DEMİR KİLİSE VE TÜRK MEDENİYETİ!

Selçuk DÜZGÜN

Bu yazıyı tarihi Demir Kilisesinin restorasyonu üzerine kamuoyunda tartışılan aptalca ve sloganlara mahkûm sohbetler üzerine kaleme almayı görev bildim.

Bu tartışmaları yapanlar maalesef yine hükümet düşmanlığı ve hükümet yandaşlığı ile bakıp slogan atmaktadırlar.

-AKP bu işe imza attığı için özelikle sol düşünceli bazı kesimlerin İslamcı slogan atmalarını, AKP`nin İslamcılığını sorgulamalarının çok garip buluyorum.

-Yine AKP bu işe imza attığı için olaya din özgürlüğü çerçevesinden bakan iktidar yanlılarını gördükçe `ulan siyaset sen neler kadirsin` demeden geçemiyorum. Eminim bu restorasyonu CHP yapsa idi İslamcı kesim tarafından yer yerinden oynatılır, muhataplarının ne dini ne imanı kalırdı.

Neyse ...

Maalesef bu tablo ülkemizin hakikati.

Sloganlara ve ideolojilere teslimiyet maalesef bizim ortaçağ karanlığımız.

Bu tartışmalar dışında gelin cemiden kiliseye çevrilme ve tarihi eserle saygı ve koruma konusunda medeniyetimizi biraz özetleyeyim;

Bel ki özetlersem Demir Kilisesine yapılan restorasyonun detaylarını daha iyi anlarız.

Hep derim Tarih çağlarına göre değerlendirilmesi gereken bir bilim dalıdır.

Dolayısı ile kiliseden camiye veya camiden kiliseye çevrilme olaylarına bu açıdan bakmak gerekir.

Türklerin özelikle Müslüman olduklarından sonra yüklendikleri HAÇ-HİLAL kavgasında, savaş esnasında bir kale ve ya şehir fethedilince, ordu içeriye girip buçlara bayrak çeker ve akabinde burçlarda ezan sesi yükselirdi. Ve hemen şehrin en büyük kilisesi camiiye çevrilir, sonra da ilk cuma namazı burada kılınırdı. Bu durum İstanbul'un fethinde de böyle olmuş Ayasofya, Padişah tarafından camiiye çevrilerek ilk cuma namazı burada kılınmıştır.

Ama bu sadece bir savaş hukuku gereğidir, yani karşı tarafa güç gösterisi, egemenliğini kabullendirmenin tesciliydi.

Şehrin en büyük kilisesi camiiye çevrildikten sonra diğer mabedlere dokunulmamış, şehirde yaşayan gayrı müslimlere diledikleri gibi ibadetlerini yaşama hakkı verilmiştir.

Tüm Türk tarihi boyunca kiliseden camiye çevrilmenin ana hukuku bu idi.

Bunun tam tersi yani kaybedilen topraklarda kalan camilerimiz akıbeti ise bizim onlara olan saygımızın tam tersidir.

Biz kiliseleri her dinin mabetlerini koru kollarken veya ana dokusuna dokunmadan İslami bir mabet haline getirirken karşı taraf maalesef camilerimizi yıkmış, harap etmiş veya ahır haline getirmiştir.

Kısaca medeniyetimizin izlerini ortadan kaldırmaya çalışmıştır.

Bu ise İslam`ın sancaktarlığını yapan Türk Medeniyeti ile HAÇlı zihniyeti arasındaki farkı net ortaya koymaktadır.

Bu medeniyetin devamını temsil eden son kalemiz Türkiye Cumhuriyetinin kurunca da aynı ruhla insanlığın inançlarına saygı duyduk.

İşte Demir Kilisesinin restorasyonuna da bu gözle, bu ruhla bakmalıdır.

Kilisenin açılışında bir konuşma yapan şimdi ki AB dönem başkanı Bulgaristan Başbakanının konuşmasının özeti ise “ Kostantinapolis`te kardinal şapkası görmektense, Türk sarığı görmeyi tercih ederim ” diyenlerin devamı niteliğinde idi.

Zira Başbakan açık açık AB`nin geleceği Türkiye`nin üyeliğinden geçmektedir, ilişkiler düzelsin diye elimden gelen her şeyi yapacağım dedi.

Kısaca Türkiye Kilisenin tamirine yaptığı yatırımla hem sosyolojik, hem diplomatik birçok hamle yapmıştır.

Bu hamlelerin sokak arası Müslümanlıklara, kahve edebiyatlarına, ideolojik sapkınlıklara heba edilmemesi gerekir.

Biz büyük ve köklü medeniyetiz, bütün dinleri ve medeniyetleri içimizde barındırırız.

Hatırlayın!

Sırp Kıralı neden savaş yapmadan, kindi isteği ile Osmanlı`ya katılmıştı?

Hatırlarsanız  ne demek istediğimi anlarsınız.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.