Washington’a buyursaydınız Sayın Başbakan?
Her Türk başbakanın rüyası, Washington’a gelip Beyaz Saray’da başkan tarafından ağırlanmaktır.
Aksini iddia eden yalan söylüyordur. İdeolojik kökeni ne olursa olsun, hatta siyaset meydanlarında Amerika aleyhine konuşsa bile, bu değişmez. Başbakanlar Washington ziyaretlerini hem şahsi siyasi kariyerleri hem de hükümetlerarası ilişkiler açısından önemserler. Ancak Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun görünür gelecekte muradına ermesi zor gibi görünüyor…
Davutoğlu bu hafta ekonomik temaslar vesilesiyle New York’a geliyor. Okyanus aşıp Amerika’ya uçmuşken neden Washington’a uğra(ya)mıyor? Çünkü Beyaz Saray’ın kapıları sürgülü. Randevu verilmiyor. Recep Tayyip Erdoğan başbakanken Başkan George W. Bush’la ve Başkan Barack Obama’yla görüşüyordu. Obama nadiren Cumhurbaşkanı Gül’ü aramakla birlikte, ikili ilişkileri Erdoğan’la yürütüyordu. Bugün ise Başkan Obama Türkiye’ye bir mesaj iletmek istediğinde, başbakanı değil cumhurbaşkanını muhatap alıyor.
Başbakan olduğundan bu yana Ahmet Davutoğlu Obama’yla telefonla bir kez bile görüşemedi. Yüz yüze tek istişareleri Avustralya’daki G-20 zirvesi ortamında oldu. Davutoğlu’nu başkan yardımcısı Joe Biden da pek muhatap almıyor. Amerikan yönetiminde en çok görüştüğü üst düzey isim Dışişleri Bakanı John Kerry. Ayıp olmasın diye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu da ara sıra usulen arayan Kerry, işini daha çok Davutoğlu’yla hallediyor. Kısacası Davutoğlu ABD gözünde Türk başbakanların geleneksel ağırlığına sahip değil. Bir çeşit kıdemli dışişleri bakanı muamelesi görüyor. ABD’nin böyle protokol uyguladığı bir Türk başbakanı hatırlamıyorum.
BEYAZ SARAY KAPILARI KAPALI
Kuşkusuz Washington’un kapıları sadece Davutoğlu’na kapalı değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan da -şapkasından büyük bir tavşan çıkarmadıkça- Obama görevden ayrılana kadar Beyaz Saray’ın eşiğine zor adım atar. Washington’da son derece antipatik, otokrat, ABD karşıtı ve antisemitik bir lider olarak görülüyor. Böyle devam ederse sadece Obama değil ardından gelecek Amerikan başkanı da Erdoğan’la aynı kareye girmek istemeyecektir. Yönetimin soğuk tavrı şahsa özel değil, tüm AKP idarecilerine. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Washington’u ziyaret çabaları da akim kaldı. Kerry işini Davutoğlu ile hallediyorken, Çavuşoğlu gibi etkisiz bir figüre niye zaman ayırsın?
ABD başkentine gelemeyen AKP’li idarecilere ilaveten, gelip de eli boş dönenler de çok. Avrupa Birliği’nden sorumlu Bakan Volkan Bozkır Washington ziyaretinde Amerikan hükümetinden denkleriyle görüş(e)medi. Bir ara İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın buralara geleceğini duymuştuk ama anlaşılan hayata geçirilemedi. Savunma Bakanı İsmet Yılmaz Washington’da ABD’nin düzenlediği bir terörle mücadele zirvesine Türkiye’yi temsilen katılıp döndü. Onun da yönetimden üst düzey randevusu yoktu. AKP cenahının ABD’lilere müstağni yaklaşım içinde olduğu zannedilmesin. Washington’a gelip iyi muamele görmek için yanıp tutuşuyorlar, ama nafile. Zira itibar yerlerde sürünüyor.
DEVLET KURUMLARI PARTİZANLAŞINCA...
Eskiden Amerikan yönetimi ile Türk siyasal iktidarları arasında sıkıntı yaşandığında, kendine has kimlikleri ve köklü gelenekleri olan devlet kurumları ilişkilerde sürekliliği sağlar ve riskleri azaltırdı. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Dışişleri camiası bu yönde önemli roller üstlenirdi. Ordu, artık pasif bir aktör. Dışişleri camiası da eski oranda ‘devlet’i temsil etmiyor. Diplomatlar ya partizanlaştı ya da hükümet korkusundan objektif ve esnek tutumlar sergileyemiyor. Mesela Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç, partizan izlenimi uyandırdığından Amerikalılar nezdinde iyi polisi oynama şansı bulunmuyor. Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun adı da artan oranda hükümetle özdeşleştiriliyor. Geçen hafta Washington’da Türk basınına açıklama yapmaksızın görüştüğü Amerikalı muhataplarını yumuşatabildiğini sanmıyorum. ABD eski Dışişleri Müsteşarı William Burns’le kurmuş olduğu yakın ilişkinin bir benzerini yeni muhatabı Tony Blinken’le kurup kuramayacağı ise şüpheli. ABD Kongresi cenahını hiç sormayın. Oradaki itibar erozyonu çok daha vahim boyutlarda. Üstelik yasama kanadı, icra kanadı gibi sırtında yumurta küfesi de taşımadığından, AKP idaresine tepkilerini çok daha açık ortaya koyabiliyor. Washington’a kaçak göçek gelip dönenler kervanına geçen hafta Meclis’teki Türk Amerikan Dostluk Grubu Başkanı AKP’li milletvekili Şaban Dişli ve arkadaşları da katıldı. Alabildikleri az sayıda ve düşük düzeyli randevular, umarım Kongre’deki imajlarının hal-i pürmelâline ilişkin bir fikir vermiştir kendilerine. Temsilciler Meclisi’nde tedavüle tekrar sokulan Ermeni tasarısının Erdoğan ve hükümet antipatisinin de etkisiyle bu kez onaylanma ihtimali göz ardı edilemez. Ama buna rağmen AKP heyetinin zamanının büyük kısmını Hizmet karşıtı propagandaya ayırdıklarına eminim. Her tarafından baskıcılık, samimiyetsizlik ve ABD hoşnutsuzluğu akan bir partinin temsilcileri aleyhte konuştukça Hizmet camiasının Kongre’deki itibarı artıyor, farkında değiller. Olan, Türkiye’nin savunulamayan çıkarlarına oluyor.
Tevekkeli değil, diplomatik alanda sıkıştıkça sıkışan hükümet, Suriye’de stratejik hatalarıyla oluşmasına katkıda bulunduğu güvenlik şartları nedeniyle gerçekleştirilen Süleyman Şah Türbesi’nden çekilme operasyonunu bile zafer gibi sunmaya çalışıyor. Erdoğan ile Davutoğlu’nun operasyon üzerinden şahsi reklam yarışı Washington’da ilginç bulundu. AKP idarecileri için Beyaz Saray’da samimi pozlarla uluslararası prestij ve nüfuz devşirme dönemi, sona ermiş görünüyor. Çapraz mekanizmalarla ABD başkentinde hükümet güdümlü düşünce kuruluşları kurdurarak ya da aydın fonlayarak düzeltilebilecek şeyler de değil bunlar. Çünkü sorun algıda değil, olguda...