Bir deli ve peşine takılanlar!

Selçuk DÜZGÜN

Normal şartlar da yazacağım satırları bir uzmanının yazmasını isterdim.
Çünkü yazar olmanın her konuda uzman olmak anlamına gelmediğini çok iyi bilenlerdenim.


Ancak eğitim pisikoloji üzerine yüksek lisans yaptığım için bu hakkı bir nebzede olsa kendimde görürüm.

Ele alacağım şahıs halihazırdaki belirtileriyle, özellikle psikozların eşlik edebildiği manik depresyon, borderline gibi nevrotik rahatsızlıkların yanında, tamamen psikotik saydığımız şizofreni ya da şizoafektif tablolardan mutlaka birini taşıdığı kesindir.

Şahsın  birtakım hezeyanları, büyüklenme sanıları, paranoyak düşünceler ve muhtemelen delüzyonlar yaşadığını tahmin etmekte  güç değil. 

Birçok şizofreni ve manik depresif hastanın, içerisinde bulunduğu tablonun ağırlığına rağmen, çevresinde, nevrotik düzeyde bağlanma yaşayan kişileri etkilediği, organize edebildiği psikoloji tarihini bilenlerin malumudur. 

Çok uzattık ve bu dil ağır geldi değil mi?
O zaman ana sütü gibi duru Türkçe  dilimizle olayın netleştirelim! 


Her şey net ve kesin ortadadır ki; anlatmaya çalıştığım şahıs bir ruh hastasıdır.
Hem de ağır vakaları olan bir ruh hastası.
Öyle ki; bu hastalık mahkemeler tarafından tescillenmiştir.
Eşinden boşanan şahısa mahkeme  çocuğundan uzak durmasını, hatta karısına belli bir mesafeye kadar yaklaşması maddesi koyarak, şahsın ruh sağlığının insan sağlığı açısından tehlikeli boyutlarda olduğunun da işaretlemiştir.

Yaptığı paylaşımlardan  zirve yapmış bir hastanın tam tanısı olan bu zat elbette ki, Fatih Tezcan denen şahıstır.

Bu hastalığın bilinç altı  annesi tarafından başarıları takdir edilmeyen birinin bu açığı ödünleme çabalarına dayanır.

Fakat TEZCAN ruh hastası da, onu takdir edenler normal mi?
Onlar ikiye ayrılır;
Siyasi emellerini dile getiremeyip bir deli üzerinden olayı sessizce izleyenler,
Gerçekten ona inananlar.

Fakat benim için asıl vahim konu Tezcan’ın yanında değil de karşısında olan bazı ruh hastaları.
Onlar da kendi aralarında ikiye ayrılıyor;
Hedef aldıkları ile bu delinin aynı çizgide olduğunu düşüdükleri tiplere  gücü yetmeyince, delisine vuranlar.
Gerçekten bu adamı düşünür gürüp, onu ciddiye alarak acayıp acayıp tepkiler verenler.

Hele hele kalemini takdir ettiğim bir yazarın bu hastanın ‘’karınızı nasıl koruyacaksınız”  provokasyanuna “ gelde gör” diye tepki vermesi beni çok şaşırttı.
Bu adam üzerinden prim yapmak nasıl bir uh halidir?

Fatih Tezcan üzerinden oluşturulan bu aptalca kaos tablosu bana şu yaşanmış olayı hatırlattı!

Olay gerçektir. Elazığ'da geçer.
1960’lı yıllar! Elazığ akıl hastanesinden personelin bir ihmali sonucu bütün deliler kaçar, Elazığ’ın cadde ve sokaklarına dağılırlar. Toplam 423 deli kaçmıştır. Mülki makamlar panikler, Başhekime koşup; “Doktor bey ne yapalım” diye sorarlar. O zamanın ünlü doktoru Mutemet Bey hastanenin başhekimidir. 


Mutemet Bey; “Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin” der. Doktor önde birkaç personeli arkasında kara trencilik oynayarak bütün Elazığ’ı “çuf çuf” nidalarıyla dolaşırlar. Başhekimin tahmini tutmuştur, bütün deliler bu kuyruğa girer vagon olurlar. Lokomotif, yani başhekim Mutemet Bey yönünü hastaneye çevirince tüm kaçan deliler hastaneye geri dönmüş olurlar. 
Sorun çözüldüğü için hem mülki makamlar ve doktorlar, hem de trencilik oynayıp hastaneye döndükleri için de deliler hallerinden çok memnundur. Olayın en enteresan yanı akşam sayımında ortaya çıkar çünkü hastaneye trencilik oynayarak gelenlerin sayısı 612 kişidir.
Sahi kaybolan delileri biliyoruz da, onların peşine takılanlar kim?
Dışarıda kaç deli var?


Kendisinden farklı siyasi görüşe sahip olmasından dolayı karşısındaki insana saldırmak amacıyla türlü çabalar sarf eden bu ergene konulacak psikolojik tanı netken, onun elinden ATATÜRK’ü kurtarmaya çalışmalarına ne demeli?
Onlar işin daha modern deli tipleri mi acaba?
Bir başka açıdan bakarsak; bu adam hiçte deli değil denilebilir.
Ozaman savcıların harekete geçmesi gerekmez mi?
Zira açık açık suç işliyor adam.
Ya hapishane,
Ya tımarhane, 
Ya da düşünce özgürlüğü demeleri gerekmez mi?

Bu işe artık bir dur demek gerekir.
Fatih Tezcan’ın oğlunun geleceği içinde bu gereklidir.
Ve inanın bana Fatih Tezcan bu deliliği ile şu an Reisicumhura en çok zarar veren insandır.


Reisi sevdiği falan yok, tekrar ediyorum tersten vuran ekipten.
Yakında kokusu çıkar.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.