Hindistan - Pakistan Gerginliği ve Türkiye`nin Rolü!

Selçuk DÜZGÜN

Aslında bu gerginlik iki kardeşin öyküsüdür.

Çin Seddi'nden Merakeş'e kadar uzayan coğrafyanın hüzünlü hikâyesidir.

Eğer ‘Hindistan’ bölünmeseydi bugün dünyanın en kalabalık ülkesi olacaktı.

Ancak, 1948’de kanlı bir bölünme ile Müslüman Pakistan, çoğunluğu Hindu Hindistan’dan koptu.

Pakistan ve Hindistan'ın bağımsızlıklarını ilan etmelerinden hemen sonra her iki ülkede Müslümanlar, Hindular ve Sihler arasında çıkan isyan ve çatışmalarda yüzbinlerce kişi öldürüldü. Çok kısa bir sürede 12 milyondan fazla kişi karşılıklı göç etti ki insanlık tarihinin en kitlesel göçü olarak kayıtlara geçti.

Bu trajik bölünme, iki ülkenin birkaç kuşağının bilinçaltında, devlet aklında kalıcı izler bıraktı.

Yarım asırdan fazla süren tansiyon ve rekabet, Soğuk Savaş’ta ABD ve SSCB’nin coğrafyada etkinlik mücadelesiyle de birleşince, her iki ülkenin de nükleer silah sahibi olmasıyla sonuçlandı.

Bu yüzden de, Pakistan - Hindistan ilişkisi, sadece demografik ve ekonomik ağırlığı açısından değil küresel güvenlik açısından da herkesin yakından izlediği bir ilişki ve aslında bu ilişki küresel güçlerin bir satranç tahtasıdır.

Bugünlerdeki gerginliğin büyümesinin de Pakistan'ın lehine olmayacağını söylemek zorundayım.

Çünkü her ne kadar Pakistan nükleer güçte fazla olsa da, Hindistan kalabalık nüfusuyla ve kalabalık bir ordusuyla hala Pakistan'dan oldukça güçlüdür.

Amerika ve Batı'nın Pakistan karşısındaki tutumları da değişmeyecektir.

Zaten son nükleer denemeler olayında da Batı cephesinin çifte standartçı tavrı gayet açık bir şekilde görüldü.

Hindistan'ın nükleer denemeleri esnasında hiç sesini çıkarmayan Batı cephesi Pakistan'ın misilleme yapması üzerine bütün dünyayı ayağa kaldırdı.

Bu gerginlikte Hindistan tarafının tahrikçi tutumlarının önemli rol oynadığını da görüyoruz.

Yani adeta gerginliğin savaşa doğru sürüklenmesini istiyormuş gibi bir tavır sergiliyor.

Hadisenin bir başka düşündürücü yönü de Hindistan - İsrail işbirliği. Bu işbirliği bizzat İsrail kaynakları tarafından gün yüzüne çıkarıldı.

Hindistan'ın son nükleer denemelerinde kullandığı malzemelerin çoğunu İsrail'den alıyor.

İsrail'le Hindistan arasındaki işbirliği sadece nükleer silahlanma alanına münhasır da değil. Bunun yanı sıra değişik askeri alanlarda ve özellikle de istihbarat alanında önemli bir işbirliği olduğu biliniyor.

İsrail, Pakistan'ın nükleer silah edinmesinden son derece rahatsız olurken Hindistan'la bu alanda her türlü işbirliğine giriyor. "Son gerginliğin amacı da Pakistan'ı yeni bir savaşın içine çekerek askeri ve ekonomik yönden sarsmak ve savaş ekonomisi için yeni bir Suriye yaratmak mıdır" diye düşünmeden edemiyorum.

Sonuç olarak; Güney Asya’da kalıcı barışın tesisi önemli ölçüde Hindistan-Pakistan arsında geliştirilecek dostane ilişkilere bağlıdır.

Ortadoğu kan ağlarken Asya`yı emperyalizmin dişlerine yem etmeye kimsenin hakkı yoktur.

Bölgesel istikrarın ve güvenliğin oluşturulması için her iki ülkeye de sorumluluk düşmektedir.

Dünyayı tek kutuplu hale getirmek için iki kardeş ülke arasına dünyayı derinden sarsacak bu düşmanlığı koyanlar da bellidir, bu düşmanlığa son verip sorunu diyalog yolu ile çözecekler de…

Nitekim Pakistan lideri bu konuda Türkiye`nin üzerine düşen görevi yapmasını istemiş ve açıkça Türkiye`ye güvendiğini belirtmiştir.

Kendilerini dünyanın jandarması, mazlum milletleri de yem olarak görenler artık şunu iyi anlamalıdırlar ki; Dünya gerçekten 5`den büyüktür ama Türk’ten değildir…

Türk`ün söz hakkının olmadığı bir dünyada kıyamet çoktan kopmuş demektir.

Pakistan-Hindistan arasında bir kıyamet kopacaksa, buna Türkiye izin vermeyecektir.

Bunu da şeytanın karargâh temsilcisi başta İngiltere – İsrail olmak üzere bütün temsilcileri göreceklerdir.


 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.