ABD ve CIA’nın gizli/açık operasyonları

20. yüzyıl tarihi, ABD’nin menfaatlerini korumak/kollamak amacıyla yaptığı onlarca hükümet devirme/değiştirme operasyonlarıyla doluydu.

20. yüzyıl tarihi, ABD’nin menfaatlerini korumak/kollamak amacıyla yaptığı onlarca hükümet devirme/değiştirme operasyonlarıyla doluydu. ABD; Birinci Dünya Savaşı ve sonrası ‘arka bahçesi’ gördüğü Amerika kıtasının tamamında kendine sempati besleyen/kontrol edebileceği hükümetler oluşturma siyaseti benimsedi; amacına uygun operasyonlar gerçekleştirdi. Kazandığı özgüvenle de dünyanın her yerinde hamlelere girişti.

ABD; gerek soğuk savaş, gerekse sonrasında menfaatlerine ters düşen ülkelere ‘demokrasi getirmek!’ iddiasıyla doğrudan veya dolaylı şekilde müdahale etti. 20. yüzyıl tarihi ABD’nin menfaatlerini korumak/kollamak amacıyla yaptığı onlarca hükümet devirme/değiştirme operasyonlarıyla doluydu.

ABD; 2. Büyük Savaş’tan sonra ‘antikomünist cephe’ oluşturup, SSCB güdümlü ve türevi yönetimleri engellemeye/zorda bırakmaya çalıştı. SSCB yıkılınca da kendisini ‘dünyanın tek hâkimi’ görüp, haritaları yeniden çizmeye koyuldu/kalkıştı. Ama bütün operasyonlarının altında hâkimiyetini pekiştirmek, enerji/petrol kaynaklarını/yollarını sıkı kontrol etmek ve muhalif gördüklerinin güçlenmesini engellemek vardı.

ABD; Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ‘arka bahçesi’ gördüğü Amerika kıtasının tamamında kendine sempati besleyen/kontrol edebileceği hükümetler oluşturma siyaseti benimsedi; amacına uygun operasyonlar gerçekleştirdi. CIA ya da ABD Ordusu’nun seçkin ‘Deniz Komandoları’nı kullandı. Ama çoğu zaman da ellerini kirletmemeye dikkat etti: Yerli maskesi takan ajanlarını/işbirlikçileri sahneye sürdü. ABD; siyaset perdesinin ünlü ‘bin bir suratı’ydı. Ayak oyunlarında Makyavel bile yarı yolda kalırdı/çırak çıkardı.

ABD’nin dış politikasında etkin/yetkin güce sahip büyük sermaye sahipleri/şirketleri de açık destekleriyle ‘bin bir surat’ın yanındaydı.

ABD’nin gazabına uğrayan ilk ülke Haiti’ydi. 1915’de eğitimsiz halk yığınları, istikrarsız yönetim, ekonomik gidişattan memnun değildi. Ülkenin önemli tek üretimi/ihracat kalemi kahveydi. ABD bankalarından alınan kredilerin geri ödenmesi imkânsızdı. Yabancılar gayrimenkul sahibi olamazdı. ABD hızlı bir darbe süreciyle yönetimi değiştirdi: Jean Vilbrun Guillaume Sam’ı iktidara taşıdı. Sam; beklenen tavizleri hemen hayata geçirdi; ama ülkesinde tam 20 yıl sürecek ciddi bir istikrarsız/kaos dönem başladı. Ülke; ABD yanlısı diktatörlerin at koşturma alanı haline geldi.

ABD Deniz Komandoları; 1916’da Dominik Cumhuriyeti’nde sahne aldı. Yönetime el koydu; kendi yanlısı yöneticiler görevlendirdi. Ülkenin en ünlü diktatörü Rafael Leonidas Trjilo’ydu. ABD tarafından özel yetiştirildi. 1930’dan başlayarak ülkeyi tam 31 yıl demir yumrukla yönetti. Sıkı antikomünistti ve Amerikan yanlısıydı. 1961’de suikast neticesi öldürüldü. Dominik Cumhuriyeti, diktatörün ölüm gününü bayram ilan etti. Ama sonraki 4 yıl boyunca ülkede istikrarsızlık ve kargaşa hâkimdi.

ABD, 1965’de Dominik Cumhuriyeti’ni bir kere daha işgal etti. İstikrar ve düzen gelecekti. Muhalif güçler bastırıldı ve yoğun şekilde işkence uygulandı. Hayatını yitiren, kaybolan muhaliflerin sayısı hiçbir zaman net bilinemedi/öğrenilemedi. Yapılan seçimler şaibeliydi. 1966’da Joaquin Balaguer iş başına geldi; 1978’e kadar ülkeyi bildiği gibi yönetti.

ABD; 1954’de Guatemala’da ortaya çıktı. CIA; Devlet Başkanı Jacobo Arbenz’i darbeyle indirdi. Komünizme karşı etkin mücadele yürütecek askerî cuntayı başa getirdi. Albay Carlos Castillo Armas ve sonradan gelen askerlerin kanlı operasyonlarına ve insan hakkı ihlallerini görmezden geldi. Ülke tam 36 yıl süren iç savaşa sürüklendi. 200 binden fazla insan hayatını yitirdi. Yüz binlerce Guatemala vatandaşı ülkesini terk etti. Operasyon; ABD’li muz ithalatçısı şirketlerin isteği üzerine yapılmıştı. Darbe sonrası kurulan kukla yönetimlere ‘muz cumhuriyeti!’ yakıştırması yapıldı ve siyasî literatüre girdi.

Sınır komşusu El Salvador, Guatemala’daki istikrarsızlıktan etkilendi. Ülkedeki ABD yanlısı cuntanın yürüttüğü kanlı yönetim 75 binden fazla insanın ölüme/kaybına yol açtı.

ABD; Güney Amerika ülkelerindeki hükümetleri sürekli kontrol etti. Muhalif kadroların iktidara gelmesini ‘beka sorunu’ gördü/değerlendirdi. Askeri üsler kurdu; asker ve polis okulları açtı. Kendi politikalarını benimseyen kadrolar yetiştirdi; ülkelerin kaderlerinde - her daim! - söz sahibi kalmayı amaçladı. Kurumlarda eğitilen kadrolar, ABD destekli darbe ve dizayn hareketlerinde değerlendirildi.

1973’de Şili’nin sosyalist eğilimli Devlet Başkanı Salvador Allende, Augusto Pinochet liderliğindeki askerî darbeyle devrildi. Pinochet; ülkesindeki sosyalistlere/komünistlere demir yumruğunu indirdi. 3.200 siyasî muhalif kayıplara karıştı. 35 bin civarında Şili vatandaşı tutuklandı; ağır işkencelerden geçirildi. ABD’nin CIA vasıtasıyla Pinochet’e verdiği derin destek, 2000 yılında açıklanan örgütün resmî belgelerinde yer alacaktı.

ABD destekçisi General Augusto Pinochet (91) geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti. Ailesi mezar yeri istemedi ve cesedini yaktırdı. Küllerinin konulacağı/saklanacağı bir yer de bulunamadı.

ABD; 2009’da Honduras’ta demokratik seçimle işbaşına gelen Devlet Başkanı Manuel Zela’nın askerî müdahaleyle indirilmesine sessiz kaldı. Ses çıkarmayışı, ‘darbecileri meşrulaştırdığı’ şeklinde yorumlandı. Askeri yönetimin çeşitli toplum kesimlerini sindiren operasyonlarına da izin vermiş göründü.

Venezüella; her dönemde ABD’nin iştahını kabarttı. Dünyanın en verimli/zengin petrol rezervlerine sahipti. El altında/emniyette tutmalıydı. Kaynaklarından ucuz ve güvenle yararlanılmalıydı. 11 Nisan 2002’de ülkede genel grev patladı/başladı. ABD yanlısı bir grup üst rütbeli komutan, Devlet Başkanı Hugo Chavez’i gözaltına alıp askerî bir üsse götürdü. Fedecamaras adlı İşveren Sendikası Başkanı Pedro Carmona ülkenin yeni devlet başkanı yapıldı. ABD Hükümeti; Venezüella’daki yeri yönetimi ilk tanıyandı. Ama kamuoyu ve Venezüella Ordusu’nun büyük çoğunluğu aynı görüşü paylaş(a)madı. 48 saat sonra, Venezüella Ordusu ağırlığını koydu: Chavez serbest bırakıldı; darbe balonu patladı/söndü.

ABD Başkanlarından Jimmy Carter, 2009’da verdiği bir mülakatta perdeyi aralar gibi yaptı. Carter’in açıklamasına göre; 2002’de Venezüella’da yapılan darbenin arkasında CIA ve Başkan George W. Bush bulunabilirdi. Uluslar arası basında da ‘olayın planlayıcısı CIA’ şeklinde haberlere yer aldı.

ABD’nin ‘derin harekât merkezleri’ ve CIA’nin operasyon reçeteleri çok yönlüydü. Bazı muhalif rejim liderleri/önderleri için yeni stratejiler geliştirilmişti: Zehirle, virüsle ya da amansız hastalıkla ortadan kaldırma…

Son 20 yılda ABD’ye muhalif liderlerin büyük çoğunluğu kansere yakalandı. En son örnek Venezüella’nın müteveffa başkanı Hugo Chaves’di. Chaves’in de CIA hamlesiyle amansız hastalığa duçar edildiği savunuldu. İddiaya göre CIA; muhalif liderlere karşı ‘Radyasyonla Yumuşak Doku Kanseri Zerk Etme Projesi’ni geliştirdi. 2006’da Chavez için ilk operasyon düğmesine basıldı. New York’taki Birleşmiş Milletler Zirvesi toplantısında aranılan fırsat yakalandı.

İran’ın eski Meksika Büyükelçisi Muhammed Hasan Kadiri Abyaneh; CIA’nın Washington yönetimine muhalif kişileri ortadan kaldırmak için zehirlemeyi yöntem olarak kullandığını ileri sürdü.

CIA başkanlarından James Woolsey’e göre; komünistlerin/sosyalistlerin iktidara gelmesi/iktidarda kalması mutlaka engellenmeliydi. Operasyonlar demokrasinin menfaatineydi ve daha iyi/daha insani (!) bir rejim oluşturmaya yönelikti.

1953’de CIA, İran’da etkin bir harekât planladı. Ajax Operasyonu ile Başbakan Muhammed Musaddık iktidardan uzaklaştırıldı. Musaddık; ülke petrollerini millileştirme/devletleştirme kararı almıştı. Ülkede faaliyet gösteren ABD’li ve İngiliz petrol şirketlerinin faaliyetlerinin sona ermesi kabul edilemezdi. Hatta Şah Rıza Pehlevi, Musaddık yönetiminden kalmış; Roma’ya yerleşmişti.

Darbeden 60 yıl sonra gizliliği kalkan belgelerde durum bütün çıplaklığıyla açıklandı. Musaddık ve yandaşları; ABD dış politikasına halel getirdikleri için darbeyle uzaklaştırılmıştı. Operasyon; Washington/Londra ortak yapımıydı. ABD ve Batı yanlısı Şah Rıza Pehlevi tahtına geri döndürülmüştü.

ABD; Afrika’ya da el attı. 1960’da demokratik seçimleri kazanan Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı Patrice Lumumba, CIA destekli askeri darbeyle devrildi. Lumumba; Sovyetler’den yardım istemişti. Darbeciler tarafından ağır işkence(ler)den geçirilip öldürüldü. Darbe talimâtı bizzat ABD Başkanı Dwight Eisenhower tarafından verilmişti. Başkan’ın kayıtlarını tutan Robert Johnson; anılarını anlattığı bir mülakatta olayı/iddiayı doğruladı: ‘Eisenhower; CIA Başkanı Allen Dulles’a dönerek, ‘Lumumba’yı ortadan kaldırın!’ deyince, salonda bulunanlar 15 saniye boyunca buz kesti,’ diyecekti.

Laos’da 1950’den beri güçlenen komünist oluşum vardı. ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy; Vietnam’a yardım edebilecekleri ve bölgede güçlenecekleri endişesiyle operasyon emri verdi. CIA; 11 bin kişiden oluşan yerel halktan milis gücü oluşturdu; komünistlerle savaşacaklardı. Ama beklenilen başarı sağlan(a)madı. Yerel milislere hükmeden CIA; devasa eroin laboratuarları kurdu ve uyuşturucu ticaretine girişti. En büyük alıcı da ABD idi. Komünistleri ezmek için ülke yoğun şekilde bombalandı. Laos’a 1974’e kadar 2 milyon ton bomba atıldı. - 1962’de ise ABD’nin deniz piyadeleri ülkeyi işgale yeltendi! -

Ülkede hâlâ milyonlarca patlamamış misket bombası parçası bulunuyor. Her yıl ortalama 100 kişi hayatını yitiriyor.

1983’de, Başkan Ronald Reagan’ın emriyle Granada adası işgal edildi. Ülkeyi yöneten devrimci lider Maurice Bishop öldürüldü. Destek veren bir grup asker de idam edildi. Operasyon yine ABD Deniz Kuvvetleri’nin imzasını taşıyordu. Küba’dan destek için gelen 25 asker de hayatını yitirdi.

ABD; müttefiklerine karşı da darbe planladı ve uyguladı. Vietnam’da destek verdiği Güney Vietnam Devlet Başkanı Ngo Dinh Diem’den pek memnun kalmadı. Vietnam Ordusu’nun da yardımıyla 2 Kasım 1963’de bir darbe gerçekleştirildi. Diem ve kardeşi suikasta kurban gitti.

Vietnam Savaşı’nda 1 milyon ila 4 milyon kişinin öldüğü tahmin ediliyor.

CIA; 1948’de İtalya’da yapılan seçimlere müdahale etti. Komünist Parti karşısında Hıristiyan Demokrat Parti’nin kazanması için taraftarlarına milyonlarca dolarlık fon sağladı. CIA Ajanı Mark Wyatt; 1995’te CNN’de yayınlanan röportajında ayrıntılarıyla olayı açıkladı. Dönemle ilgili kayıtların gizliliği kalkınca, İtalya’da CIA’nın 24 yıl boyunca Hıristiyan Demokrat Parti’ye destek verdiği belgelendi.

Türkiye de ABD operasyonlarından payına düşeni aldı. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Askerî Müdahalelerinde ABD’nin desteği açıktı. Hele ki 12 Eylül 1980’deki teşvik/yönlendirme aleniydi. CIA’nin Türkiye Şefi Paul Henze; ABD Başkanı Jimmy Carter’e darbeyi haber verirken, ‘Bizim çocuklar başardı!’ diyecekti.

ABD; 15 Temmuz 2016 hain Fetullahçı Terör Örgütü Kalkışması’nı kınamadı. Türk Hükümeti’ne desteğini hemen açıklamadı. Hatta terörist başı Gülen’in iadesine yanaşmayıp yanında/ardında durduğunu da zımnen açıkladı. ABD için ‘stratejik ortak’ değil, her zaman kontrol edebileceği/kullanabileceği piyon(lar) daha önemliydi.

Komşumuz Irak’ın kaderine hükmeden Saddam Hüseyin de katıksız ABD hayranı ve destekçisiydi. İran/Irak Savaşı’nda ABD’nin ciddi yardımlarına mazhar oldu. Ama 1991’de Kuveyt’i işgale yeltenince sonunu hazırladı. ABD’nin 1991 ve 2003’deki 2 operasyonuyla her şeyini kaybetti. Terör destekçisi ilan edildi; asılarak hayatına son verildi. ABD; mutlak itaat arardı; güveni sarsılınca hemen gereğini yapardı.

ABD; 2009’da Afganistan’da yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ne müdahale etti. Cumhurbaşkanı Hamid Karzai’nin yeniden seçilmesini engelledi. 2014’de de aynı tavrını sürdürdü. Dönemin ABD’nin Savunma Bakanı Robert Gates; 2009 Seçimleri’ndeki karışmayı kabul etti: ‘Ellerimiz kirliydi!’ benzetmesini yaptı.

‘Arap Baharı’ adlı sürecin ardından Mısır Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Nursi de sandalyesini koruyamadı. 2013’de, Mısırlı General Abdulfettah Sisi; Müslüman Kardeşler Örgütü üyeliğiyle/yöneticiliğiyle suçladığı Nursi ve tayfasını bir hamlede alaşağı etti. ABD; Sisi yönetimini ilk tanıyan ülkeler arasındaydı. Kontrol edemediği/edemeyeceği İslâmî/İslâmcı hareketlere/oluşumlara yaşam hakkı tanı(ya)mazdı.

ALİ HİKMET İNCE

SİYASETCAFE.COM

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İlgili Haberler

İstanbul’a hükümdar olan baldırı çıplak

Tarih Haberleri