AĞUSTOS, TÜRKLERİN AYI

Prof. Dr. Erhan ARIKLI

 Cenabı Allahın ayları ve günleri arasında ayrım yapılır mı bilmem.

 

Ama Ağustos ayı Milletimiz için yaratılmış gibidir.

 

Öyle ya, Türk Milleti Anadolu’nun tapusunu çıkardığı Malazgirt’ten “Anadolu’nun tapusu bizdedir, Deldirtmeyiz” dediğimiz Başkomutanlık Meydan Muharebesine kadar geçen 1000 yıl içerisinde nice zaferlerimizi hep bu ayda almışız.

 

Bu zaferlerin hepsinin ayrı bir önemi vardır şüphesiz. Ama 30 Ağustos’un ayrı bir önemi vardır mesela.

 

Sakarya’da rahmetli Fevzi Çakmak, Atatürk’e brifingini verdikten sonra der ki; “Milletimin nesi var nesi yoksa buraya yığdım, emrine verdim. Bundan sonrası yoktur bilesin…”.

 

Doğrudur. 30 Ağustosu kaybetsek, bugün soluğu geldiğimiz yer olan Asya steplerinde almış olacaktık.

 

5000 yıllık millet hayatımızda çok sıkıntılı dönemlerimiz olmuştur. En sıkıntılı dönemimiz ise 1711 Prut zaferimizden sonra başlar. 1711 Prut zaferinden 30 Ağustos 1922 tarihine kadar geçen 211 yıllık süre içerisinde Türk Devletinin kazandığı tek bir savaş tek bir zafer yoktur.

Sürekli ricat halinde olmuşuz iki asır.

1000 yıl önce tapusunu çıkardığımız, 600 yıl önce cihan devleti kurduğumuz bu topraklar, teker teker elimizden çıkmıştır 211 yıllık süre içerisinde.

 

1830 da Cezayir gitmiştir.

1881 ‘de Tunus,

1882’de Mısır ve Sudan

1878’de Ruslar bir kabus gibi çöker tepemize.

1897’de Yunan’ı salarlar paçamıza. Yunan’ı Dömeke sırtlarında perişan eder Gazi Müşir Ethem Paşa. Ne var ki galip oturduğumuz barış masasında Güney Balkanlar da elimizden çıkar.

 

Biz 1914 yılında Birinci Dünya Harbine girdiğimizde kaç yıldan beri savaşıyorduk biliyor musunuz?

1897’den beri

Yani tamı tamına 17 yıl.

Buna bir de 1914’ten 1922’ye kadar olan 8 yılı ekleyin. Tamı tamına 25 yıl eder.

Dünyada emsali yoktur bilesiniz ki, bir millet kesintisiz 25 yıl savaşsın.

 

25 Yıl boyunca Yemen çöllerinden Sarıkamış’ın buzlu Allahuekber dağlarına,  Bakü’den Galiçya’ya…

 

Takriben 10 milyon Kilometrekarede Mehmetlerimizi sapır sapır kurban vermişiz.

 

Rahmetli İlhan Bardakçı der ki; “Arap çöllerinde öyle yerler vardır ki, kilometrekareye3 şehit vermişizdir. Bugünse o topraklarda kilometrekareye 1 insan zor düşer. Toprağın altında biz yaşıyoruz üstünde onlar.”

Tanrı şahidimizdir ki biz hiçbir toprağımızı bedelsiz vermemişizdir. Birinci dünya harbine 2.850.000 Mehmet ile katılmışız. 4 yıl süren savaşta 2.229.000 canımızı şehit vermişiz.

Kayıp oranımız %80.3’tür.

Müttefikimiz Almanların kayıp oranı ise %16’dır.

Aradaki fark, bu milletin namus ve şerefidir.

Çünkü ecdat, o toprakları bize kan dökerek kazandırmıştı. Bugün bu toprakların bir kısmını elimizde tutuyor ve üstünde yaşıyorsak, ecdadımızı rahmet ve minnetle anmamız milli bir görevdir.

Kıbrıs’ta öyledir. Kıbrıs’ı bu ayda fetih ettik, TMT’yi bu ayda kurup varoluş mücadelemizi başlattık. Güvenlik Kuvvetlerimizi de bu ayda kurduk.

Biz bazıları gibi LİNOBAMBAKİ olamayız. Ecdadımızın kazandırdığı bu topraklarda yaşayıp onlara hakaret yağdıramayız.

Biliyorsanız bu topraklar için şehit düşenlerin ruhuna bir fatiha lütfen…

 

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.