Babasını ağılayan Padişah

Ali Hikmet İNCE

Sultan Bâyezid-i Sâni, babası gibi Batı’ya yakın/dönük değildi. Avrupa dillerini öğrenmedi. Tarihini, felsefesini, sanatını, mimarisini, sosyal yaşamını izleme(z)di. Resim ve heykelden haz etmezdi. Sünni İslâm anlayışını katıksız - yeni/moda tabirle ‘radikal’ şekilde! - benimse(r)di. Fatih’in çağdaşlığını bilen/duyan Avrupalı ressam ve sanatçılar, oğlu Sultan 2. Bâyezid’in de aynı vizyona/‘ferasete’ sahipliğini düşündü. Bazıları doğrudan, bazıları da dolaylı şekilde irtibat sağlamaya çalıştı. Leonardo Da Vinci, 1502’de, Sultan’a mektup yazdı: ‘Haliç ve İstanbul Boğazı’na yapmayı düşündüğü köprülerin planlarını dahi gönderdi. Haliç için projelendirdiği eseri 240 metre uzunluğundaydı!’ Ama kabul görmedi. 

Michelangelo da, Vinci’nin köprü projelerinden haberdar olunca, şansını denedi. Fakat davet edilmedi. Sultan, Avrupa’da geleneksel anlayışı değiştirecek ‘Rönesans/‘Yeniden Doğuş Hareketi’nin ya farkında değildi ya da önemseme(z)di!

Batılı ressamın çizgileriyle 2. Bâyezid

2. Bâyezid, çeşitli sebeplerden ötürü Fatih Sultan Mehmet gibi atak, genişlemeci, yenilik yanlısı politikalar üretemedi. Dengeci, mevcudu koruyucu, barışı önceleyici anlayışı benimsedi. Doğu’da Akkoyunlular, Güney’de Memlûklar ile iyi geçinmeye çalıştı. Bazı tarihçilere göre her 2 hanedan ile akrabalık tesis etti. Geleneği başlatan Fatih Sultan Mehmet’ti. Gülbahar Hatun’dan doğan kızı Gevherhan Sultan’ı Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Mehmet Bey ile evlendirdi. Akkoyunlu Şehzadesi, babası ile kavga edince İstanbul’a geldi, Fatih’e sığındı. 1474’de, Sivas Beylerbeyliği’ne getirildi. - 1476’da, oğlu ‘Göde’ Ahmet dünyaya geldi! - Babasının çağrısına inandı, İran’a gitti. Ölümden kurtulamadı. Eşi, dul kalınca, Dersaadet’e geri geldi. Yeniden evlenmedi, evladını büyüttü. Şehzade ‘Göde’ Ahmet Mirza, şişman, kısa boylu, kısa bacaklıydı. - Lakabı da fiziksel özelliklerinden ötürü verilmişti! - 1490’da, Sultan 2. Bâyezid’in Şirin Hatun’dan olma kızı Aynışah Sultan ile evlendirildi. 2 kızı doğdu. ‘Göde’ Ahmet, 1497’de, Akkoyunlu Devleti’nin 14. hükümdarı oldu. Aynı yıl içinde İsfahan’da çıkan isyanı bastırmaya çalışırken öldürüldü. Eşi, İstanbul’a döndü.

Beyazıt Camii'nin 1875'de Basile Kargopoulo tarafından çekilen fotoğrafı

- İran’daki Mezhep Değişikliği Osmanlı Yönetimini Zorladı… -


Dönem tarihçilerinin yorumlarına göre İran’da Safevîler yönetime gelince, Osmanlı ve Memlûk devletleri daha yakınlaşacaktı. Zira her ikisi de ‘Sünni’ idi. İran’ın yeni idarecileri ‘Şiî’ mezhebindendi. Ormanlı devlet yönetimine göre Şah İsmail, - Mısır’da Memlûklar’ın yıktığı! - Fatımiler’in yolundan yürüyecekti! İslâm âlemini ‘Şiî Mezhebi’nin görüşleri/içtihatları doğrultusunda şekillendirecek, bir araya getirecekti! Mezhepler arasındaki anlaşmazlık ve farklılıklar, ufuktaki yeni savaş(lar)ın tetikleyicisi olacaktı! Osmanlı ve Safevî güçleri yıllarca karşılıklı çarpıştı. ‘Türk asıllı fakat İslam’ın farklı mezhebine mensup binlerce/on binlerce asker yitirildi!’

Beyazıt Camii'nin 1875'de Basile Kargopoulo tarafından çekilen diğer bir fotoğrafı

Şah İsmail, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın öz torunuydu. Annesi: Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Halime Begüm Hatun’du. - Babası Şeyh Haydar da, Uzun Hasan’ın biricik kız kardeşi Halime Begüm’ün oğluydu! - Şeyh Haydar’ın atası da: Erdebil’de yerleşik Safevî Tarikatı’nın Şeyhi Cüneyt idi.
1460’da, Şeyh Cüneyt öldürüldü. Yerine oğlu Şeyh Haydar getirildi. Osmanlı tarihçilerinin kayıtlarına göre Şeyh Haydar, tarikatın faaliyet alanını genişletti. Azerbaycan’dan ve Anadolu’dan toplanan/‘devşirilen’ Türkmen gençler, Erdebil’e getirildi. Şia eğitiminden geçirildiler. Başarılı görülenler, ‘Şiî mollası icazeti’ alıp yurtlarına gönderildi. Yerel halkı etkilemeye, görüşlerini yaymaya giriştiler. Şah İsmail’in liderliğinde ikna faaliyetleri yoğunlaştı. Osmanlı yönetiminden şikâyetçi, gayrimemnun kitleler, yeni söylemin sahibine sempati duydu. Alevi Türkmenler, bazen gruplar, bazen kalabalık kitleler halinde İran’a geçip Şah İsmail ile görüştü. Konuşmalarını dinledi ve sonunda da bağlılıklarını bildirdi. ‘Kendilerini anlayan müttefik bulduklarına inandılar!’ Şah’ın hayat hikâyesini öğrenip karizmatik ve mücadeleci kişiliğini tanıdıktan sonra kalpten bağlandılar. Halifeleri/‘mollaları’ vasıtasıyla ilettiği emirlerine de uydular!


- Şah İsmail, Şehzade Selim’in Dayısını ve Yeğenlerini Öldürdü… -


İlk hamle 1507’de, Şah İsmail’den geldi. Osmanlı destekçisi Dulkadiroğluları Beyliği’ne saldırdı. Alaüddevle Bozkurt Bey’i savaşta yendi. Oğlu ve iki erkek torununu öldürttü. Şah, Maraş ve Elbistan’a girdi. Ardından da Sultan 2. Bâyezid’e özür mektubu yazma gereği duydu. ‘Kayseri üzerinden Dulkadiroğlu’na saldırdığından, sınır ihlali yaptığını fark etmişti. Kusuru bağışlanmalıydı!’ Osmanlı ses çıkarmadı! Ama Trabzon Valisi Şehzade Selim sakin kal(a)madı. Dedesi Alaüddevle Bozkurt Bey’in oğlunun/‘dayısının’ ve yeğenlerinin öcünü almaya kararlıydı. 1508’de, Safevî idaresindeki bölgelere akınlar düzenledi. Üzerine gönderilen - Şah İsmail’in kardeşi! - İbrahim Mirza komutasındaki güçleri yendi. - Mirza’yı Trabzon’a götürecek ve hapsettirecekti! - Erzincan yöresine kadar ilerledi. Bir gece baskınıyla Şah İsmail’i de bozguna uğrattı. Yöre yöneticilerini, Şah ile akrabalığı bilinen bazı kişileri de tutsak edip döndü.

Şah İsmail'i betimleyen İran kaynaklı minyatür

Şah İsmail, Osmanlı Sultanı 2. Bâyezid’e bir mektup daha yazdı. ‘Kendisini Akkoyunlu Devleti’nin varisi saymasını talep etti. Hükümdar Uzun Hasan’ın özbeöz torunuydu! Osmanlı ile Safevî arasında ‘mübareze’/cenk mevcut değildi. Şehzade Selim’i suçlu tuttu! İşgal ettiği toprakları geri vermesini ve cezalandırılmasını dahi talep etti!’

Amasya’da 27 yıl kalan 2. Bâyezid, İç Anadolu’nun toplumsal yapısını ve sorunlarını iyi bilirdi. Şah’ın talimatıyla başlatılabilecek top yekûn ayaklanmaya karşı tedbir almaya çalıştı. Ordu seviyesindeki kuvveti bölgede konuşlandırdı.

- Şah İsmail, Halifesi Şah Kulu Vasıtasıyla Anadolu’yu Ayaklandırdı… -


Nisan 1511’de, Anadolu’da beklenen isyan patladı. Ayaklanmanın lideri, Antalya doğumlu, Türkmen asıllı Şah Kulu Halife idi. Erdebil’de eğitim görmüş, Şiî mollası hüviyeti kazanmıştı. Çevresine topladığı kimi göçebe ve yerleşik Alevi Türkmenleri organize etti. Osmanlı’ya muhalifliklerini, Şah İsmail’e muhabbetlerini kullandı. Bâyezid’in şehzadeleri arasındaki rekabeti ve çatışmayı fırsat bildi. Tam da uygun zamanı yakaladı. İsyan bayrağını çekti. Osmanlı müverrihlerine göre Şah Kulu’nun emrinde binlerce kişi mevcuttu. İsyancılar, Ankara’ya oradan Bursa’ya kadar ilerledi. Anadolu yangın yerine/savaş alanına döndü. Binlerce kişi öldü, sakat kaldı. Şah Kulu, Şah İsmail adına hutbe okuttu. Osmanlı kendisini ansızın ‘Sünni - Şiî rekabeti/çatışması’ içinde buldu. ‘Şah İsmail, ordusuyla değil ama kendisine ölümüne bağlı taraftarları aracılığıyla Küçük Asya coğrafyasının tamamını yönetimi/denetimi altına alabilirdi!’ 

Selimname'de Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim'in mücadelesini anlatan minyatür

İsyan mahalli olmaktan çıkınca, Sultan 2. Bâyezid sert tedbirler getirmek zorunda kaldı. Sadrazam Hadım Ali Paşa’ya tam yetki verdi. Şehzade Ahmet’i de yanında gönderdi. 

Şah Kulu, Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa komutasında üzerine yollanan öncü birliklerini yendi. Yoldaşları ile kuzeye yöneldi. Altıntaş civarında sıkıştırıldı. Kısa süren mücadeleden sonra Osmanlı kuvvetlerinde baş gösteren yönetim zaafından yararlandı. Yeniçeriler, Şehzade Ahmet’in emirlerini dinlemedi. Fırsatı değerlendiren Şah Kulu, kuşatmayı yarıp kurtulmayı başardı. Ancak Hadım Ali Paşa’nın ısrarlı takibi sonuç verdi. İsyancılar, Sivas yakınlarındaki Gökçay mevkiinde sıkıştırıldı. 2 Temmuz 1511’deki kanlı savaşta Şah Kulu öldürüldü. Taraftarları yenilgiye uğratıldı. Asilerin çoğu savaş meydanında hayatlarını yitirdi. ‘Serdar-ı Ekrem’ - Başkomutan! - Hadım Ali Paşa, atılan oklarla ağır yaralandı. Tedavi edildiyse de kurtarılamadı, ruhunu teslim etti. Paşa, Amasya’da toprağa verildi. Şah Kulu’nun taraftarlarından hayatta kalanlar da İran’a sığındı.

- 2. Bâyezit Hayattayken Şehzadeleri Taht Kavgasına Girişti… -


Sultan 2. Bâyezid’in 8 oğlu ve 11 kızı oldu. - Tarihçilerin beyanına göre Bâyezid-i Evvel’in 11 karısı, 40 kadar da cariyesi mevcuttu! Başka kayda göre ise 19 eşe sahipti! - Şehzade Ahmet, Şehzade Korkut, Şehzade Selim ve Şehzade Şehenşah yaşadı. Mahmut, Mehmet, Abdullah ve Alemşah çok küçük ya da genç yaşta vefat etti. Şehzade Korkut ile Şehzade Selim - Dulkadiroğulları Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'in kızı! - Ayşe Hatun’dan doğmaydı. Korkut, Manisa; Selim, Trabzon Valisi’ydi. Hayattaki en büyük oğlu Şehzade Ahmet - ki annesi - cariye kökenli! - Bülbül Hatun’du! - Amasya Valisi’ydi. Şehzade Şehenşah’in annesi Karamanoğlu ailesine mensuptu fakat adı tarihi kayıtlara geçme(z)di. Şehzade Kayseri ve - Cem Sultan’ın ardından! - Konya Valiliği’nde bulundu. Sonra da rivayete göre, babası gibi ‘yasaklı madde’ kullanmaktan sağlığını yitirip öldü.

Sultan 2. Bâyezid'in Batı kaynaklı portresi

Ünlü Osmanlı tarihçisi Şeyhülislam Kemalpaşazâde veya İbn-i Kemal’e göre, ‘Sultan 2. Bâyezid’in çocuklarının ve torunlarının sayısı 300’e yakındı!’
Bâyezid-i Sâni’nin yaşlanması ve hastalanması, oğulları arasında iktidar yarışını kızıştırdı. Hükümdar, büyük oğlu Şehzade Ahmet’i kendisine yakın bulur ve tahtı devretmeyi murat ederdi. Şehzade Korkut, şair ruhluydu. 2 kız babasıydı. Oğlu yoktu, taraftarı azdı. Venedik Elçisi Andrea Gritti’nin notlarına göre Şehzade Korkut, tahta en yaraşan/yakın şehzadenin kendisi olduğuna inanırdı! Trabzon Valisi Şehzade Selim, asker ve halk arasında geniş sempatiye sahipti. Fakat İstanbul’a en uzak mesafedeydi. 

‘Fatih Kanunnamesi’ne göre saltanatın doğal sahibi: En büyük oğul Şehzade Ahmet idi!’

Şah İsmail'in babası Şah Haydar kabul töreninde

- 2. Bâyezid, ‘Fatih Kanunnamesi’ni Uygulayamadı… - 


Şehzade Selim, İran Şahı’na karşı kazandığı başarı(lar) ile göz doldurdu. Safevî Orduları’nın Anadolu’da toprak kazanma emellerini ‘dumura uğrattı’/köreltti. Gürcü krallarını vergiye bağladı. Biricik oğlu Şehzade Süleyman, 14’üne basmıştı. Buluğ çağına giren şehzadelere ‘sancak beyliği’ verilmesi yaygın uygulamaydı. Süleyman Trabzon’a bağlı Şebinkarahisar’ın Sancak Beyi’ydi. Selim, oğlu için Bolu Sancak Beyliği’ne talip oldu. Dileği yerine getirildi. Şehzade Süleyman, Bolu’ya atandı. Ama en büyük amcası, Amasya Sancak Beyi Şehzade Ahmet’in muhalefetiyle karşılaştı. Bolu, İstanbul’a yakındı. Amasya yolu/‘güzergâhı’ üzerindeydi. Kendisi için tehdit oluşturabilirdi! Şehzade Selim, siyaset satrancında bir hamle daha yaptı: Evlâdı için liman şehri Kefe’nin Sancak Beyliği’ni talep etti! Yavuz’un kayınpederi, - en kuvvetli destekçisi! - Kırım Hanı Mengli Giray Han’ın burnunun dibiydi. Şehzade Süleyman, 1509’da, yeni görevine başladı.
Şehzadeler arasındaki yarış ve çatışmalar yıllarca sürdü. 

Venedik Cumhuriyeti'nin İstanbul Konsolosu Andrea Gritti

Şehzade Selim, 1511’de, oğlu Şehzade Süleyman ve Kayınpederi Mengli Giray Han’ı ziyaret etmek için Kırım’a gitti. Amacı: Giray Han ile gelişmeleri görüşmek ve tam desteğini sağlamaktı. - Önceki kalkışmalarında da yanında durmuştu! - Amasya Sancak Beyi Şehzade Ahmet, Kırım Hanı’na mektup gönderdi. Gözünü korkutmaya çalıştı: ‘Selim’e yardımı kesmesini istedi. Tahta çıktığında, kendisini düşman kabul edeceği, hükümdarlığına son vereceği,’ tehdidinde bulundu. Saray tarihçilerinin anlatımına göre Şehzade Selim, kayınpederinin zarar görmesini istemedi. Ağabeyine de fırsat vermek düşüncesinde değildi. Kırım’dan ayrıldı, Trabzon’a dönmedi. Rumeli’ye geçmeyi tercih etti. Sultan 2. Bâyezid’e haberci yolladı. Rumeli vilayetlerinin birinin sancak beyliğini atanması istemini iletti. Dileği geri çevrilmedi: Şehzade Selim, Semendire ve Vidin’e Sancak Beyi yapıldı. 


- Şehzade Selim, Taht İçin Savaşı Göze Aldı… -


Şehzade Korkut da beklemedi. Kendini hatırlatma ihtiyacı hissetti. Manisa’ya atanmasını sağladı.

Şehzade Selim, gözünü kararttı, planını uygulamaya koydu. Temmuz 1511’de, Edirne’ye ulaştı. Şehrin kontrolünü eline aldı. Emrindeki askerlerle Çorlu’ya vardı. Amacı: Önüne çıkan engelleri aşıp, Dersaadet’e girmek ve tahtın sahibini değiştirmekti. ‘Yani ‘askeri darbe’ gerçekleştirmekti!’ 3 Ağustos’ta, babası 2. Bâyezid’in komutasındaki Osmanlı Ordusu ile karşı karşıya geldi. - Başka kayda göreyse, karşısına çıkan güçlerin komutanı Hadım Ali Paşa idi! - Muharebe kısa sürdü. Şehzade Yavuz yenildi. Geri çekilmek zorunda kaldı. ‘Her türlü ihtimali gözden geçirmiş ve kaçış tedbirlerini de önceden almıştı!’ Mağlubiyet halinde, kendisinin ve yoldaşlarının Kefe’ye geçişini sağlayacak sayıda gemiyi hazırlatmıştı!

Sultan 2. Bâyezid

Vidin’e dönemezdi. Kefe’ye, oğlu Şehzade Süleyman’ın yanında gidecek, alternatif planlamaya girişecekti: ‘Devletin başına geçmenin yeni yollarını araştıracaktı!’

Yaşlı padişah 2. Bâyezid, 21 Ağustos 1511’de, büyük oğlu Şehzade Ahmet’i İstanbul’a çağırdı. Şehzade, Amasya’dan yola çıktı. Ama Dersaadet’e giremedi. Maltepe’ye kadar ulaşabildi. Beklemediği olumsuz sahne(ler) ile karşılaştı. Askerin büyük çoğunluğu Şehzade Selim’e destek verirdi. Hepsi de ayaktaydı: ‘Selim! Selim!’ diye bağırırdı. Küçük kardeşine gösterilen sevgi selini kabullenemedi. Babası ile de görüş(e)medi. Yüz geri etti. Dönüş rotasını değiştirdi: Konya’yı hedefledi. Selçuklu’nun ve Karamanoğlu’nun başkentinde hükümdarlığını ilan etti. Adına hutbe okuttu. İddiaya göre, sikke kestirdi. Babasını da suçladı: ‘Padişah, yetkilerini kullanamıyordu! Asker(in)e söz dinletemiyordu!’


- Asker, Şehzade Selim’i İstedi ve Açıktan Destekledi… -


Şehzade Korkut da sultanlık şansını denedi. Ağabeyi Şehzade Ahmet’in izinden yürüdü. Manisa’dan İstanbul’a ulaşması 20 gün sürdü. Ama kapıdan çevrilmedi. Aksine hüsnü kabul gördü. Babası ve devlet yöneticileri ile görüştü. Askerin nabzını tutmaya çalıştı. Önünde duran aşılması imkânsız seti görmekte gecikmedi: ‘2. Bâyezid yaşadığı sürece padişah olma şansı/ihtimali yoktu!’ 

Şah İsmail'in icazet töreninde halifelerine sarık vermesi

Şehzade Ahmet’in Amasya’yı boş bırakması, Osmanlı’nın başına yeni gaile/‘dert’, ‘sıkıntı’ açtı. Tokat, Amasya ve Sivas civarında yerleşik Alevi Türkmenler, Şah İsmail’in yerel halifelerinin gayretiyle ayaklandı. Sultan Bâyezid-i Sâni, bölgeyi çok iyi tanıdığından hemen tedbir derdine düştü. İsyanın genişlediği haberleri İstanbul’a geldikçe; yöneticiler, askerler ve halk arasında kıpırdanmalar çoğaldı. 6 Mart 1512’de, Kapıkulu Ocakları ayaklandı. ‘Şehzade Selim’i isteriz!’ diye bağırıp niyetlerini alenen faş ettiler. Diğer birlikler de gösterilere katılıp destek verdi. Şehzade Selim’i savaş meydanlarında görmüş, cesaretini, bilgisini, liderlik vasıflarına şahitlik etmişlerdi! 2. Bâyezid, asker(ler)i karşısına al(a)madı. Büyük oğlu Şehzade Ahmet’in arkasında durmaktan vazgeçti. En küçük Şehzade Selim lehine tahttan çekilmeyi benimsedi. Mektup yazdırıp kendisini İstanbul’a davet etti.

- Sultan 2. Bâyezid, Edirne Yolunda Vefat Etti… -


Şehzade Selim, 19 Nisan 1512’de, İstanbul’a geldi. Babası ile 6 gün süren müzakerelerde bulundu. Ne görüştükleri, hangi konularda birbirlerine güvence verdikleri tam bilinemedi. Bazı vakanüvislerin yazdıklarına bakılırsa Sultan 2. Bâyezid, oğulları arasında savaş çıkmasını istemedi. Selim’den kardeşlerine şefkatli davranacağına dair teminat aldı. 24 Nisan 1512’de, küçük oğlu Şehzade Selim lehine tahttan çekildiğini açıkladı. 22 gün daha İstanbul’da, Eski Saray’da kaldı. ‘Askerin istek ve desteği ile Osmanlı Tahtı’na oturan 2. Bâyezid, yine Yeniçeri ve Kapıkulu birliklerinin tazyiki ile çekildi!’ ‘Askeri darbe ile tahtını yitiren ilk Osmanlı hükümdarı,’ diye tarihe geçti!’ 
Tek arzusu: Son günlerini Dimetoka’da geçirmekti.

Şehzade Selim'in cülus törenini anlatan minyatür

Sultan Bâyezid-i Sâni, oğlu Selim-i Evvel’in cülusundan 11 gün sonra yola revan oldu. Kendisine kalabalık görevli grubu eşlik edecekti. Sultan Selim, babasını şehrin dışına kadar yolcu etti. Elini öptü, hayır duasını aldı ve geri döndü. Sabık Padişah, yorgun ve hastaydı. Dimetoka’ya kadar at sırtında değil de tahtırevan veya arabayla gidebilecekti. Yolculuk çok yavaş ilerledi. 26 Mayıs 1512’de, seyahatinin 32. gününde vefat etti. Şahsi tarihçisinin kaydına göre, Edirne’nin Havza kazasının Abalar Köyü’nde mola verilmişti. ‘Ölümü şüpheli görüldü!’ Yolculuk esnasında hastalık belirtileri çoğaldı. Konuşması ve hareket etmesi zorlaştı. ‘İddialara inanılırsa, oğlu I. Selim tarafından zehirlettirildi!’


- Rivayete Göre Sabık Padişah, Öz Oğlu Tarafından Zehirletildi… -


Koçu’ya bakılırsa ‘zehirleme’ (!) iddiaları doğruydu: ‘Bütün müverrihler, oğlu Sultan Selim tarafından zehirlendiğinde müttefikti. ‘Hatta Sultan Bâyezid’in zehirli şerbeti bile bile içtiğini söyleyenler vardı!’ İçeceği bitirdikten sonra Yavuz’a: ‘Oğul! Kılıcın keskin ama ömrün kısa olsun,’ diye beddua etti. ‘Sultan 2. Bâyezid Han’ın veliliğine inananlar Sultan Selim’in ancak dokuz yıl süren kısa saltanatına asla şaşırmadı!’

Yavuz Sultan Selim'in askeri başarılarını anlatan minyatür

2. Bâyezid’in cenazesi İstanbul’a getirildi. Babasının yaptırdığı Fatih Camii’nde son namazı kılındı. Kendi hayratı Bâyezid Camii’nin bahçesindeki türbesine defnedildi. Son nefesini verdiğinde 64 yaşındaydı. ‘31 yıla yakın hüküm sürmüştü!’

Saray tarihçilerine göre 2. Bâyezid, vakit namazlarını zamanında kılardı. Adını taşıyan camideki ilk cuma namazının imamlığını da yaptı. Gençliğinde Halvetî Şeyhi Çelebi Halife’ye bağlandı. Nakşibendî Tarikatı’nın Buhara’daki dergâhına her yıl 5 bin akçe gönderirdi. Bazı günümüz İslâmcı tarihçilerin iddialarına/yazdıklarına bakılırsa Bâyezid-i Sâni, ‘tarikat ve tasavvuf ehliydi. ‘‘Veli’ mertebesindeydi, bazı kerametleri görülmüştü!’ Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin babası Halvetî Şeyhi Muhammed İskilibî’nin sohbetlerine katılırdı. İstanbul’da adını taşıyan Bâyezid Camii ile Tokat’ta - Annesi Gülbahar Hatun’un anısına! - Hatuniye Camii’ni yaptırdı. Bütün giderlerini kendi bütçesinden karşıladı. Bazı tarihçiler, Amasya’daki Hatuniye Camii’nin de Sultan Bâyezid-i Sâni tarafından inşa ettirildiğini yazdı. ‘Oysa tarihi mabet, 2. Bâyezid’in eşi, - Şehzade Ahmet’in annesi! - Bülbül Hatun’un şahsi hayratıydı!’ 

Sultan 2. Bâyezid'in cenaze törenini tasvir eden minyatür

- 2. Bâyezid, Usta Bestekâr, Değerli Şairdi; Divan Sahibiydi… -


Savaş meydanlarında elbiselerinin üzerine yapışan toz zerreciklerine dokundurtmazdı. Dikkatle toplanıp biriktirilmelerini isterdi. ‘Toz parçacıklarının kutsallığına inanırdı! Vasiyeti üzerine ölümünden sonra tozlar tuğla halinde dökülüp mezarına konuldu! İfadesine göre, ‘Her toprak tanesi, Hak yolunda, kâfirlerle cihat ederken üzerine yapışmıştı ve manevi açıdan pek değerliydi!’

Kitap okumayı sever ve kenarına notlar alırdı. Kitaplarının önemli bölümü Edirne’deki Selimiye Kütüphanesi’ndeydi. Müzikle ilgisini hiç kesmedi. Bestekârdı. Klasik musikimize çok önemli ve özgün eserler bıraktı. Bilhassa günümüze ulaşan bazı semai ve peşrevlerde emsalsiz sanatkârlığının kalitesi görülürdü. Türkçe ve Farsça şiirler yazdı. ‘Adlî’ mahlasını kullandı. Şiirlerinin bir kısmının yer aldığı divanı el yazması şeklinde çoğaltıldı. 4 nüshası, Fatih Millet Kütüphanesi’nin envanterindeydi.

Sultan 2. Bâyezid'in son dönemini tasvir eden minyatür

Dünyanın ilk gıda nizamnamesi, 1502’de, 2. Bâyezid devrinde yayınlandı. Bir örneği de Topkapı Sarayı’nın Revan Kütüphanesi’nde arşivlendi. İlk belediye kanunu - ‘'Kanunname-i İhtisab-ı Bursa’! - aynı yıl neşredildi.

Saray’da vazifelendirilecek içoğlanlarının eğitilmesi için ‘Galata Saray Mektebi’ni açtırdı. Yeniçeri Ocağı’nı yeniden organize ettirdi: ‘Ağa Bölükleri’ni kurdurdu. Donanmayı güçlendirdi. Döneminde ‘kalyon’ sınıfı gemilerin yapımına başlandı. Uzun menzilli, etkin topların yaygın kullanımına geçildi. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.