Alevi dedesi Kadir Bulut, ötekileştirilen farklı inançların sürekli hedef alındığını söyledi. Basının, muktedirden yana tavır aldığı belirten Bulut, nefret söyleminin devletin en tepesindekilerin yaygınlaştırdığı görüşünde.
Dinler, devletler ve iktidarlar kendi karşıtlarını kabul etmiyor, muhaliflerini en acımasız bir şekilde cezalandırıyor. Bu konuda en fazla baskı basına yönelik gerçekleşiyor. Gazeteciler yaptıkları haberlerden dolayı tutuklanabiliyor, yayınlarından rahatsızlık duyan dinî grupların saldırısına uğrayabiliyor. Fransa'da Hz. Muhammed’in karikatürlerini yayınlayan Charlie Hebdo dergisinin silahlı saldırıya uğraması, bunun en somut örneğini oluşturuyor. Dinî gruplar, inanca yönelik yayınları yapanlara bu kadar büyük bedel ödetirken, devletler nasıl bir yol izliyor?
Türkiye, kendi muhalifine karşı sert tutum alıyor. Gazetelerin büroları basılıyor, gazeteciler tartaklanıyor, polis gazetecinin başına kameraların önünde silah dayayabiliyor. Televizyonların yayınları karartılıyor, gazeteciler müebbet hapis cezası istemiyle yargılanıyor. Cumhurbaşkanına hakaretten yüzlerce kişi hakkında dava açılıyor. Ülkede devleti yöneten iktidara muhalif olanlar baskıdan kurtulmazken, farklı etnik ve inanç grupları hedef haline getiriliyor.
Dinî inancın güçlü, devletin eleştirilmez olduğu Türkiye’de farklı inanç grupları ve farklı etnik grupları neyle karşılaşıyor? Objective Araştırmacı Gazetecilik Programı’nın desteğiyle, Doğu ve Güneydoğu’da nefret söyleminin Hristiyan ve Alevi mağdurları ile görüşmeler yaptık. Mardin’de Süryaniler, Diyarbakır’da Ermeniler, Malatya’da Hristiyanlar ve Dersim’de Alevilerin sorunlarını dinledik.
KÜRT-KIZILBAŞ-KOMÜNİST KATLEDİLİYOR
Görüşmelerimizin ilk durağı Dersim. Alevi ve Kızılbaş Kültürünün hakim olduğu Dersim 1938’de katliama maruz kaldı. Değer yargılarına hakaretler edilen Dersim, öteki ifadesinin somutlaşmış hali.
Alevilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Öğretim Görevlisi ve aynı zamanda Alevi dedesi olan Kadir Bulut’un dedeleri 1938’de katledildi. Alevilik üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Kadir Bulut, devletin kendilerine yönelik baskıları, katliamları 3K olarak tanımlıyor. Devlet nezdinde Dersim’in ‘Kürt-Kızılbaş-Komünist’ olarak görüldüğünden hedefe konulduğunu anlatan Bulut, inanç özgürlüklerinin hiç olmadığını, nefret söyleminin ise sürekli mağdurları olduklarını belirtiyor. Dersim’in, Alevilerin sürekli nefret dili ile karşılaştığını belirten Kadir Bulut, bu dilin kullanılmasında devletin etkisinin olduğu görüşünde.
DERSİM’DE SOYKIRIM YAPILDI
Dersim’in farklı inancından dolayı Osmanlı’dan günümüze kadar sürekli hedef alındığı tespitinde bulunan Bulut, “Dersim her zaman potansiyel bir suçun yaşandığı, potansiyel suçluların yaşadığı bir bölge olarak algılanmış. Hiçbir zaman sistemle barışık süreçleri olmamış. Bu farklılık hala devam ediyor. Bu farklılığından dolayı 1938’de katliam, soykırıma maruz kalmış” dedi.
ALEVİ-KIZILBAŞLAR NEFRET SÖYLEMİ İLE KARŞI KARŞIYA
Bu katliamlarda, basında kullanılan dile dikkat edilmesi gerektiğini belirten Bulut, “1938 sürecindeki basına bakın. O dönemdeki gazeteler ve dergiler, ‘Bunlar Şakiler’, ‘medeniyet götürüyoruz’. ‘Çıban’. ‘Bunlar geri kalmış dağdaki cahil insanlardır’ haberleri, (1938 Dersim harekâtını anlatan haber başlıkları) yaptı. İnançsal açıdan, özür diliyorum, ‘Mum söndü’ , ‘Anne baba tanımaz, toplum tanımaz, çocuk aile kavramı olmayan geri kalmış’ (Sünni medyanın, Aleviliği kötülemek için yaptığı yalan yanlış yayınlar) içerikli yayınlar yaptı o dönemin basını.
Basın katliamı medeniyet götürme olayı olarak algılattı. ‘Devlet Dersim dağlarına medeniyet götürdü, gerici feodal şakiler yakalandılar’ şeklinde haberler yapıldı. O dönemin basını ne yazık ki bu manşetlerle o dönemim katliamını meşrulaştırma, devletin attığı adımlara bir meşruluk kazandırma, toplumsal, yasal, psikolojik zeminini hazırlama şeklinde haberler yaptı” dedi.
BASIN SALDIRILARA ZEMİN HAZIRLIYOR
Bu yaklaşımın sadece 1938’le sınırlı olmadığını ifade eden Bulut, Sivas, Maraş ve Gazi olaylarında da benzer içerikte yayınlar yapıldığını hatırlattı. Bulut’a göre bu yayınların temel amacı, farklı inançlara yapılan saldırılara zemin hazırlama ve katliamları meşrulaştırma. Bu katliamlar yaşanırken sadece birkaç yayın organı dışında, basının katliamlara karşı tutum içine girmediğini hatırlatan Bulut, “Çorum, Maraş, Sivas, Malatya olayları, Gazi Mahallesi olaylarına bakın. ‘Devlet, kendisine muhalif de olsa, kendisini sevmeyen biri de olsa onun yaşam hakkını korumakla zorunludur mükelleftir’demedi basın. Tam tersine devlet tarafından oluşturulan o organizasyonun meşru ayaklarını oluşturma noktasında her zaman basın hareket etti. Hâlâ öyle davranıyor” diye konuştu.
‘’AFEDERSİN ERMENİ’’ İFADESİNE NEDEN SORUŞTURMA YOK
İnançsal açıdan kendilerini ifade edemediklerini söyleyen Bulut, devlete dokunan bir ifadenin jet hızı ile soruşturma dosyası haline geldiğini vurguladı. 2 Temmuz 2014’te katıldığı bir programda yaptığı konuşmadan dolayı hakkında soruşturma açıldığını anlatan Bulut, “Bu ülkede sadece vatana ihanetten yargılanabilecek liderler ‘Afedersiniz bana Ermeni dediler’ diyebiliyor. Berkin’in ailesini miting alanlarında yuhalatabiliyor” dedi.
NEFRET SÖYLEMİ İNSANLIK SUÇUDUR
Nefret söyleminin başlı başına bir insanlık suçu olduğunu belirten Bulut, bu söylemin en çok siyaseten güçlü olan liderler tarafından kullanıldığını hatırlattı. Nefret söylemi ile ceza verilerek mücadele edilemeyeceğini ifade eden Bulut, bunun önüne eğitimle geçilebileceğini söyledi.
TOPLUMSAL HASSASİYETİ EGEMEN OLUŞTURUYOR
“Gazetecinin toplumsal hassasiyeti olmalı mı” sorusuna Bulut, hassasiyetin egemen tarafından oluşturulduğunu belirterek şunları söyledi: “Tarihsel sürece bakın. Şeyh Bedrettin’e bakın, Pir Sultan Abdal’a bakın. Bunlar kendi dönemlerinin en büyük gazetecileridir. Seslerini o günlerde değişlerle, nefesleri ile duyurdular. O günün köşe yazısı, makaleleri bu deyişlerdi. O günün katı anlayışın inadına, yüz yıl, iki yüzyıl, üç yüzyıl sonrasını düşünerekten, görerekten hareket etmişler. Bugün toplumsal hassasiyet dediğimiz her şey egemen tarafından oluşturulmuş hassasiyetlerdir. Bugün dediğiniz hangi şey dinde var? Bugün Pir Sultan Abdal’ı Pir Sultan Abdal yapan o günün toplumsal hassasiyetinin ötesine geçmesinden dolayıdır.”
DİYANET, DEVLETİ MEŞRULAŞTIRMA KURUMUDUR
Din ve devletin birbirine karıştırılmaması gerektiğini savunan Bulut, “Din ve devlet kesinlikle birbirine karıştırılmamalıdır. Devlet dini tamamen kendisine referans olarak almıştır. Diyanet, devlete bağlıdır ve devletin eylemlerini meşrulaştırma kurumudur. Böyle kurumlar var olduğu sürece Aleviler gibi, Kürtler gibi farklı etnik ve farklı inanca sahip olan topluluklar sürekli mağdur olacaktır” diye konuştu.
BİZİM İŞİD’İMİZ EKSİK OLMADI
Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerden sonra tırmanan olaylar ve radikal grupların kendileri için risk oluşturup oluşturmadığı sorusuna Bulut, “Bugün İŞİD insanların kafalarını kesiyor. Benzer radikal söylemler birçok noktada var. Ancak şunu belirtebilirim biz buna yabancı değiliz. Bizim İŞİD’imiz hiç eksik olmadı. Hep vardı. 38’de de kestiler, şimdi de kesiyorlar. Bağışıklık sistemimiz gelişmiş” dedi.