Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, NTV canlı yayınında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.
İşte Bülent Arınç'ın açıklamalarından satır başları:
KIRMIZI KİTAP'TA YENİ DÜZENLEME
MGK üyesiyim. Tabi MGK anayasamızda yer alan bir kuruluş. Yalnız oralardaki görüşmeler ve kararlar tamamen gizli. Sonradan yayınlanan bilgi hangi konuların görüşüldüğüne dair bilgidir. Alınmış olan MGK kararının herhangi birinin açıklanması, MGK’nın kendi içinde toplanıp buna da karar vermesi lazım.
Cumhurbaşkanımızın yaptığı konuşmalarda bazı açıklamaları var paralel devlet yapılanmasına ilişkin. Bu doğrudur. MGK kanununun galiba ikinci maddesinde, Milli Güvenlik Siyaset belgesini hazırlar ve Bakanlar Kurulu'na sevk eder diyor. Şu anda MGK’da yapılan şey Bakanlar Kurulu'na gönderilmesi olmuştur. Ancak burada yani Türkiye’nin milli menfaatleri savunma politikaları komşularıyla ilişkileri, ayrıntılarıyla yazılıdır. Ben bunun 2010’lu yılını da gördüm. Bu sefer de yine rutin olarak 2015’te çok az bazı değişiklikler yapıldı.
BAŞKA CEMAATLER...
Legal görünümlü illegal yapılanmalar adıyla, sadece cemaatten örgüte dönmüş, paralel devlet yapılanmasıyla ilgili değil, gelecekte de başka cemaatler sosyolojik birikimler olabilir, farklı düşüncelere sahip gruplaşmaların, adeta devlete ikinci bir alternatif gibi...
Yoksa Fethullah Gülen ile ilgili olarak alınacak tedbir gibi münhasıran bir tabir getirmedi. Sadece böyle bir tehdit söz konusu değil, bunun benzerleri de bugün vardır. Bundan dolayı kimsenin devletine bağlı, yasaya bağlı hiçbir kimsenin kurum ve kuruluş korkmaması gerektiğini ifade etmek için söylüyorum. Yasal zeminde faaliyetini yürüten herkes, cemaatte olsa…
Ama devleti ele geçirmek, hükümete paralel yapı kurmak, bürokrasiyi kendi emirleriyle yönetebilmek için bir oluşum meydana gelmişse onun korkması lazım. Yine de bu tür bir karar milli güvenlik siyaset belgesine giren ifade karşısında, istihbarat teşkilatının, emniyetin bazı refleksleri olur diye değerlendirmeler var. Sonuçları ne olur?
Bu tür yapılar, gücünü medyadan alabilir, yurtiçi yurtdışından alabilir, okul dershaneden olabilir. Yaşadığımız gerçeklerden hareket ederek, adanmışlık ruhu içinde, size talimat veren kişinin bürokratik yapılanma içindeki amiriniz değil de kendi yapılanmanızın içerisindeki hiç yargıyla ilgili olmayan kişiler ise bunların bir tehlike olduğunu düşünmemiz lazım.
Öyle bir numara yapayım ki ben buraya imza atayım sonuç çıksın. E buna kim talimat veriyor? O kişi kim? Ahmet isimli, Mehmet isimli biri, şu dosyaya şöyle karar vereceksin diyor. O kendi planlamasını yapmış, kendi hedefi için bir proje yapmış. O hakimi, o valiyi, o kaymakamı ne bileyim, o şef müdürü kullanabiliyorsa bu bir illegal yapılanmadır. E bugün bunlar Gülen cemaati üzerinden gidiyor derseniz, emin olun ki onlara benzer başka topluluklar da vardır. Ama onlar siyasete, devlete talip olmadılar.
Ha bundan sonra onların da iştahları kabarır da böyle bir şey yapmaya kalkarlarsa... Hiç dini hizmet eksenli toplulukta olmayabilir. Her şeyi planlamışlardır. Maddi güçleri olmalıdır, diyelim ki bankaları, medyası güçlü olmalıdır, bürokraside güçlü olmalıdır. Bunları düşünen projesini çizenler bu kapsam içinde değerlendirilecek.
Yani geçmişte düşman güçler, kuvvetler diye irtica komünizm hedeflenirken, irtica tehdit suç olmaktan çıkmıştı. Şu anda da gözümüzü açtığımızda gördüğümüz, Türkiye’de ciddi bir oyun oynanmış, hamle yapılmış. Deşifre edilmiş. Şimdi de yaranın açıldığı, dışarı taştığı bir durumdayız. Biz bundan habersiz yaşasaydık, belki ilerde daha büyük tehlike haline gelebilecekti.
BALYOZ DAVASI'NDA BERAAT KARARININ GEREKÇESİ
Bugün de Balyoz'un gerekçeli kararı açıklandı. Delillerin sahte olduğu ifadesi var. Bunun yanı sıra Hanefi Avcı'nın hakkında verilen ceza da bozuldu. Soracağım soru hukuk güvenliği için daha yapılacak işler var mı gerçekten? Son bir tahliye tartışması olmuştu.
5-6 yıldır geçmiş olan önemli bir davaydı. Yüksek rütbeli subaylardan başlayarak devam eden bir davaydı. Adına belge denilen bir takım kağıtlar konuşulduğu zaman bunalrın ciddiyeti üzerine dava açıldı. Mahkumiyet kararları verildi. Yargıtay kararları tasdik etti. AYM bireysel başvurular ve sonunda beraat.
Eğer deliller sahte ise, üretilmiş ise, deliller üzerinde oynanmış ise mahkemenin vereceği başka karar yok. Buna benzer Ergenekon davası var bildiğiniz gibi. Hanefi Avcı için verilen karar, o da 4 küsür yıl yattıktan sonra bir şekilde tahliye edilmişti.
Özellikle son 10 yıl içerisinde bu davalar çok önemlidir. Bir yargılanan kişiler, iki iddialar, üçüncüsü de yargının durumuna bakmamız gerekiyor. Bu kararları veren mahkemeler önceden özel yetkili mahkemeler olarak biliniyordu. ÖYM'lerin yargılama usulleri de çok farklıydı.
Buradaki önemli iddia şudur, bu hakim ve savcıların emniyette hazırlanan bilgi ve belgelerle hareket ettikleri ve sonunda delil mahiyetinde sayılmaması gerekirken sanıkların aleyhlerine kullanılan delil durumuna geldi.
Şüphesiz bunu yapabilecek durumda değilim ama bu kararları vermiş olan hakimler, irade birliği içinde olan savcılar, zaman zaman tahliye kararlarının redleri, duruşma dışındaki davranışlar böyle bir sonucu hazırlamışsa, yargı makamlarının adaletsizliğinden şüphelenebilecek bir iddia varsa, belki onların aleygine dönecek bir süreçten bahsedebiliriz.
Yargı tarihimiz içinde bir ilk yaşandı. geçtiğimiz günlerde bazı kişiler için, yetkileri dahilinde olmamasına rağmen işlemler yapıldı.
Sulh ceza hakimlikleri var, yargı dışında o hakimin karar vermesi gereken durumunda, kim varsa reddi hakim talebinde bulunuldu. Asli ceza hakimi bunların tamamını kabul etti. Tam tahliye edilecekken bir başka sulh ceza hakimi, bu yok hükmünde karardır, böyle talebin bize gelmesi gerekirdi, reddedileceksek bir kaçımız bunu yapmalıydı dedi. Adalet Bakanlığı HSYK el koydu.
Kararlar yok farz edildi ama o iki hakim görevden el çektirildi, müfettiş raporlarıyla da mahkemeye sevk edilip tutuklandı.
Bu son verilen kararları birlikte düşünmek mümkün. Geçmişe dönük, cezaların bu kadar yüksek verilmesine göz yuman insanlar hakkında en azından HSYK'nın yapacğaı şeyler vardır. Suç teşkil ediyorsa dava açılabilir diye düşünüyorum