Akşener Çiller'le neden yollarını ayırdı?

Meclis Başkanvekili ve MHP Milletvekili Meral Akşener siyasi hayatının dönüm noktalarını anlattı.

Meral Akşener Türk siyasi tarihine damgasını vuran en etkili kadın politikacılardan biri. Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde, İçişleri Bakanı olarak sert tavrı ve 28 Şubat’ta askerlere karşı dik duruşu hala hafızalarda. DYP ile yolunu ayırıp MHP’ye katıldıktan ve Meclis Başkanvekilliği’ni üstlendikten sonra da siyasetin en renkli simalarından biri olmayı sürdürdü. Uzun zamandır özel röportaj vermiyordu. Sonunda ikna ettim. Hayat hikâyesini, Çiller’li yıllarını, Devlet Bahçeli ile ilişkilerini ve MHP’nin seçim vaatlerini anlattı.

 

7 Haziran seçimlerinde MHP için oy tahmininiz nasıl?

Öngörülerin üzerinde oy alacağımızı düşünüyorum.

 

Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz?

İktidar partisinin çok oy kaybettiğini sahada görüyorum. Erdoğan, başkanlık sisteminin olamayacağının farkında, ama Sayın Davutoğlu ve ekibinden çok mutlu değil. İktidar partisi adına oy isteme ihtiyacı görüyor. Sahaya inebilmek için de başkanlık sistemini gerekçe olarak öne sürüyor. AKP içinde dil birliği kalmadı. Ayrıca yüksek oranda işsizlik var. 763 bin üniversite mezunu işsiz. Suriyeli göçmenler de büyük bir sorun. Bugüne kadar onlara 5 milyar dolar para harcanmış, üstelik gelenlerin büyük çoğunluğu çocuk. İktidar 5-10 yıl sonra Türkiye’nin neyle karşı karşıya olacağını düşünmüyor. Elbette insanların katledilmesine göz yumamazsınız, ama bütün yükün Türkiye’nin üzerinde kalmasının önüne geçilmesi gerekiyor.

 

MHP’nin yüzde 17-19 arası oy alacağı tahmini yapılıyor. Bu başarı olur mu?

Bütün siyasi partiler tek başına iktidar olmayı hedefler. MHP ekonomik ve sosyal anlamda ortaya somut öneriler koyuyor ama uzun süre seçmene bunu duyuramadık. Milletimiz bizi güvenlik politikaları üzerinden tanımlamaktaydı. Bu seçimde ekonomik söylemlerimize de kulak verdiğini gözlemliyorum.

 

Seçim bildirgenizde CHP ve HDP gibi, ekonomi ağırlığı mı göreceğiz?

Evet. Anayasamızda “Türkiye sosyal bir hukuk devletidir” yazar. Sosyal yardım kavramı yerine ‘sosyal hak’ olması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’de bir hata yapıldı. Bir mahallede insanlar normal hayatını sürdürürken, 1-2 eve kömür-gıda yardımı yapıldı. O ailenin, diğerleri karşısındaki statüleri yerle bir edildi. Bunun şiddetle karşısındayız. Geçen seçimlerde Hilal Kart projesini önermiştik. İçine devlet tarafından bir miktar paranın yatırıldığı, ailenin istediği yerde istediği biçimde ihtiyacını karşılayacağı bir projeydi. Bunu tekrar gündeme getireceğiz. Milliyetçilik aynı zamanda yerel markalar yaratmaktır. İktidar sadece inşaatlara ağırlık verdi, biz üretimi ve sanayii de teşvik edeceğiz. AVM’ler yerine fabrikaların işlemesi, tarım ve hayvancılığın gelişmesi, ihracatın artması için çabalayacağız.

 

‘DEVLET BEY TAM BİR ADANALI’

Devlet Bahçeli’yle çalışmak nasıl?

Daha kolay! Tansu (Çiller) Hanım, yakınındakileri çok stresli çalıştırırdı, tezcanlıydı. Devlet Bey ile daha rahat ve sükûnet içinde çalışılıyor. Fikirlerimizi çok rahat ifade edebildiğimiz biri.

 

Resmi ve mesafeli biri gibi duruyor. Bire bir ilişkilerinde de öyle mi?

Devlet Bey tam bir Adanalıdır. Adanalıların sohbetleri muhteşemdir. Devlet Bey de çok hoşsohbettir. Fevkalade mizahi bir tarafı vardır. Gençleri çok sever. Samimi ve inanmış bir demokrattır. Son derece yardımseverdir ama yardımlarını gizli yapar. Çok iyi de bir stratejik akla sahiptir. Satranç oyuncusudur, hep 5 hamle sonrasını görür. Bazı şeyleri göze alır, ama demokrasinin yanında durur. Partiye zarar getirecek bir şey Türkiye’ye faydalıysa, onu yapar. Rastgele konuşmaz. Çok edeplidir. Çocuğu yaşında birini de ceketini ilikleyerek karşılar. Devlet Bey’i kamuoyuna doğru düzgün anlatamamamız bizim eksikliğimizdir.

 

Cumhurbaşkanı adayı olarak adınız çok geçti. Teklif gelmiş miydi?

Talep eden oldu, fakat ben Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk defa halk oylamasıyla yapılacağı için kimseden talepte bulunmadım. Çatı aday, Devlet Bahçeli’nin teklifiydi. İhsanoğlu’nun başarısı için hep birlikte çalıştık.

 

'Keşke ben olsaydım’ dediniz mi?

Bilemiyorum, ama insanın Cumhurbaşkanlığı için adının geçmesi onur verici. Sayın İhsanoğlu’nun seçim kampanyasında Türk siyasetine katkıları olduğunu düşünüyorum. Rekabete sakin bir dil getirdi, keşke seçilseydi.

 

‘VAROŞ KADIN, NASIL BAKAN OLUR, DEDİLER’

90’larda Tansu Çiller’in İçişleri Bakanı’ydınız. Yollarınız nasıl kesişti?

Doğruyol Partisi’nin kadın kolları başkanı Asuman Hanım çok sevdiğim bir ablamdı. Tansu Çiller’e beni o önerdi. O yerel seçimde Kocaeli için aday oldum ama kazanamadım. Belediye başkanı adaylığından sonra 1.5 yıl Tansu Hanım’a danışmanlık yaptım. Genel seçimlerde beni İstanbul’da aday gösterdiler. Seçimden sonra Genel Başkan Yardımcısı, ardından da İçişleri Bakanı oldum.

 

Çiller ile çok yakınmışsınız. Sizin için ‘ailenin tetikçisi’ diyenler bile olmuş.

Batılıların bir lafı var, “Algı gerçekliktir” diye. O günün şartlarından kaynaklanan bir yakınlıktı. Tansu Hanım’ın verdiği savaşın yansımaları oldu. Beni eleştirenler “fakir köylü kızı” diyordu.

 

İçişleri Bakanı olduğunuz dönemde medyayla aranız pek iyi değildi!

Evet. Sert bir dönemdi. O dönem medya çok güçlüydü. Şimdi herkes eski günlere bakıp efkârlanıyordur. (Gülüyor)

 

Ama o dönem siz de oldukça sert açıklamalar yapıyormuşsunuz.

Küçük yaşta sınıfsal çelişkileri fark etmiş biriyim. Tansu Hanım vali kızı, bense memur kızıyım. Zannedildi ki, herkes Türkiye’de sınıf atlamak ister. Ben sınıfını tariflemiş bir politikacıydım. Benim için “Kolunda bileziklerle halı silkeleyen, kara kuru varoş bir kadın nasıl İçişleri Bakanı olabilir” dediler. O çizdikleri tip aslında ben değildim, ama aynı zamanda hem bendim hem de herkes. Direnç gösterdim. O dönemde herhangi bir yayın yönetmeniyle, medya sahibiyle asla görüşmem olmadı. Beni incitmek istediler ama başaramadılar. Halimden hep mutlu oldum.

 

Emniyet Genel Müdürlüğü’nde makam kapısını kırma hikâyeniz var.

Evet o arkadaş makamından kalkmamıştı. Kapıyı kırmadım tabii ki. Sembolik bir söylemdi. Kütahya’ya gittim, yeni arkadaşı oturttum. Öyle zamanlardı...

 

‘O GECEYİ HAYATIMDAN SİLMEK İSTERİM’

 

28 Şubat’ta askere karşı dik duruşunuz hâlâ hatırlanıyor.

Beni en çok vuran kısmı şuydu; bir kadın mitingi yapılacaktı ve “Kahrolsun şeriat” diyorlardı. İnancıma göre şeriat, İslam demektir. İnançlı biri olarak dedirtmemem lazımdı. “Hükümete bağırın, ama bunu demeyin” dedim. Yine de birkaç yerde söylendi. O geceyi hayatımdan silmek isterim. Anlatılamayacak bir acı hissettim. Ertesi gün mahallemin arayıp lanetlemesini bekledim, ama bir kişi bile aramadı. Sonra “28 Şubat kararları gereği şeyhler içeri alınacak” diye bir dedikodu çıktı. O kişileri kurtarmak için pek çok insan aradı. O zaman anladım ki Türkiye’de inanan insanlar açısından çok karanlık bir tablo var.

 

28 Şubat’ta MGK toplantısında stresten yanınızdaki komutanın kuru pastalarını yediğiniz doğru mu?

Evet. 40 yaşındaydım, masada 70 yaşındaki insanlar, hepsi babam gibi görünüyordu. 9.5 saatlik bir toplantıydı. İlhan Kılıç Paşa çok babacan bir insandı. Baktım kendi kuru pastalarımı bitirmişim, onunkileri de yiyorum.

 

Özel istihbarat kurarak emniyeti, genelkurmayı dinlemekle de itham edildiniz.

Onların hiçbiri doğru değil! 28 Şubat davasının temelini teşkil eden Batı Çalışma Grubu illegal bir oluşumdu. Şu anda mahkemede kimse onu sahiplenmiyor.

 

Alaattin Çakıcı’ya yapılacak operasyonu kendisine haber vererek kaçmasını sağladığınız doğru mu?

Bunların her biri o dönemin şartlarının getirdiği iftiralar.

 

Ya Hürriyet Gazetesi’nin telefonlarının dinletilmesi?

O da bir iftira! Ben orada dinlemeyle ilgili değil özel hayatın mahremiyetini ihlalden yargılandım. Sonrasında ispatlandı.

 

DYP’den neden istifa etmiştiniz?

1999 seçimlerinden sonra bazı eleştiriler dile getirdim. “Tansu Hanım’a olan güven duygusu hırpalandı. Bu erozyonun önüne geçmemiz lazım” dedim. “Tansu Hanım’ın yerine oynuyor” diye dedikodu döndürdüler. Sonra da koptuk birbirimizden.

 

‘TANSU HANIM’IN BAŞI DERDE GİRSE İLK BEN ARARIM’

 

Tatsız mı ayrıldınız?

Başlangıçta öyle, ama Tansu Hanım’la hâlâ görüşüyorum. Aramızda herhangi bir sorun yok. Başı derde girse ilk ben ararım.

 

‘TAYYİP BEY İLE AİLECE GÖRÜŞÜRDÜK’

 

AK Parti’nin kuruluş aşamasında harekete katılmıştınız. Ne oldu da ayrıldınız?

Bugünleri görmüşüm. Partileşme sürecine giderken gördüklerimden dolayı vazgeçtim.

 

Erdoğan ile nasıl tanışmıştınız?

Refah-Yol döneminde tanıştık. Eşim de Rizeli, ailecek görüşürdük, ama siyaset konuşmazdık. 28 Şubat döneminde kader birliği yaptık.

 

Şimdi aranız nasıl?

Ev görüşmemiz bitti, fakat kimsenin düşmanı değilim. Siyasetin esası rekabettir. Pek çok icraatını doğru bulmadığımı saygı çerçevesinde söylüyorum.

 

"ÇOK İDDİALI BİR KIZDIM"

 

İzmit-Gündoğdu’da doğmuşsunuz. Çocukluğunuz nasıldı?

Annem ve babam Rumeli göçmeniydi. İkisi de Drama’da doğmuşlar. İlginç bir aileydi. Dedem Tahir Efendi, Rumeli’nin 5 büyük İslami hocalarından biriydi. Dindar, ama bilgiye açık bir ailem vardı. Dedemin kuzeni Hasan Tahsin Argun, Atatürk ve İnönü’nün arkadaşıydı. Cumhuriyet’in kurucuları arasındaydı. Dedem üniversitede müderris olmasına rağmen, babam ortaokul bitirebilmiş. Rahmetli babam memurdu. Orta karar bir aileydik. 2 kız 1 erkek kardeşim var. Ben en küçüğüm.

 

Ailenizin siyasi çizgisi neydi?

Anne tarafım Demokrat Partili’ydi, babamın ailesi ise 1960 ihtilaline kadar CHP’liymiş. 60 ihtilalinden sonra babam ailemize Türkeşçiliği getirdi. Ağabeyim daha aktifti. 1980 ihtilalinde İzmit MHP İl Başkan’ıydı.

 

Üniversitede tarih okumuşsunuz...

Evet, İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunuyum. Aslında yazar olup, ailemin göç hikâyesini yazmak istiyordum. Çok okuyan bir çocuktum. Ömer Seyfettin, Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi pek çok yazarın klasiklerini babam bize okurdu. İdeolojik kitaplar okumaya lisede başladım. Bizim cenahta çok okunmamasına rağmen ‘Kapital’i ve ‘Komünist Manifesto’yu da okumuştum. Attila İlhan’ın kitaplarını ve şiirlerini hep sevmişimdir. Son zamanlarda Jürgen Habermas ve Theodor Adorno okuyorum. Daron Acemoğlu’nda siyaset açısından çok şey buluyorum. Ayşe Buğra’yı geç keşfettim, müthiş bir kadın!

 

Üniversitede politik eylemlere katılır mıydınız?

Tabii ki. 76’dan itibaren çok cenaze kaldırdık. Bizim neslin sağ kalanları her yerde bir soğan başı oldu, çünkü organizasyon yeteneğimiz gelişmişti. Bizim 68 kuşağından bir farkımız da vicdanımızın olmasıdır. Daha dürüst bir kavgaydı.

 

Hiç gözaltına alındınız mı?

Hayır, o devirde kızlar daha çok lojistik destek olurdu. (Gülüyor)

 

Ya üniversite sonrası?

Üniversitenin son yıllarında eşimle sözlenmiştik. Kayınpederim varlıklıydı ve eşimi Amerika’ya gönderecekti. Ben de çok iddialı bir kızdım, tarih tezleri öne süren bir bilim kadını olmak istiyordum. Kemal Karpat Amerika’daydı, mektup yazıp asistanı olmak istediğimi ilettim, ancak cevap alamadım.

 

‘HÂLÂ KAYINVALİDEMLE BİRLİKTE OTURUYORUZ’

 

Eşiniz sol kökenliymiş...

18 yaşında tanıştık. Yazlık komşumuzun oğluydu. ODTÜ girişli, Boğaziçi çıkışlı bir makine mühendisi. Birbirimizi sevdik. Aslında her şey çok tersti, ben MHP il başkanının kız kardeşiydim, o solcuydu. Gerçi komünist değildi, daha makul bir noktadaydı. Sonra çok güzel bir Türk milliyetçisi oldu. Evlendiğimde 23 yaşındaydım. Kayınvalideme çok şey borçluyum, hâlâ birlikte oturuyoruz. Kayınvalidem 79 yaşında, müthiş bir futbol tutkunudur, sıkı Galatasaraylı. Bir maç izler ki çekip Youtube’a koysak milyon tıklanır. Tezahürat yaparak izler, bütün futbolcuların adını bilir. Kafasında beyaz tülbenti, gözünde gözlükler, televizyona el kol hareketleriyle bağıran 79 yaşında bir hanım düşünün! (Kahkahalar)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İlgili Haberler

AK Parti'de flaş Çiller ve Bahçeli gelişmesi

Siyaset Haberleri