Balyoz mağduru komutandan FETÖ'nün kanlı çuvalına isyan

2016 yılında gerçekleşen 15 Temmuz hain darbe girişimine ilişkin yargılamalar halen sürüyor.

Oda Tv yazarı Mustafa Önsel, 'Gerçekten merak ediyorum sayın Yargıçlar' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

15 Temmuz yargılamalarıyla ilgili detaylar veren Önsel'in yazısı şu şekilde;

Bugün, önceki yazımda belirttiğim üsteğmenlerin iki devre arkadaşı ile bir yüzbaşının yaşadıklarından bahsedeceğim.

Tekraren ifade edeyim ki amacım; bahsettiğim kişilerin hikâyeleri üzerinden, bu davalarda yargılamalardaki kaygı yaratan çelişkilere, cezaevlerinde suçluların yanı sıra azımsanmayacak sayıda masumun bulunduğuna, bu masumların mutlaka FETÖ’cü kalkışmacılardan ayrılmasının önemine dikkat çekmektir.

Hikâyesini anlatacaklarımdan ilki Yavuz Uğur. 2010 KHO mezunu bir üsteğmen. Yavuz, amcasının yakın mesai arkadaşım olması nedeniyle askeri lisede okuduğu yıllardan beri tanıdığım bir çocuk. Harbiye’yi ceza ve işkencelerden dolayı nasıl zoraki bitirdiğinin yakın tanığıyım. Hatta birkaç kez de Harbiye’den, hem de son sınıfta ayrılmasına mani olmuştum. Yapılanlara artık dayanamıyorum diyordu. Sabır, gayret filan derken KHO’yu zoraki bitirdi.

Ona acımasızca davranan, baskı, ötesi işkence yapanlar arasında bulunan Mehmet Şükrü Eken (O zaman KHO Öğrenci A. K.),  Fatih Misir, Cumhur Cansever, Mehmet Purtaş, İsmail Aydın 15 Temmuz kalkışması sonrası tutuklandılar. Ali Kalyoncu ise (O zaman KHO’da Tb. K.) halen firaridir.

2010 yılında teğmen çıkan Yavuz Uğur, en son görev yaptığı Şırnak’tan 2015 yılında KHO’ya atanmış! Bu atamanın sebebini de hemen ifade edelim: 2015 yılında KHO’da artık ayyuka çıkan Fetullahçı yapılanmanın gücünü kırmak.

Yavuz Uğur Üsteğmen, o melun gece, tıpkı İstanbul’daki devre arkadaşları gibi, başlangıçta “Hizmete müteallik” ve hukuki gözüken bir emrin kurbanı.

Fetullahçı Terör Örgütü üyesi olduğu iddia edilen Öğrenci Alay Komutanının, “Ankara’dan çağrıldık, Harp Okuluna dönüyoruz” emri üzerine İzmir Menteş’ten kafileyle birlikte hareket ediyorlar. Önleri polisçe Urla’da kesiliyor, bunun üzerine de kafile fazla bir tepki göstermeden geri dönüyor. Orada bunun dışında bir olay yok!

Yavuz Üsteğmen ve diğer personel, sadece Alay Komutanının “Harp Okuluna dönüyoruz” gibi başlangıçta tamamen yasal gözüken emrine uymayacaklar mıydı? O intikalin, Ankara’daki kalkışmayı desteklemek için yapıldığını o safhada bir üsteğmenin ve diğer personelin bilmesi mümkün mü? Bir asker, başlangıçta mevzuata uygun gözüken bir emre uymamazlık yapabilir mi? Neyse…

Bunun dışında Yavuz ile ilgili ne var? İki erin birbiriyle çelişen ifadeleri…

Sonuç olarak; Yavuz Üsteğmen, FETÖ’cü olduğu iddia edilen alay komutanıyla aynı cezayı alıyor: Ağırlaştırılmış müebbet!

Davaya bakan İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, sadece Yavuz’a değil, kafile ile hareket eden herkese ceza yağdırırken, aynı kafilede, elbette diğerleri gibi emir gereği bulunan bir Başçavuş (İ.T.) ile bir Binbaşı (U.Y.) ise soruşturmaya bile dâhil edilmiyor. Olanı biteni nasıl okuyacağız bu durumda? Bu ne yaman çelişki denmez de ne denir?

Verilen bu cezaların hakkaniyetli olduğu ileri sürülebilir mi? Bırakın ortada suçun olup olmadığını, emir alan ile emir vereni bile aynı torbaya koyan, aynı cezayı veren, aynı durumda olanların bir kısmını ise sanık dahi yapmayan yargılama anlayışı doğru mudur?

Bilesiniz ki bundan sonra bu sorularla çok karşılaşacaksınız sevgili yargıçlar!

Devam edelim…

***

'OKULDAN AYRIL…'

Adnan Mumcu. 2006 yılında askeri liseyi derece ile bitirip KHO’ya gelmiş, orayı da bin bir zorlukla 2010 yılında bitirerek teğmen çıkmış! Yani Yavuz’un devre arkadaşı.

Zorlukla dedim, çünkü 2009 yılından bitirinceye kadar, yani bir yıl, o zaman anlamlandıramadığı baskılarla, disiplin cezalarıyla karşılaşmış. Özellikle tabur komutanı defalarca kendisine “Okuldan ayrıl, kendine dışarda iş bul” demiş!

Tabur Komutanının ismini vereyim; Ali Kalyoncu. 15 Temmuz’da Ankara’da 28. Mekanize P. Tug. K. olarak, birliğinden çıkardığı zırhlı araçlarla Ankara’da onlarca masum insanın kanına giren bir hain. Halen firari…

Adnan’ın KHO’daki Bölük Komutanı Mete Semercioğlu. 15 Temmuz’da Cumhurbaşkanının kara yaveri. Şu an Muhafız Alayı davasından yargılanıyor. Adnan’a olmadık işkenceler yapan takım komutanı ise Mehmet Purtaş. O da İstanbul’da kalkışmaya bizzat iştirak eden biri. Halen ağırlaştırılmış müebbet ile yargılanıyor.

Şimdi Adnan Üsteğmen, zamanında sırf Fetullahçı örgüt mensubu olmadığı için anasından emdiği sütü burnundan getiren, hayatını karartan bu adamlarla birlikte kalkışmaya iştirak ettiği gerekçesiyle halen tutuklu yargılanıyor.

Bu arada unutmadan aktarayım, Adnan Mumcu teğmen çıktıktan sonra da peşini bırakmaz Fetullahçı örgüt. Benim ismimin de karıştırıldığı ve Ergenekon’un küçük rütbelerdeki yapılanması olarak lanse edilen, sadece imzasız 1426 kişilik bir listede ismi olduğu gerekçesiyle 2010-2015 arası şüpheli kategorisine alınır. Bu anlamda da birçok mağduriyete uğratılır. Birkaç kez sabah baskınlarıyla evi aranır. Hiçbir kursa veya yurt dışı görevine gönderilmez.

O GECE…

Fetullahçı Terör Örgütü’nün böylesine hedefi olmuş, onlara karşı bilinçli, duruşu net olan bir Türk subayının böylesi kanlı bir kalkışmada onlarla birlikte hareket etmesi düşünülebilir mi?

Hemen ifade edeyim Adnan Üsteğmen de 2015 yılında tıpkı Yavuz Uğur gibi Fetullahçı yapılanmayı kırmak için KHO’ya özel olarak getirilenlerden. Ama 15 Temmuz’da Yavuz gibi İzmir/Menteş’te değil, Ankara’da bulunmaktadır.

Kısaca o 15 Temmuz ve sonrasında başına gelenleri aktarayım…

O gece, mesai sonrası Tunalı Hilmi Caddesindeki evine gelir. 22.49’da Whatsapp grubundan bölük komutanının “Acil durum var” mesajıyla, bütün personel gibi mesaiye çağrılır. KHO’ya vardığında 23.30’dur. Küçük rütbeli bir kısım personel, TSK’nın yönetime el koyduğunu söyler. Ancak bu fısıltı şeklindedir. Bir süre sonra okulun Kurmay Başkanı olan İlhami Polat (Halen firari), “Bize verilen bir görev yok, sadece nizamiyeleri dışarıdan gelen saldırılara karşı takviye edeceksiniz” der.

Adnan da 8 kursiyerle beraber 00.30 civarında 2 numaralı nizamiyeye giderek orayı olası saldırılara karşı takviye eder. O gece bütün yaşadıkları budur. Ne yapacaktı bir üsteğmen başka? İlk defa yaşadığı, gördüğü bir olay ile karşı karşıya. Birileri fısıltı halinde “TSK yönetime el koydu” diyor; kurmay başkanı olan şahıs ortalığın karışık olduğunu ifade ederek sadece “Saldırılara karşı nizamiyeleri takviye edin!” diyor. Adnan Üsteğmen’in olayları o saatte, bunca karışıklığa karşın, bütün çıplaklığıyla sezmesi mümkün mü? Zaten kalkışmaya yönelik hiçbir faaliyeti olmadığı ortada…

Kendisine verilen emri de, kalkışmaya yönelik değil, “Hizmete müteallik” olarak birliği savunma amaçlı olduğu için uyguluyor. O saatte kurmay başkanı olan şahsın Fetullahçı Terör Örgütü mensubu olduğunu bilmesi mümkün mü?

Adnan Mumcu ne yapacaktı? Tek başına, ne olup bittiğini tam olarak anlamadan, kimin ne olduğunu bilmeden kamikaze saldırısı mı?

Şu gerçek ki 15 Temmuz’u gerçekleştirenler, zamanında Adnan Mumcu’yu tasfiye etmeye çalışanlardır. Bu kanıtlı. Bir kısmının ismini yukarıda verdim. O gece başarılı olsalardı Adnan Mumcu’nun belki canına kıyacak, belki cezaevine tıkacaklardı.

Bugün ise Adnan Üsteğmen, hak etmediği biçimde onlarla aynı cezaevinde…

Şu çelişkiyi görüyor musunuz? Daha doğru bir soruyla burada bir tuhaflık görmüyor musunuz?

***

'BENDEN EMİR BEKLEYİN'

Yargılamalardaki garabetlere son bir örnekle son verelim. Olayın geçtiği yer Polatlı’daki Topçu Füze Tugayı. Burada cereyan eden olayları, genel anlamıyla bir başka yazımda konu edeceğim. Bu bölümde, söz konusu Tugay’da bir bataryanın (bölük eşidi) komutanı olan Yüzbaşı İsmail Dumlupınar’ın yaşadıklarından bahsedeceğim. Bu tür ne kadar çok mağduriyet var okuyanlar takdir etsin!

İsmail Dumlupınar. Füze sistemlerinin yazılımını geliştiren ekibin içinde yer almış başarılı bir subay. Bu sistemi en iyi bilen üç subaydan biri. O gün akşam tugay komutanının toplantısının sonuna yetişebiliyor. Başlangıçta kendisine herhangi bir görev verilmiyor.

Tugay Komutanı, saat 23.00 sıralarında kendisini çağırıyor ve “Füzeleri fırlatma araçlarına yükleyin, benden emir bekleyin” diyor. İsmail Yüzbaşı füzelerin tatbikatlarda bile yüklenilmediğini bildiği için bu emri tuhaf buluyor ve bunu da personeliyle paylaşıyor (tanık ifadeleriyle sabit). Açık bir şekilde tugay komutanının emrinde kötü niyet seziyor.

Bunun üzerine de yükleme yapılırken füzelerin ateşlenebilmesi için şart olan pod kapaklarını açtırmıyor. Yine bu kapsamda füzelerle, fırlatma aracı arasındaki göbek bağlarını bağlatmıyor. Yüklemeden önce yapılması gereken füze uygunluk testini yaptırmıyor. Bu şekilde füzelerin çalışması mümkün değildir. İsmail Yüzbaşı böyle yaparak tugay komutanının emrini sakatlamış, boşa çıkartmıştır.

Saat 02.30 sıralarında, kalkışmanın iyice açığa çıkması üzerine de hiçbir emir beklemeksizin, füzelerin yüklenmesi devam ederken (yükleme ancak vinç ile yapılabilmektedir, dolayısıyla bir füzenin yüklenmesi için 2 saatlik bir süreye ihtiyaç vardır), personeline “faaliyeti durdurun, füzeleri depolara kaldırın” diye emir verir.

İhtimal ki tugay komutanının, yıkıcı etkisi çok fazla olan silahla ilgili özel bir düşüncesi vardır. İşte bunu bir yüzbaşı o saatlerde değerlendirmiş ve füzeleri işlevsiz kılmıştır. Zaten durumu sabahleyin öğrenen tugay komutanının telefondan İsmail Yüzbaşıya küfür ettiğini, tugay komutanının emir astsubayı mahkemede verdiği tanık ifadesinde belirtmiş!

Bu yaptıkları nedeniyle 15 Temmuz sonrası “kahraman” ilan edilerek gazetelere bile haber olmuş İsmail Yüzbaşı.

Sonuç, İsmail Yüzbaşının hiçbir personeli sanık olmaz, ancak İsmail Yüzbaşı başlangıçta tutuklanmasa da sanık yapılır. Hükümle beraber ise tutuklanır. Aldığı ceza mı? Müebbet!

Bu Yüzbaşıyı, darbeyle nasıl ilişkilendirdiniz de, hakkında askeri okullardaki disiplin cezalarından olan “hafta sonu izinsizlik” kolaylığında böylesine ağır bir cezaya hükmettiniz sayın yargıçlar? Gerçekten merak ediyorum?'

SİYASETCAFE.COM

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Medya Haberleri