Alo Fatih'den sonra, Milliyet'te “Alo Fikret”li Günler

Milliyet Gazetesi'nin Demirören ailesine satışıyla birlikte gazetede başlayan işten çıkarmalar, Fikret Bila döneminde zirve yaptı.

siyaset ve patronajın işten çıkarma istekleri, Fikret Bila’nın yayın yönetmeni olmasıyla birlikte rutine bağlandı. Bir dönem AKP’nin sert muhalifi olan ve TSK’nın yanında saf tutan Fikret Bila’nın dönüşümü, Türk medyasının hikayesine ilişkin izler barındırıyor.


fikretbila.jpgGazetede hemen her hafta önemli isimler gönderilirken, Fikret Bila  Milliyet’e uygulanan uçak ambargosunu delmeyi haketti ve Erdoğan’ın uçağının müdavimleri arasına girmeyi başardı.

 
ÇINAR DEVRİLDİ

Milliyet’te yaşanacakların ilk işareti Hasan Cemal‘in gönderiliş süreciyle verilmişti. Kürt sorunu konusunda demokrat ve özgürlükçü duruşuyla bilinen Cemal, çözüm sürecine karşı olmak gibi inanılması güç bir suçlama zinciriyle karşı karşıya kaldı. Gerekçe ise İmralı zabıtlarını yayınlayan gazetesine sahip çıkmasıydı.

Erdoğan, “batsın böyle gazetecilik” diyerek Hasan Cemal’i doğrudan hedef aldı ve Cemal ile Milliyet’in yolları ayrıldı. Abdi İpekçi ormanındaki son büyük çınar böylece devrilmiş oldu.  Milliyet’ten gönderilen diğer bir önemli isim olan Nuray Mert de daha sonra tıpkı Cemal gibi Çözüm Süreci‘ne karşı olmakla suçlanacaktı.

Oysa Mert kısa süre öncesinde başka bir kesim tarafından PKK’ya yakın olmakla suçlanıyordu.

Tayfun Devecioğlu ve Derya Sazak döneminde siyasetin talebi ve patronajın oluruyla Milliyet’in duvarlarını dövmeye başlayan kıyım dalgası dirençle karşılaşıyordu. Gazeteden birinin gönderilmesi başarılsa bile bu kurum içi büyük krizler doğuruyordu.

Bu krizler Derya Sazak’ın görevden alınmasıyla yeni bir boyuta geçti. Demirören, Milliyet’in Yayın Yönetmenliği koltuğuna Fikret Bila’yı oturttu.

DEĞİŞİM DÖNEMİ

Genelkurmay’dan aldığı güçlü kulisleriyle bilinen Bila, kuruluşundan itibaren AKP’ye muhalif gazeteciler sınıfındaydı. Bu nedenle de “ambargolu” olarak Erdoğan’ın uçağından uzak tutuluyordu.

Ancak yayın yönetmenliği döneminde durum tamamen değişti. Milliyet Gazetesi muhalif kimliğini bıraktı. Okur kaybını göze alarak yapılan bu değişiklik, bir süre sonra kadro kıyımıyla kendini gösterdi. İlk etapta gazetenin yazı işleri ve haber kadrosunda işten çıkarma ve görevden alma dalgası başladı.

Gazetenin değişen kimliği Fikret Bila üzerindeki Erdoğan ambargosunu kaldırdı. Fikret Bila, hükümete yakın gazetecilerle birlikte Erdoğan’ın uçağına alınmaya başladı. Ertuğrul Özkök’ün deyimiyle “kokpit ekibi”nin vazgeçilmezi olmuştu Bila.

 

Yazıları durdurulan ve yayınlanmayan Can Dündar, Bila döneminin ilk büyük kurbanıydı. Dündar’ın gönderilişinde kuşkusuz Gezi Süreci’ndeki tavrı etkiliydi. Dündar, bizzat Demirören tarafından aranarak işine son verildi.

Akil İnsanlar Heyeti üyesi Mithat Sancar’ın gazeteden gönderilmesiyle süreç devam etti. Sancar nezeket sınırlarını zorlayan biçimde İnsan Kaynakları tarafından aranarak “1 Eylül’den itibaren gazeteyle ilişkisinin kesileceği” bildirimiyle karşılaştı. Sancar, Fikret Bila’nın daha sonra aradığını ve “üzüntülerini bildirdiğini” açıkladı.

Sancar yazılarına son verilmesini, “Hükümetin medya üzerinde fiili kontrol kurma isteği, bu tablonun başlıca kaynağını oluşturuyor” sözleriyle özetliyordu.

Bir “ALO” hattının çalıştığını ise Can Dündar, twitter hesabından paylaştı: “Milliyet’te yeni kurban: Prof. Mithat Sancar. Önceki gece Habertürk’teki tartışmasını izleyince ‘Eyvah gitti’ demiştim. Sabahına aramışlar zaten…”
 

“Her gün bu son yazım” diyerek bilgisayarın başına oturduğunu söyleyen Pelin Batu’nun Milliyet’ten gönderilişi kendi ifadesine göre Davutoğlu’nun dış politikasını eleştirmesiyle ilgiliydi.

Batu verdiği röportajda gönderilişini şöyle özetledi:  “Ben Ahmet Davutoğlu yazılarım yüzünden olduğunu düşünüyorum. Son birkaç aydır özellikle Ortadoğu’daki kepazeliklerden dolayı Davutoğlu’na takmıştım. Yazılarımda da kendisini sık sık eleştiriyordum.”

Milliyet’teki tsunami durmak bilmedi. Ekonomiye yönelik eleştirileriyle dikkat çeken Asaf Savaş Akat’la da yollar ayrıldı. Gezi Süreci’ne destek veren bir diğer isim Elif Ergu onu takip etti.

Mirgün Cabas ve sanat yazarı Yekta Kopan da “Gezi” kontenjanından Milliyet’ten gönderildiler. Onları Ege yazarı Feyzi Hepşenkal takip etti.

Fuat Keyman’ın gönderilişi ise gazetede büyük bir fikri boşluk oluşturdu. Keyman da idari bir personelin işten çıkartılmasına benzer yöntemle gönderildi.

KONUŞAN YANAR

Türk sporunun önemli isimlerinden Uğur Meleke, CNNTürk’te 5N 1K programına konuk olmuştu. Konu Erdoğan’ın Fenerbahçe’yle ilgili internete düşen ses kayıtlarına gelince, düşüncelerini açıkça ifade etti: “Başbakan Fenerbahçe’de etkili olmak istiyorsa başkanlığa adaylığını koyar ve seçime girer. Bunun yolu kendisinin de her defasında işaret ettiği gibi sandıktan geçiyor…”

Ağzını açanın Milliyet’ten gönderilmesi bir gelenek haline geldiğinden, Meleke’nin bu sözleri sonrası işine son verilebileceği anında sosyal medyaya düştü.

Programın sunucusu Cüneyt Özdemir, hızla refleks gösterdi ve ”Uğur Meleke’nin sırf düşüncelerini açıkladığı için işine son verilirse, Milliyet gazetesinin tüm köşeyazarları için meşruiyet krizi başlar” twitini attı. Milliyet’in iç bünyesinden hiçbir tepki gelmiyordu ama Cüneyt Özdemir’in alevlediği sosyal medya tepkisi Uğur Meleke’ye büyük destek sağladı. Tepkiler beklenen sonu engelledi, Meleke yazılarına devam etti.

 
Ancak engellenemeyen sadece ertelenebilen durumlar da vardı. CNNTürk’te Akif Beki’yle yaptığı programdaki eleştirel tutumuyla dikkat çeken Aslı Aydıntaşbaş’a ilk hamle bu yönde gelmişti. Aydıntaşbaş, Milliyet’in “ya televizyon ya gazete” çıkışı üzerine CNNTürk’te reyting başarısı da olan programından çekilmek durumunda kaldı.

Ancak konu burada kapanmadı. Yasemin Çongar’ın ardından Milliyet’in özellikle dış politikadaki açığını dolduran uluslararası tecrübeli isim Aydıntaşbaş’ın 6 yıllık Milliyet günleri son buldu.

TWİT ATAN YANAR

Milliyet’te durdurulamaz gazeteci ve yazar kıyımının zirve yaptığı nokta Kadri Gürsel oldu. Gazetecilerin şahsi twitter hesaplarından yaptıkları paylaşımlar işten çıkartılma gerekçesine dönüştü böylece.

Üstelik Milliyet, fikir hürriyetini açıkça ihlal eden bu tutumunu resmi bir açıklamayla duyurdu:

“Bu vahşetin yol açtığı can kayıpları karşısında, ülkemizin büyük acısını paylaşmak, terör eylemi ve örgütünü kınamak amacıyla yabancı devlet adamlarının Türkiye’deki mevkidaşlarını arayarak taziyelerini bildirmelerine ilişkin olarak, yazarımız Sn. Ahmet Kadri Gürsel’in yaptığı yorumlar, gazetecinin etik kurallarıyla bağdaşmadığı gibi grubumuzun yayıncılık anlayışı ve sorumluluğuyla da ters düşmektedir. Birlikte çalışma ortamımızı tahrip eden bu tutumu nedeniyle Sn. Ahmet Kadri Gürsel’le yollarımız 22.07.2015 tarihi itibarıyla ayrılmıştır.”

kadrigursel.jpgMilliyet’in bu açıklamasıyla köşe yazılarına son verilen Kadri Gürsel’in attığı twit, 32 kişinin katledildiği Suruç bombalaması sonrası görüşlerini içeriyordu. Gürsel şöyle yazmıştı:

“Yabancı liderlerin Türkiye’deki IŞİD terörünün bir numaralı sebebini oluşturan kişiyi arayıp Suruç için başsağlığı dilemeleri utanç verici…”

Gürsel’in işten çıkartılması konusunda Fikret Bila cephesinden diğer örneklerde olduğu gibi hiçbir tepki ve direniş gelmedi. Köşe yazıları üzerinde uygulanan açık baskının hiç olmazsa şahsi sosyal medya hesaplarına yansıtılmaması gerektiği yönünde bile duruş göstermedi Bila ve yönetimi.

KENDİ KENDİNİ İMHA EDİYOR

Abdi İpekçi’nin gazete içi özgürlükleri genişleten, fikri derinliği öne çıkartan tutumuyla Türk basının çınarı haline gelen Milliyet’in Fikret Bila yönetiminde patronajın ve siyasetin tüm taleplerini karşılar hale gelmesi ve kendini imha etmesi ibretlik bir hikaye olarak tarihe geçiyor.

Oysa Milliyet, yıllar önce ismi karanlık olaylarla geçen Korkmaz Yiğit’e satılmak istendiğinde Türk Basını’nda sembol olan bir direnişe imza atmıştı. Gazeteciler patronlarına direnmiş ve gazeteyi Korkmaz Yiğit’e sattırmamışlardı.

Editöryal bağımsızlık, pekçok yayın yönetmeni döneminde koltuklarını kaybetme pahasına devam ettirildi.

Ancak Fikret Bila yönetiminin, Erdoğan’ın uçağındaki koltuk için, Abdi İpekçi’nin koltuğunu feda ettiği görülüyor.

ABDİ İPEKÇİ’NİN EMANETİ

Milliyet’e rengini veren isimlerden Tahir Yurtseven’in gönderilişi de Fikret Bila’ya nasip oldu. Yazı işleri müdürü olarak görev yapan Tahir Yurtseven Abdi İpekçi dahil, 20 genel yayın yönetmeni ile görev yapmıştı.

 OĞLUNU BİLE KOVDULAR

Can Dündar’ın gönderilişi Milliyet’e yetmedi ve “Dündar” soyismi Milliyet’ten tamamen kazındı. Milliyet’in eklerinde yazıları yayınlanan Can Dündar’ın oğlu Ege Dündar’ın işine de son verildi.

AKİT’TEN MİLLİYET’E ÖVGÜ

Akit Yazarı Ersoy Dede, Milliyet’in yazar kovmasını takdirle karşılayan bir yazı kaleme aldı:

“Kadri Gürsel’in İsrail ajanı olduğunu, Yeni Şafak Gazetesi’nde yazdığı günlerde Cem Küçük ortaya çıkarmıştı.. Bu ifşaat üzerine Gürsel çılgına döndü..  Bugün, ülkesini terör örgütüyle ilişkilendiren bu alçakça twiti üzerine Kadri Gürsel’e kapıyı gösteren Erdoğan Demirören, o günlerde zaten kesmişti biletini.

Demirören, Aslı Aydıntaşbaş ile ikisini gazeteden uzaklaştırmaya zemin hazırlamak için: ‘Ya CnnTurk’ü tercih edin ya da Milliyet’i’ dediğinde, içinden ‘belki de televizyonu tercih ederler de benim işimi kolaylaştırırlar’ diye geçiriyordu.. Ama ikisi de, köklü bir geçmişi ve önemli bir kimliği olan ‘Milliyet Gazetesi’ni tercih ettiler.

Hatta bu tercihleri nedeniyle Demirören CnnTurk’ten ayrılmaları nedeniyle uğradıkları zararın bir kısmını da tazmin etti.. Ama kaçınılmaz son, ikisi de Milliyet’ten kovuldu.. Erdoğan Demirören ve Demirören Ailesi, milli güvenlik söz konusu olduğunda, nerede durmaları gerektiğini böylece dosta düşmana ilan ettiler.. ”
 

BİR ÇINARIN KISA HİKAYESİ

Milliyet Gazetesi’nin ilk sayısı 11 Şubat 1926’da okuyucuyla buluştu. Kurucusu Mahmut Soydan’dı. Refik Halid, Bedii Faik gibi önemli yazarları vardı.

Gazete asıl atılımını 1954 yılında Abdi İpekçi’nin yazı işleri müdürü olmasıyla yaşadı. İpekçi döneminde hem önemli yazar atılımları yapıldı hem de çizgisi toplumda karşılık buldu. Peyami Safa, Reşat Ekrem, Çetin Altan gibi yazarların katılımıyla Milliyet, etkili bir siyasi çizgiye oturdu.

70’li yıllarda gazete 200 bin net satışla, siyasi bir gazete için çok başarılı bir noktadaydı. 1 Şubat 1979’da, İstanbul Nişantaşı’nda Abdi İpekçi suikaste kurban gitti. Katil Mehmet Ali Ağca’ydı. İpekçi suikasti 12 Eylül Darbesi düşünüldüğünde uluslararası yönü olan siyasi bir cinayetti.

Darbe sonrası dönemde Karacan ailesi gazeteyi Aydın Doğan’a sattı. Doğan grubunun güçlü ekonomik stratejisiyle Milliyet yoluna devam etti.  2007 yılından sonra Erdoğan’ın medya üzerine kurduğu abluka Milliyet’i etkiledi. Yayın Yönetmeni değişimlerinden sonra Aydın Doğan, Milliyet’i Demirören ailesine sattı.

Demirören ailesi Erdoğan’ın eski sözcüsü Akif Beki’yi medya grup başkanı yapmak için hamle yaptı. Beki medya grubuna yerleşti ancak içeriden yükselen toplu tepki Demirören Ailesine geri adım attırdı. Beki, görevi devralamadan ayrıldı. Sonrasında ise gazetede yaprak dökümü başladı. Onlarca yazar ve gazeteci muhalif kimlikleri nedeniyle kovuldu. Erdoğan’ın, Erdoğan Demirören’i ağlatana kadar fırçaladığı bir ses kaydı internete düştü.

Nokta

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Medya Haberleri