Çin emperyalizmi yükselirken: Türkiye batının cephe ülkesi olur mu?

Özgür UYANIK

Önceki gün Ahmet Takan’ın “Hem Çin hem de Rusya’ya karşı cephe ülkesi olmaya hazır mıyız?” başlıklı bir yazısı yayımlandı. Yazı Çin’in Nato’nun tehdit algısına takılmasından başlayarak, Türkiye’nin Rusya ile karşı karşıya gelmesini birleştiriyor. Buradan NATO’nun Türkiye’yi Rusya ve Çin’e karşı cephe ülkesi olarak konumlandıracağı sonucuna varıyor.

Doğrusu Abdullah Gül’ün danışmanı olarak kendini tanıtan birinden beklenmeyecek bir yazıydı bu. Yalnız, Ahmet beyin kaygısı tam anlaşılamıyor. Rusya ve Çin’le karşı karşıya gelmek mi yoksa Atlantik İttifakına dahil olmak mı daha kötü? Eğer ikincisiyse pek samimi görünmüyor. Zira kendisi batıyla en sıkı ilişki ilişkiler sahip çevreye dahil. Yok eğer korkusu Rusya ve Çin’le savaşa girmemizse, merak etmesin öyle bir şey mümkün değil.

Öncelikle Çin’in küresel bir emperyal güç olarak sahneye çıktığını tespit etmek gerekiyor. Hatta bana göre ABD Clinton döneminden bu yana Çin’i küresel bir aktör olmaya zorluyor. Çin geleneksel olarak küresel konularda sorumluluktan kaçan bir ülke. Çünkü bu dünyanın en büyük nüfusunu barındıran ülkesinin bütünlüğünü koruma konusunda haklı kaygıları var. Çin yıllardır küresel çatışmalara taraf olmadan dışarıdan hammadde tedariki ve pazar problemini çözmeye dönük ultra-pragmatik ve muhafazakar bir dış politika izledi. Ancak bu ABD’nin gölgesine saklanarak sürdürülen bir politikaydı.

Çin, 1972’de ABD Başkanı Nixon ile Mao Zedung’un buluşmasından bu yana Sovyetler Birliğine karşı kampta yer alıyordu. İlişkileri Deng Şiaoping’in 1978’de kovboy şapkası takmasıyla daha sıkı bir hal aldı. Bütün bu yıllar boyunca Çin sadece Sovyetlere karşı batı kampında yer almakla kalmadı diğer sosyalist ülkelerle de arasına mesafe koydu. Örneğin ABD’nin burnunun dibinde gerçekleşen Küba devrimini ve onun liderlerini küçümseyen propaganda yürüttüler. Devrimden hemen sonra Che Guevara, Çin’e yaptığı ziyaretten eli boş döndü. Bu yüzden Fidel son çare olarak Sovyetlerin desteğine dayanmak zorunda kaldı. Mao’nun yanındakiler Che’nin “Savaş Günlüğü”yle “bir avcının notları” diye dalga geçiyorlardı.

Batı kampının sırtında zenginleşen Çin’in Sovyetler yıkıldıktan sonra doksanların ortasında artık dünyaya açılması bir zorunluluktu. Çin’in 2001 yılında tam da 11 Eylül saldırılarının arifesinde Dünya Ticaret Örgütü’ne katılımı manidardır. 2001’de 1,3 trilyon olan Çin Gayrı Safi Hasılası 2018’de 13,6 trilyon dolara yükseldi.

Çin ekonomik olarak güçlendikçe teknolojisini ve silahlı kuvvetlerini de yeniledi. Güney denizinde ve Asya’daki çevre ülkelere baskısını artırdı. Ucuz emek, enerji ve hammaddeye dayalı üretim gücüyle neoliberalizmin küresel motoru olan Çin Batıyı ve onun ittifaklarını tehdit eder hale gelmişti. Soğuk savaşta yenilen Rusya yerini daha güçlü bir oyuncuya bırakmıştı. Üstelik bu rakip bir alternatif yaratma sıkıntısına bile girmeden Batının silahlarını ona karşı kullanıyordu.

Ahmet Takan hem bu büyük değişimi görmüyor hem de Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin rolünü abartıyor. Ona göre Soğuk Savaşın cephe ülkesi Almanya değil Türkiye’ymiş. Oysa Türkiye’nin soğuk savaştaki yeri Roma İmparatorluğu zamanında olduğu gibi Batının uç beyliğinden ibaretti. Eğer dediği gibi olsaydı Sovyetlerin çözülmesi Berlin duvarının yıkılmasıyla değil Türk Cumhuriyetlerinin ayrılmasıyla başlardı. Türkiye hiçbir zaman Sovyetlere karşı bir cephe ülkesi gibi hareket etmedi. Aksine onunla hep iyi ilişkiler içinde oldu. Bunu anlamak için Sovyetlerin Türkiye’deki ekonomik yatırımlarına ve 12 Mart-12 Eylül darbecilerine verdiği desteklere bakmak yeter.

Türkiye’nin bugün Rusya ve daha dolaylı biçimde Çin’le karşı karşıya gelişinin esas olarak Batı kampındaki konumunu güçlendirme çabasıyla ilgili olduğunu 24 Hazirandaki yazımda anlatmaya çalışmıştım (https://www.siyasetcafe.com/dogu-turkistandan-libyaya-turk-milliyetciligi-kuresel-ittifakini-ariyor-3560yy.htm). Takan’ın iddia ettiği gibi cephe ülke olmak bir kenara, Türkiye Soğuk Savaş sonrası önemsizleştiği varsayılan konumunu güçlendirme arayışı içinde.

Türkiye’nin sorunu Çin’le Rusya’yla değil Batıyla. Zira Batıda Türkiye’ye artık ihtiyaç olmadığı yönünde bir kanaat var. Bu akımın öncülüğünü de Fransa çekiyor. Türkiye’yi çöpe atmak isteyen Fransızlar Çin’e karşı mücadelenin Rusya’yı Batı kampına dahil etmeden gerçekleşemeyeceğini öngörüyor. Almanlar da Avrupa savunmasının Rusya’yı kazanmadan mümkün olmayacağı fikrinde. ABD ise Rusya ile Avrupa arasında gerçekleşecek bir yakınlaşmanın onların Batı kampındaki varlığını zayıflatacağı kanaatinde. Türkiye bu karmaşa içinde kendine bir yer oluşturmaya çalışıyor.

Yok Türkiye Suriye’ye, Libya’ya müdahale etmiş, yok Afrika’da pazar kapmaya çalışıyormuş falan bunların hepsi tali gelişmeler. Eğer siz bu adımları Ahmet Takan’ın yaptığı gibi olayların merkezine koyarsanız Türkiye’nin başına buyruk emperyalist bir ülke sonucuna varırsınız.

Dünyada sermaye ve gücün toplandığı merkezler bellidir. Ahmet Takan’ın sandığı gibi orta asya, iran ve güney asya’da yaratılan istikrarsızlıklar Çin’in “Kuşak-yol” projesiyle başlamadı. Emperyalist güçler arasında hegemonya ve paylaşım sorunları yeni değil her zaman vardı. Bu yüzden iki dünya savaşında birbirlerini yok etme noktasına kadar geldiler.

Rusya ve Çin Türkiye’yi asla doğrudan karşılarına almazlar. Ama Türkiye’nin Asya’da güçlü olmasını da istemezler. Rusya’nın Doğu Akdeniz’de Fransa ile işbirliğine gitmesinin nedeni Batıdan Türkiye’ye gelebilecek destek kanallarını kesme amaçlıdır. Ayrıca Rusya bu bölgede Türkiye ile Mısır’ın tarihsel rekabetinden de fayda sağlamaktadır. Mısır’ı Türkiye’ye karşı öne itmektedir. ABD ise bölgedeki rekabeti izlemekle beraber köklü ilişkilere sahip olduğu iki ülke arasında sıcak çatışma çıkmaması için uyarılarda bulunmaktadır.

ABD, Avrupa’nın Türkiye’nin Çin ve Rusya’ya karşı bir cephe ülkesi olamayacağını bilecek kadar tecrübeleri vardır. O yüzden de Türkiye’yi isteksizce yanlarında tutmakla yetinmektedir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.