Son 8 yıldır hep böyle oluyor. Sandığın ucu görününce ‘kavga’ patlak veriyor. Başbakan/Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan medya patronu Aydın Doğan’a verip veriştiriyor.
Seçim akşamı balkon konuşmaları sonrası ise ortalık duruluyor.
Ta ki diğer seçime kadar!
‘Deniz Feneri’ davası sonrası fitili ateşlenen bir kavga bu.
Erdoğan’ın annesi vefat edince evine taziyeye gelenlerden birisi Aydın Doğan idi. Erdoğan da Doğan’a ait Trump Towers gökdeleninin açılışını yapmıştı.
Böylesi ‘barış’ işaretleri belirse de uzun sürmedi.
Her seçim öncesi vaka-i adiye gibi görülen ‘kavga’da bu sefer durum farklı!
Gezi olayları ve 17/25 Aralık operasyon yayınları hiç unutulmadı ama…
İktidarın en kudretli isimlerinden duyduğum için biliyorum.
Aydın Doğan için hükmün verildiği tarih 1 Mayıs 2013’tür.
“Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” denilmiştir o gün.
Bugün ‘terör medyası’ yaftasına bile maruz kalındı.
Yarın, AK Parti tek başına iktidara gelirse yaşanacak hiçbir gelişme benim için sürpriz olmaz.
Bu neyin kavgası?
Türkiye’de siyaset-medya ilişkisi hep sorunlu oldu.
Siyasetçi ve gazeteci birbirinden rol çaldı zaman zaman.
Siyaset ve medyanın ‘günah galerisi’ni yazmaya sayfalar yetmez.
Öyle zannediyorum ki!..
Çok partili hayata geçtiğimiz günden bu yana bir siyasi partinin medya üzerinde bu denli etkin olduğu bir dönemi yaşamadık.
Bugün medyanın yarıdan fazlası iktidarın ya elinde ya yanında. Saray bülteni gibi çıkan ‘gazete’ler var.
Buna rağmen Doğan Grubu ve ‘muhalif’ olan yayınlara gün geçmiyor ki baskı, ayrımcılık olmasın.
Bunun tek bir sebebi var: İsteniyor ki medya ‘tek ses’ olsun.
Mümkün mü?
Bu beklenti ne sosyolojiye ne de medyanın işlevine uyar.
Eski Patronum Aydın Doğan’ı nasıl bilirim?
Aydın Bey benim eski ‘patronum’du. 3 yıl Doğan Grubu’nda çalıştım ama kendisiyle 1 kez konuşmuşluğum var o da gazeteden ayrıldığım günlere denk geldi.
Allah şahit. Maaşımızı saatinde aldık. Bunun ne denli önemli olduğunu iktidara yakın gazetelerdeki arkadaşlar çok iyi bilir.
Haber Müdürü ve Temsilci olarak görev yaptığım Radikal gazetesi adına Davutoğlu ve diğer bakanlarla onlarca yurtdışı, içi gezilere gittim. Grubun, gazetecilik dışı tek bir talebi olmadı.
En önemlisi bir,iki editoryal hata dışında yazı ve haberlere de müdahale edilmedi.
Meydan’da nasıl özgürce çalışıp sadece gazetecilik yaptıysam Radikal de öyleydi.
Medyanın haline bakınca kendi halime ne kadar şükretsem az diye düşünüyorum.
Şu 28 Şubat meselesi!
Muhafazakâr kesimde Aydın Doğan algısı ‘28 Şubat’tır. O, başbakanı pijamayla karşılayan, iktidar deviren bir güçtür.
Bu algı yerleşmiş ve tutmuştur. Gazeteye tiraj, partilere oy getirmiştir.
Aydın Doğan’ı bir hafta yazmasa rahat edemeyen köşe yazarları vardır. Bir kısmı da onu yazarak şöhreti yakalamıştır.
28 Şubat, faturasını tüm milletin ödediği seçilmiş hükümete yapılmış postmodern darbeydi.
Doğan Grubu’nu da 28 Şubat sürecindeki tutumundan dolayı eleştirmek gayet doğaldır.
Yüzleşmek için tarihi bir fırsat çıkmıştı.
Dün gibi hatırlıyorum!
Meclis’te kurulan Darbe Komisyonu’nun 28 Şubat Alt Komisyonu’na çağrılmıştı Aydın Bey.
5 Ekim 2012 günüydü.
Her soruya cevap verdiği gibi o kadar keyiflenmişti ki bitime doğru “Başka soru yok mu, her şeyi sorun” dediğini hatırlıyorum.
Ne tuhaftır ki o gün eleştiri ve sorular AK Parti’den değil CHP’li milletvekillerinden gelmişti.
Doğan’ı AK Parti hükümeti ile fazla içli-dışlı olmakla itham ediyordu CHP’liler.
Aydın Bey çok mutlu ayrılmıştı toplantıdan. Çıkışta öğle yemeği ikram edildi, sohbetler edildi.
Bir gün önce de AK Parti milletvekilleri akşam yemeğine davet etmişti. Hatta nezaket gösteren hemşehrisi tarafından Meclis’e gelişinde kendisine eşlik edilmişti.
Ve bütün bunlar parti yönetiminin bilgisi dahilindeydi.
Ah şu körolası hafıza!