20 Mart Dünya Mutluluk Günü kapsamında Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, mutluluk ve kalıcı mutluluk arayışını mercek altına aldı.
Mutluluğu kovalamak boşa çıkıyor; asıl önemli olan öznel iyi oluş ve uzun vadeli tatmin.
Sosyal medya kıyaslaması gibi modern tuzakların mutsuzluğu tetiklediğini belirten uzman, anlamlı amaçların kalıcı huzur getirdiğini vurguladı.
MUTLULUK HERKES İÇİN FARKLI ANLAM TAŞIYOR
Sürekli gülümsemek ya da hiç dert yaşamamak mutluluk demek değildir.
Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, bunu “öznel iyi oluş” olarak tanımlıyor.
“Bir insanın hayatının genel tatmin düzeyi, olumlu duygularının olumsuzlara oranıyla ilgilidir” diyen Beyaz, her bireyin parmak izi gibi eşsiz geçmişine, değerlerine, genetik yatkınlıklarına ve yaşanmışlıklarına işaret ediyor.
Çocukluğunda karmaşa yaşayan biri için sıcak bir evde sessizce kitap okumak derin bir mutlulukken, bir başkası için yeni yerler keşfetmek ve sınırları zorlamak aynı etkiyi yaratabiliyor. Farklılıklarımız mutluluğun bizim için ne anlama geldiğini baştan sona değiştiriyor.
MUTSUZLUĞUN EN BÜYÜK NEDENİ: KIYASLAMA DAVRANIŞI
Modern hayatın hızı ve sosyal medya kıyaslaması, mutsuzluğun salgın gibi yayılmasının başlıca sorumlusu.
Beyaz, “Artık sadece yakınlarımızla değil, dünyanın öbür ucundaki insanların filtreli en iyi anlarıyla kendimizi kıyaslıyoruz. Bu da sürekli bir eksiklik ve geride kalma hissi yaratıyor” diyor.
Anında tatmin alışkanlığı beynimizi de etkiliyor. İstediğimiz her şeye hemen ulaşınca, emek ve sabır gerektiren uzun soluklu ilişkilerden veya yeni beceri edinme süreçlerinden çabuk sıkılıyoruz.
BAĞ KURMA, YETKİNLİK VE ÖZGÜRLÜK KALICI MUTLULUĞUN TEMELİ
Bilimsel araştırmalar, insanın gerçekten huzurlu hissedebilmesi için üç temel unsura ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Uluğ Çağrı Beyaz bunları “ruhun temel gıdaları” olarak nitelendiriyor:
Samimi ve doğal bağlar kurabilmek, hayatta bir işe yaradığını ve bir şeyleri başarabildiğini görmek (yetkinlik) ve kendi hayatının direksiyonunda olduğunu hissetmek (özgürlük). Bu üçü bir arada olduğunda kalıcı mutluluktan söz etmek mümkün.
MUTLULUĞU KOVALAMAK NEDEN BOŞA ÇIKIYOR?
Mutluluğu sürekli bir hedef haline getirmek en büyük yanılsama. Beyaz, “Sürekli mutlu olmalıyım, hiç kötü hissetmemeliyim baskısı toksik iyimserliğe yol açıyor” uyarısında bulunuyor. Çünkü “Şu an mutlu muyum?” diye kendini sürekli yoklamak, anın farkındalığını düşürüyor. Üzüntü, öfke veya hayal kırıklığı gibi insani duyguları bastırmak ise düdüklü tencereye hapsetmek gibi; er ya da geç patlıyor. İnsan sadece neşeyi değil, acıyı da kabul edebildiği ölçüde sağlıklı kalıyor.
GEÇİCİ HAZLAR YERİNE ANLAMLI AMAÇLARA ODAKLANIN
Beynimiz dopamin kaynaklı anlık hazları çok seviyor. Bir dilim pasta ya da sosyal medyada beğeni almak o anda harika hissettiriyor ama etkisi saman alevi gibi sönüyor. Kalıcı tatmin ise bambaşka: Zor bir sınavı başarmak, bir çocuğun gelişimine katkı sağlamak veya bir dostun acısında yanında olmak o anda eğlenceli gelmeyebilir. Ancak günün sonunda “anlamlı bir şey yaptım” algısı derin ve kalıcı mutluluğu getiriyor.
ZOR ZAMANLARDA MUTLULUK DEĞİL, TUTUNACAK BİR NEDEN BULUN
Hayat kötü giderken her şey harika demek gerçekçi değil. Uluğ Çağrı Beyaz, “Küçük de olsa bir şeye şükretmek, beynin felaket radarını yavaşlatır” diyor. Farkındalık egzersizleri, fiziksel aktivite ve anın tadını çıkarmak zihni sakinleştiriyor. Büyük krizlerde ise amaç mutluluk değil, anlam bulmak ve psikolojik dayanıklılık göstermek olmalı.
Zorluklar bittiğinde bu çaba çoğu kez kalıcı huzur olarak geri dönüyor.
Siyasetcafe.com