Başlığı ve sonu olmayan yazı

Volkan AYDEMİR

Liseye yeni başladığım zamanlar, yani yıl 1989.

Kars’ta siyasi geleneği farklı olan iki Lise vardı. “Cumhuriyet Lisesi” ve “Alparslan Lisesi” 2000 yılından önce Kars’a gidenler bilir. Aynı kaldırım üstünde, kapı girişlerinin arasında bile elli metre bir mesafe vardır.

İkisi de güzel adam yetiştirirdi, ben Cumhuriyet Lisesi, abim Alparslan Lisesi öğrencisiydi. Benim Alparslan Lisesi’nden bir çok arkadaşım vardır hala görüştüğüm. Alparslan Lisesi doğu kısımda, eski Devlet hastanesi (şimdi yerinde yeller esiyor) ve Sınavla öğrenci alıp yabancı dil öğrenimi gören, muhteşem bir tarihi binada kurulu olan Kars Anadolu Lisesi’ne daha yakındı.

Biri lacivert ceket gri pantolonu zorunlu kıyafet seçerken diğeri, bunun tersini seçmişti. İki lise yan yana olunca tabi, derste, aşkta, serserilikte rekabet daha fazla oluyor, o kadar ki; ulusal bir bayramda tören alanında karşı karşıya gelen iki lisenin bando takımı; ilkönce yüksek ses yarışına girip, sonra bando müzik enstrümanlarının ve bandocularının sağlamlığını karşılıklı test etmiş daha sonra iki okulun bütün öğrencileri kurtuluş savaşı piyesi çevirircesine meydan kavgasına tutuşmuştu.

Ben garibin nasibine de abimin sınıf arkadaşı çıkmış, orada abimin arkadaşından (O’nlar grup olarak sınıfta kalıyor, grup olarak okuyorlardı, benden beş yaş büyüktüler.) evde abimden yiyeceğim sopayı hesap etmiş, beyaz mendil sallayarak beyefendilik çizgimi bozmamıştım. Kolunu, kaşını, başını, omuz başını, gözünü, sözünü, özünü fazla hareket ettirmenin kavga sebebi sayıldığı ve gerektiğinde hesap kesilen bir ortamda orta öğrenimini tamamlamış, dört yıllık dershaneden öğrenimimden de mezun olmuş bir kardeşiniz olarak, ufak tefek sıyrıklarla Üniversite öğrenciliği hayatına atıldım.

Üniversite hayatı derken sizi yanıltmasın: 1992 yılının en olaylı bölgelerinden birinde. Yurt, yemekhane, derslik, dört katlı olan ve aynı ve eski bir binada. Bahçesi olduğunca geniş ve güzel bir mahalle içinde harika bir manzaraya nazır geceleri Van Gölü üstünde Ay’ın şavkına dalıp gitmek. Güneşin yine Van Gölü üstünden doğuşunu izlemek için uykusuz kalınıp sabahlanılan geceler.

Sabah sekizden önce, Akşam beşten sonra dışarı çıkışların yasak olduğu, sömestr tatili, bütünleme zamanlarının kepenk kapama eylemlerinde, Anadolu insanının ve eli öpülesi analarının yufka yürekleri bizleri düşünüp yurda yemek göndermeleri. Van gölünün soğuk suyu, inci kefal balığı, büryan kebabı ve söz etmeden geçmeyeceğim Tatvan’ın “Aşkın” pastanesi. Üniversite heyecanımız ve hayatı ders ve uygulamalar dışında, elleri öpülesi Hocasıyla, öğrencisiyle, hala bile karşılaştığımızda hiç ayrılmamışız gibi görüştüğümüz çok özel dostluklarımın kurulduğu çok özel yıllardı.

Öğrenciler içinde en maceralı yolculuklar benimdi çünkü, Kars’a direkt vasıta yoktu. Önce, şehrin iki kilometre dışında olan ve yurda da aynı mesafede olan transit yola çıkıp, 02:00 ile 02:45 arasında geçen Diyarbakır-Ağrı otobüsüne biniyordum, Ağrı’ya, oradan Horasan’a ve Horasandan Kars arabalarına biniyordum ki, saat 15:00 ten sonra gidersem Horasanda otelde (o zamanlar varolan tek otelde kalıyordum.

Bu sebeple gece yola çıkıp erken saatte Horasan’a ve erken saatte Kars’a gitmek istiyordum. Başımızda deli rüzgarlar, terörü olayları çok dinlemiyor, zaten silah ve patlama seslerine zamanla alışkanlık kazanmıştık. Kar yağdığında veya yollar kapandığında bu bekleyiş 05:00’a kadar uzuyordu ve benim 17-18’li yaşlarımdı henüz.

Yine böyle bir otobüs bekleyişim sırasında Güvenlik Güçlerimiz ile Teröristler arasında taciz ateşi ve sonrasında küçük çaplı bir çatışma çıkmış, yolun kenarında bulunan kanala sinmiştim. Nihayetinde O okuluda kafada bir yarık, sekiz dikişle tamamlayıp haziran mezunu olmanın gururuyla evin yolunu tutmuştuk.

İlkokul yıllarımdan devam eden kütüphane alışkanlığı, ergenlikte başka bir sebebe bürünmüş olsa da ceketimi yağmurlara asıp tehlikeli duygusal şiirler okusamda devam etmiş, memuriyetimin ilk yıllarında bile aynı kütüphaneyi ziyaret edip, 10 yaşımda kitap okuduğum masada kitap okumuşumdur.
Hayatımın geçtiği bütün okul, sınıf arkadaşlarımla ve öğretmenlerimle hala sevgiyle muhabbet ederiz.

İlkokul, ortaokul, lise, dershane ve üniversite arkadaşlarımla karşılaştığımızda hala hiç ayrılmamış gibiyizdir. Binlerce okul, yüzlerce sınıf arkadaşına sahip şanslı birisiyim. Bir detay vereyim müsadenizle; herbiri farklı şehirlerde 4 ilkokul, 3 Ortaokul, 4 Lise değiştiren bir kardeşinizim.
Sözümün özü.

Yaşamak güzeldir: tadını çıkarıyorsanız, sizi mutlu eden kişiler ve uğraşlarla meşgul oluyorsanız. Yaşadığınız her şeyden ve karşılaştığınız herkesten birşey katıyorsanız yaşam anılarınıza ve de dimağınıza. Tadına doyum olmaz yaşanmışlıkların.

Okumak güzeldir: sadece diploma almak, insanlar üzerinde egonuzu tatmin edip baskı kurmak için değil, aldığınız ilim! ahlak ve karakter yapınıza, olaylar karşısında tutum, kişilere karşı tavır ve davranış gibi iletişim yollarınıza yansımalı.

Kişiler arasındaki farklara gelince,

Cahil bırakılmış insanın imajı düşüktür, Egosu yoktur, mahcup olduğu anlaşılır.

Cahil kalmış birey; o yolu isteyerek seçmiş, çok az bilip her şeyi bildiğini iddia edip, eğitim ve öğretime çaba ve emek sarf etmeden ulaştığını düşünür. Kendi imajını ve egosunu üst seviyeye çıkarmaya çalışan kişidir. Toplumda popüler olma ve dikkat çekme dürtüsü maksimum düzeydedir.
Oysa; eğitimini, öğrenimini, toplumsal görgüsünü yaşamıyla harmanlamış insanların ego ve imajı düşüktür, kendilerini kanıtlamak gibi çabaları yoktur.

Özgüven ve bilgilerine güven hissi yüksektir. 

Ve eğitimin sonu yoktur.

KALIN SAĞLICAKLA!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.