim, ben Ülkücüyüm, ben elhamdülillah Müslüman’ım, ben haktan yanayım, terazim adalettir. Geçmişimde ne kan örgütü PKK ile İmralı’da, Oslo’da yan yana oturmuşluğun lekesi, ne din baronu Fetö ile niyet ortaklığının ayıbı vardır, ne de haramilerle kursak ortaklığı yapmış olmanın utancı vardır…
Var olduğum günden beri bu ülke için değer üretmeyi, bu ülke için erdem üretmeyi, bu ülke için üretmeyi Ülkücülük bilen bir kardeşinizim; benim hayır’ım, Türk’ün hayırıdır. Benim hayır’ım Ülkücü bir duruşun hayırıdır, benim hayır’ım ahlakın hayırıdır, benim hayır’ım adaletin hayırıdır.
Soru: Yine sıkça kullanılan “tek dil, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” söylemleri var.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu ideolojisi Türk Milliyetçiliğidir. Dilimiz Türkçe’dir. Bayrağımız binlerce şehidimizin kanıyla sulanmıştır. Vatanımız tektir, Devletimiz tektir zaten. Bunları söylerken Onların kastı nedir, bilmiyoruz. Hangi millet, hangi devlet hiç açıklamıyorlar. Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz; 15 Temmuz’da karşımıza dikilen hainleri, paralel devleti başımıza bela edenler kimlerdi? Hendek savaşı ile bazı şehirlerimizde sokak hâkimiyeti iddiasına girişen Pkk silahlanırken kim, ne yapıyordu?
Yine söylüyorum; sorunun ortaklarından, çözümün ortağı arayışımız boşuna.
Soru: 16 Nisan’da evet denilmesi durumunda bizi neler bekliyor.
Hatırlatmak isterim 15 Temmuz 2010 Anayasa referandumunda evet diyenlerin eseridir. Üstelik o günün evet’inin sonuçlarını ölçümleyebiliyor, Türkiye’yi yüzleştireceği felaketi öngörebiliyorduk. Bugünün evet’inin ne tahmin edilebilir bir sonucu, ne öngörülebilir bir felaket boyutu var. Milli Mücadele Ruhundan vazgeçiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisinden vazgeçiyoruz. Mülkiyet haklarımızdan, geleceğimizden, yaşama haklarımızdan vazgeçiyoruz. Allah aşkına evet diyenlerin kullandığı hangi argüman dayatılan metni resmediyor. Hamasetin kucağında kıvranarak travmatik hezeyanlarla yasa yapamazsınız. Olsa olsa feveran edersiniz.
Bugün on küsur yıldır tek parti çoğunluğuyla hükümet etmelerine rağmen rejim sıfırlamasına koalisyon dönemlerini mesnet göstermeleri; ideolojik aczin, niyet defosunun fotoğrafıdır. Vesayetten kurtuluyoruz dedikleri bireyin hayatı dahil, mülkiyeti dahil, geleceği dahil tek adam vesayetine ipotek etmek demektir.
Bugün dayatılmış olan metne evet demekle millet olmaktan kaynaklanan bütün haklarımızı, birey olmaktan kaynaklanan bütün kazanımlarımızı, devlet olmaktan kaynaklanan bütün kurumlarımızı bir parti devletine, daha doğrusu tek partili bir tek adama teslim etmiş olacağız.
Tarihimiz boyunca var ettiğimiz “meşveret” geleneğimizin devamı olan demokrasimizi kendi ellerimizle bir kral devlete kurban edeceğiz. Üstelik bu söylediğim tablonun mevcut Cumhurbaşkanı ile bir alakası da yoktur. Bugün, emperyal oyuncuların hayal ettiği tek adam, muğlâk bir tek adamdır. Yönetilebilir, bir fiskeyle yıkılabilir muğlâk bir tek adam. Bugün, hayal ettikleri tek adamın ideolojisinden, niyetinden, vicdanından emin olan vatandaşlara sormak isterim; YA SONRA? İnsanlar fanidir, devletler baki. Bugünden tanımadığınız, bugünden tahmin edemeyeceğiniz, bugünden niyetini ölçemeyeceğiniz, bugünden mezhebini tahmin edemeyeceğiniz bir tek adama Türk Milletini emanet edecek olmak geri dönüşsüz bir gaflettir. İnanıyorum ki Türk Milleti geleneksel kodlarından kopmadan bu dayatma metne hayır diyecek, kadim kültürümüzden bugüne taşıdığı demokrasi kültürümüzden vazgeçmeyecek ve yeniden Milli Mücadele ruhuyla Türkiye’ye sarılacaktır.
Soru: Ben sizin daha önceki açıklamalarınızı takip ettiğim için biliyorum ama bu referanduma hayır demek mevcut sistemden razı olmak anlamı çıkıyor. Mevcut sistemden rahatsız olduğunuzu da biliyoruz, sizce asıl yapılması gereken nedir?
Daha önce açıklamalarımızda defalarca belirttik, yine belirtiriz. Biz bugünün sisteminden zaten rahatsızız. Aksayan yönleri belirlensin, denetim mekanizmaları kuvvetlendirilsin istiyoruz. En başından siyasi partiler kanunu ve seçim kanununu düzeltelim mesela. Yine yürütmenin yargıya müdahalesini kısıtlayalım. Denetim mekanizmalarını arttıralım.
Mevcut siyasi partiler kanunu ile parti yöneticilerine despotlaşma imkânı tanıyorken sözüm ona parti-devletleşmeye ön açacak bir metinden medet ummak ne kadar doğrudur.
Bugün önseçimsiz, kendi seçtiği delegelere kendi kurumsal despotizmini onaylattıran bir yapı söz konusu. Bu anayasa değişikliğiyle de kendi partisinde tek adamlaşan liderler parti-devletin önünü açıyor. Endişemiz budur.
Yapılması gereken; devlet aklının millileşmesidir. Yapılması gereken; daha çok adalet, daha çok ahlak, daha çok estetiktir ve bunların insana yakışacak, milletimize yakışacak ahengidir.
Geleceğimizi taksitlendirecek, çocuklarımızın geleceğini bugünden harcatacak, özetle her Türk ailesini ortalama on yıl borçlandıracaksınız, diğer yandan da vıcık vıcık siyasallaştırılmış bir sadaka kültürüyle insanı köleleştirecek sonra da zincirleriniz elime sığmıyor elimi genişletin diyeceksiniz… bu Türkiye’yi inkardır, Türk Milletini inkardır, geleceğimizi inkardır, adaleti inkardır.
Röportaj Hakan Sönmez
siyasetcafe.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.