BEN HASTA DEĞİLİM!

Nesibe NESİBKIZI

-Bu yazı bir DOWN Sendromlu çocukların dünyasına dikkat çekmek için yazılmıştır.

Annemi üç günden fazla sevindirmek istiyorum

Gülünce yanaklarında gamzeler oluşur annemin.

Herkesin annesinden güzeldir benim annem.

Onun yanakları hep gamzeli kalsın istiyorum.

Anneme gülmek çok yakışıyor.

Fakat, geç-geç gülüyor benim annem.

Rabbim onun gülüşünü ömürlük alıp bana mı vermiş yoksa.

O yüzden mi böyle güler yüzlü olmuşum.

Fakat,  benim yanaklarım batmıyor gülerken.

Gözlerim de benzememiş annemin gözlerine.

Onun büyük, kara gözleri, manalı bakışları var.

Benim gözlerim kıyık ve küçüktür.

Bakışlarım da sönüktür.

Yanaklarım onunkiler gibi dik değil, yüzüm yastıdır.

O, servi boyludur.

Doktorlarsa benim kısa boylu olacağımı söylüyor.

Ellerim de benzemiyor onun ellerine.

Onun avuçlarındaki çizgiler bile bir başkadır.

Benimkilerse hiç kimsenin çizgilerine benzemiyor.

Ne Aydanꞌın, ne Mehmetꞌin, ne de Gülsümꞌün.

Allah benim gibi çocukları anne, babalarının suçu olarak yaratmış belki. Ben suç olmak istemiyorum.

Sevinç olmak istiyorum annem için, babam için.

Ne yazık ki, ıstıraptan başka hiç bir şey değilim.

Her sabah güneşin penceremden süzülerek yüzüme sığal çeken şafakları uyandırıyor beni uykudan.

Ben de o şafakları  Aydan, Mehmet, Gülsüm gibi göz bebeklerime çekiyorum. Birazdan onların sesi etrafı bürüyecek .

Her sabah olduğu gibi bugün de onlar koşacak, oynayacak, atlayıp zıplayacaklar.

Ben onlara karışarak koşmak isteyeceğim, fakat geride kalacağım. Tez-tez düşeceğim.

Beni bir an gözünden bırakmayan annemin yüreğinde yine fırtınalar kopacak, hemen yanıma koşacak.

Kuzenlerimin benden önde koşmalarını belki de kıskanacak.

Aydan benimle aynı yaşta.

Mehmet hepimizden büyük.

Gülsüm ile Ayşe benden küçükler.

Onlar bile benden iyi koşuyor.

Ben düşüp geride kalınca onlar benimle alay edecek, ‘hastasın’ diyecekler.

Annem hemen beni eve götürüp oyuncaklarımı önüme serecek ve ben görmeyim diye yatak odasına geçerek  gizlice yüreğini deşen fırtınanın gözlerine püskürdüğü selleri suları yastığa dökecek.

Ben kısa bir süre oyuncaklarımla oynayacağım,  fakat onlara olan ilgim hemen savrulup gidecek. Ben her sabahımı böylece açıyorum bütün çocuklar gibi. Her günümü böylece bitiriyorum o çocuklardan farklı.

Ben Mehmet, Aydan, Gülsüm, Ayşe gibi başarılarımla annemi sevindiremiyorum. Oyunu ben kazandım deyip annemin üzerine atlayamıyorum.  Benim annemi sevmediğimi mi zannediyorsunuz?

Ben Mehmetꞌten daha çok seviyorum annemi.

Ayşe’den de. Bütün çocuklardan daha fazla seviyorum. Ben her kesi seviyorum. Kötülük nedir bilmem. Fakat aklımı, sevgimi ifade edemeyecek kadar farklı birisiyim. Ben onların dediği gibi hasta değilim, sadece farklıyım.

Sevinçle bütün çocuklar gibi beyaz gömlek giydim bir gün. Annem bana verilen yardım parasıyla  almıştı beyaz gömleğimi, siyah çantamı. Elimi tutarak beni köyümüzdeki okula götürdü. Üç gün mesut yaşadı annem. Dördüncü gün öğretmenim ona şöyle dedi:

-Fatma hanım, sizin oğlunuz bizim okul için değil. Lütfen gücenmeyin. Diğer çocukların anne – babaları rahatsız bu durumdan. Kendi çocukları için endişe ediyorlar. Böyle çocuklar için hususi okullar vardır. Çocuğunuzu o okullara götürürseniz daha iyi olur. 

Annem sonuna kadar dinlemedi onu.

Avucuna sığınmış elimi sıkarak beni kapıya taraf çekti. Herkesin annesi okul kapısından gülerek çıkıyordu o gün. Benim annem ağlayarak döndü evimize. Gül öğretmen benim saf kalbime nefret hissini tanıttı o gün.  Gül öğretmen sana nefret ediyorum. Bende bulaşıcı hiç bir şey yoktu. Benim diğer çocuklara hiç bir zararım dokunmaz. Neden benim annemin mutluluğunu üç günde bitirdiniz? Daha yeni çehresini gülüş sarmıştı. Daha yeni fındık boyda çökekler yaranmıştı dik yanaklarında. Ben zayıf ilerleyen aklımla gece-gündüz çarpışıyorum. Beni dünyalar kadar seven annemi üç günden fazla sevindirmek için çabalıyorum.

Belki her gün, fakat ayda bir kere onu daha fazla üzdüğümün farkındayım.  O yüzden zamanı yetişince doktora gitmek istemiyorum. Bıktım ilaçlardan. Sevmiyorum doktorları.  Sık-sık değişir doktorlarım. Bu kez de annem internetten bulduğu yeni bir doktora götürecekmiş beni.  Onu da sevmeyeceğime eminim.

Gül öğretmenden sonra bana nefret hissini yaşatan doktor Altay oldu:

“Sonu bilinmeyen  bir yola çıktık sizinle. Bu yolda başımıza kim bilir neler gelecek. Normal çocuklardan farklı olarak konsere tutulma riski yüksek. İmmun sistemi zayıf olduğu için sık-sık hastalanacak, zekası geri kalacak. Çocuk sahibi olamayacak. Ne yazık ki, böbreklerde, yüreğinde çok ciddi kusurlar oluşacak.”  Olacak, olacak...

Daha fazla ne kaldı acaba doktorun anneme söylemediği. Yeter, sus, diye bağırmak geldi içimden. Annemin  neşeli kameti öyle eğildi, öyle eğildi ki...

Omuzları öyle büküldü ki anlatamam. Dizleri boşaldı galiba. Babam kollarından yapışmasaydı belki de yere yığılacaktı. Ben anneme azap vermek istemiyorum. Hiç kimse bunu anlayamaz. Babam mutlu durmaya çalışıyor. Her gün beni öyle bir seviyor ki, bir görseniz.  Fakat mutlu olmadığını biliyorum. Benimle normal çocukmuşum gibi davranıyor. Ben ise bütün yavrular gibi olmadığımın farkındayım. Ben herkes gibi değilim. Ben kromozomların yanlışından doğdum. Annemle babamdan aldığım 23 kromozom birleşirken 15. birleşmede kromozomlardan biri kendi kendine bölünmüş ve 21. kromozoma koşulmuştur ve benim alnıma Down Sendromunu yazdırmıştır. Diyorlar ki, doğulan her 700 çocuktan birinin başına kromozomlar benimki gibi oyun açıyormuş. Bu ise o demek ki, ben yalnız değilim. Benim gibi 47 kromozomla doğan binlerce çocuk var dünyada. Ben onların arasında olursam kendimi herkes gibi hissederim. Annem de benim gibi düşünüyormuş . Onun her gün internetten hususi ilgiye ihtiyacı olan çocukların eğitim alabileceği okullar aradığını biliyorum. Bizim buralarda öyle okullar, merkezler yok.  Bir-iki özel klinikler var. Onlar da çok pahalı. Şehirde varmış böyle okullar.  Annem babamla her gün bu konuyu konuşuyor. Şehir çok uzaklarda.  Orada bizim ne evimiz, ne akrabamız, ne de ev kiralamak için paramız var. Annem işini benim yüzümden kaybetti. Babam daha fazla para kazanmak için iş arıyor. Ben artık Aydanꞌlar ile oynamak için dışarı çıkmıyorum. Şafaklar ellerini güler yüzümden çekip annesinin sıcak kucağına dönünceye kadar  penceremden babamın dönmesini bekliyorum. Onun mutlaka iş bulacağına eminim. Onlar da benim kendim gibilerin arasında mutlu olacağımdan eminler. Doktorun dediği gibi çabuk öleceğimi düşünmüyorlar. Normal  insanlar gibi 40- 50, belki de, 70 yıl yaşayacağıma  inanıyorlar. Ben istiyorum ki, herkes beni annemle babamın gördüğü gibi görsün. Normal çocuk gibi davransın. Benim de sevilmeye, değer verilmeye hakkım var. Benim de topluma karışmağa hakkım var.

Ben hasta değilim.

Nesibe Nesibkızı

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.