DEMOKRASİ OYUNUNDA SON PERDE...!
Rubil GÖKDEMİR
MHP'deki Kurultay tartışmaları vesilesiyle daha önceki yazılarımızda demokrasi tarihimizin kısa serüvenini yazmıştık. Nitekim siyasi tarihimizdeki demokrasi denemelerine baktığımızda; hepsinin arka planında, halkın güçlü talepleri ve derinlikli bir fikri ve zihni alt yapı yerine, kendilerini devletin sahibi sayan "bürokratik oligarşi" ve meşruiyeti ve yeterlilikleri kendinden menkul "siyasi elitler" arasında oynanan orta oyunundan sahneler görürüz maalesef.
Ayrıntılı teorik tartışmalara girmeden demokratik bir rejim için öncelikli olarak pazar ekonomisi içinde iktisadi zenginliği, devlet kaynaklarına ilişmek dışında kendisi üreten bir orta sınıfa ve bu orta sınıfın yönetimde söz sahibi olmak istemesi gerekmektedir. Aynı şekilde pazar ekonomisine uygun toplumda iş bölümü ve uzmanlaşmaya dayalı sosyal ve siyasal yapıların bulunması gerekir.
Söze tam da buradan devam ettiğimizde, genellikle bizim ülkemiz de demokrasiyi derinleştirmesi gereken siyasetin aktörleri, ya siyaseti bir terfi mekanizması olarak gören bürokrasiden devşirilen insanların ya da çoğunlukla hayatı boyunca bir uzmanlık veya meslek sahibi olmayan, ürettiği bir katma değer bulunmayan, halkın adına istihzayla "siyasetçi" dediği ve "politik komitacılık" dışında bir becerisi olmayan insanlardan oluşmaktadır.
MHP'de yaklaşık sekiz aydır devam eden ve artık sonuna geldiğimiz sürece baktığımızda, demokrasi denemeleri anlamında önceki örneklerinden farklı bir dip dalganın mevcut olduğu ümit ve kanaatine kapılmıştık.Ülkücüler tarihe geçecek şekilde köklü bir değişime imza atacaklardı. Herhalde bir şeyler parti içi çekişmenin ötesinde değişecekti.Sistemin zincirleri kırılacak, milletimiz haklarının ne olduğunun farkına varacak ve sisteme yeniden inşa etmek üzere el koyacaktı. Gerçekten yeter söz milletin diyecekti.
Heyhat..!
Bu süreci temsil eden taraflardan muhalif veya muktedirlere baktığımızda, nasıl bir derinlikli fikri hazırlıklarla ve ne için ortaya çıktıklarını ortaya koymak yerine, yönetim odaklarının değişme ihtimaline karşı yeniden dağıtılacak rol ve statülerin kavgasını vermenin gayreti ve buna uygun pozisyon almak yanında, başka da bir motivasyon sebeplerinin bulunmadığını görüyoruz.
Bu vesileyle gerçekten ülkesi ve milleti için samimi ve güzel niyet ve arzuları bulunan ve bir şeylerin kökten değişmesini talep eden camianın büyük kısmını bu siyaset esnaflarından ayrı tutmak isterim. Teşkilatın ve camianın cefakar ve fedakar mensuplarını bu eleştirilerilerden içtenlikle tenzih ederim..
Bu sebepledir ki, sistemin sahiplerinin mevcut statülerine göz diken ve arka planında gerçekten iliklerimize kadar hissedeceğimiz "demokrasi ve hukuk mücadelesi" olmayan bu girişim de tek bir hakimin hukuksuz TEDBİR kararıyla maalesef sona erdirilmek üzeredir.
Tarafsız bir hukukçu gözüyle ifade etmek isterim ki, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin dosyada haklı veya haksız tek bir delil bile olmaksızın hakimin vermiş olduğu hukuksuz karar; toplumun derinlerinde bulunan demokrasi talebi harekete geçirilse ve bu yönde hukuki mücadele verilmiş olsa idi bu kadar kolay verilebilir miydi ?
Karikatürize ederek ifade ediyorum ki; "Bu müsamereyi bu oyuncular iyi oynayamıyor, ben daha iyi oynarım" türünden gündelik gerekçelerle ortaya çıkmak veya dönemsel mağduriyetlerden meşruiyet üretmek yerine, daha derinlikli fikri hazırlıklarla, ikna ve temsil kabiliyeti yüksek kadrolarla ve milletin önüne konulacak büyük dönüşüm iddialarıyla ortaya çıkılsaydı bu hukuksuz kararlar bu kadar kolay verilemezdi.
Daha 20 gün öncesine kadar dereyi görmeden paçayı sıvayarak, rol veya statü dağıtımına girişenlerin, hayali hesaplaşmaların peşine düşenlerin hoyratlıkları ve nadanlıkları olmasa idi, bu heyecan bu kadar çabuk soğutulabilir miydi acaba?
'Milyonlar arkanızda, siz yürüyün millette yürüsün, umut biziz' diyenler, önümüzdeki hafta bütünüyle hak arama hürriyeti kapsamında yüzlerce hukukçuyu ve yüz bin kişiyi Ankara Adliyesi önünde bir araya getirmek gibi bir toplumsal enerjiyi devşirebiliriz diyebiliyorlar mı acaba?
Adını "demokrasi ve değişim" talebi diye koyduğumuz süreci yönetemeyenler, birbirlerine kabadayılık etmek yerine milletin hukuku için, demokrasi için gerekirse tutuklanmayı bile göze alabiliyorlar mı acaba?
Kimse kimseyi kandırmasın...!
Muhtevalı bilimsel ve sosyolojik çalışmalar yerine, soğuk savaş döneminin pis komitacılık numaralarıyla yola çıkanların ürettiği ve yönettiği süreçler, sistemin sahiplerince görevlendirilmiş tek bir hakimin hukuksuz kararı karşısında, ancak "Adalet Mülkün Temelidir" yazılı duvarlarda akamete uğratılacak maalesef. Üzülerek ifade etmek isterim ki, entrikacılık dışında bir mesleği ve uzmanlıkları olmayan bu sürecin çok bilmiş kurmayları bundan sonra da, ancak yapacakları ucuz polemiklerle zevahiri kurtarmaya, bu durumdan bile yeni kahramanlık hikayeleri üretmeye çalışırlar herhalde.
11 Temmuz tarihinde başlayacak ve 20 Temmuzda sona erecek yeni haftada herkesin gözü yeni göreve başlayacak hakimin tedbir kararına karşı yapılmış itirazın kaldırılıp, kaldırılmamasında olacak.Aynı şekilde önümüzdeki hafta, tamamının üyelikleri düşmüş olan yeni Yargıtay üyelerinin yeniden seçileceği hafta olacak (!). Hukukun ve kanunların da kaynağını teşkil eden yeni bir demokratik meşruiyet ( sosyal rıza) üretmeden, verilecek karardan, sizlerle hakikati paylaşmak adına ümitvar olmadığımı üzülerek ifade etmek isterim.
ALLAHA EMANET OLUN...