Halkı Doğrayan Parti ve ANA!

Selçuk DÜZGÜN

Önce bir hücreye düşer cenin ve yol alır can olmaya!

Hücre sahibi yaratanın izniyle onun bir canlı haline gelmesi için, gece demez gündüz demez kendi hayatından vaz geçer.

Istırabı kendine zevk yapar.

Çünkü beklenen kutsaldır.

Ve ıstırabın en büyüğü ile gerçekleşen doğum, sevinçlerin en büyüğüne kucak açar.

Yeni bir canla, yeni bir hayat başlar.

İlk davranış, ilk gülüş, ilk bakış hayattır, mutluluktur…

Bir ilişki başlar Ana – Oğul diye

 

Karşılıksızdır, menfaatsizdir, tertemizdir bu ilişki…

Sevginin, sadakatin ta kendisidir.

Ve hayatı keşfedercesine bir süreç başlar!

Annelikten gelen o mucizevî yeteneklerle ilk öğretmen olunur...

Dünyanın en iyi psikologudur ana; ilk acılar ona anlatılır, ilk gözyaşları onun göğsündü siner, ilk sır onadır, ilk dost odur…

 

İlk Aşktır Ana!
Ona her zaman güvenirsin.

Sen üzüldün mü o kırılır, o biter…

He gün seni pencerede bekleyen biri vardır, gidiş gelişlerinde kapılara koşan.

`Aç mısın` diye sormaz hazırdır sofran.

Ne aşktır bu, önce terini siler, sonra saçını okşar ve sen bunların hiç farkında değilken o gizli gizli seni izler.

 

O Ana!
Cennetin ayaklarına serildiği kutsaldır…

Berekettir, insana beşiktir, medeniyettir…

O Ana!
Doğuran yoğuran canlıdır…

Hayata şeklini veren sanatkârdır…

Sabırdır, tahammüldür…

Şefkattir, merhamettir

 

O Ana!
Acılara tesellidir

Sıkıntılara merhamet

Sevgidir o, sevdadır o, AŞK`tır o

 

Bir tohumun toprağa atılmasından filizlenmesine, kök salmasına giden yoldaki o kutsal görevi yapan Ana, evladı söz konusu olunca önünde kimse duramaz.

 

Duramadı da!

Ülkemizde 40 yıldır bitmeyen terör belasının biz hep bize yansıyan acıları ile yüzleştik.

Hükümetlerin beceriksizliğinin sonucu kaybolan devlet otoritesi üzerine terör o kadar büyüdü ki, iyi ve bir bölümü aramızda, bir bölümü dağda bize kan kustular.

Aramıza girenler `demokrasi, insan hakları, kardeşlik, barış` diyerek iyi hal, dağdakiler onların başından kılıç olarak kötü hali oynadılar.

Aslında her ikisi de aynı amaca hizmet ediyor, aynı kandan veya kansızlıktan besleniyorlardı.

Biri pkk, diğeri en son ismi ile hdp!

Biri dağda, diğeri ovada bu ülkeye her türlü kötülüğü yaptı ve yapmaya devam ediyorlar.

Biri dağ kadrosu ile vatan evlatlarını şehit etti, diğeri dağa vatan evlatlarını kazandırarak hayatlarını berbat etti.

 

Ve bir ana çıktı haykırdı artık yeter!

Çocukları hdp aracılığı ile terör örgütü tarafından daha kaçırılan annelerden biri olan “Hacire anne” olarak anılan Hacire Akar’ın bireysel olarak bir isyan başlatır ve o isyanının sonucu şu onlarca anne hdp binası önün de `evladımı istiyorum `diye nöbet tutuyorlar.

 

Fakat bu nöbet karsında adeta dünya kör, sağır ve dilsizi oynuyor.

 

Her gün bir eylemde olan, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu gibi STK’lar, demokrasiyi, barışı, kardeşliği Türkiye Düşmanlı söz konusu olunca kimseye bırakmayan dernekler, sözde aydınlar, yazarlar, sanatçılar sus pus olmuş vicdansızlıklarını ortaya koymaktadırlar.

 

Şehirlere kazdıkları hendeklerle 793 asker ve polisimizi katleden aşağılık teröristler lehine bildiri imzalayan 1128 akademisyenler nerede?

Zamanın birinde `Akil adam` diye ortaya çıkanlar nerede?

Sanatçı kılıklılardan;
Tarkan nerede?

Gülse Birsel nerede?

Meltem Cumbul nerede?

Mehmet Ali Alabora nerede?

Cem Yılmaz nerede?

Halil Ergün nerede?

 

Say say bitmez.

Peki, ey gafiller sizi de bir anne doğurmadı mı?

Veya siz anne değil misiniz?

Sessizliğiniz korkudan mı, ihanetten mi?

Hangi sebepten olursa olsun bence her ikisi de aynı sonuca çıkar, zira korkaklar hain olur.

 

Son söz!

Halkı Doğrayan Parti önünde nöbet tutan o anneleri tehdit eden şerefsizler için emniyet güçlerine vur emri verilmelidir. O annelerin ayağına değen bir taş, bir şehit hakkı kadar vebaldir bunu böyle bilesiniz.


 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.