İlkel Arap / İbrani geleneği: Kurban

Veysel BOĞATEPE

Göksel dinler arasında, İslam dışında içine kapanık bir din anlayışı yoktur. Öyle ki, kendi içinde bile tartışmayı bitiremediği için mezheplere bölünerek birbirilerini ötekileştirmiş ve hatta düşman olmuşlardır. Günümüzde bile kendi içindeki çatışma devam ederken bu defa Ayet ve sureler arka plana itilerek fıkıh, kelam, hadis gibi Kurân’a paralel bir din anlayışı inşa edilmiştir. Oysa inancın temeli de referansı da bizzat Kuran’ın ayetleri ve sureleridir. Ancak her şeyde olduğu gibi din konusunda da homojen biçimsel farklılıklar merkezde tutulurken öz’den uzaklaşılmaktadır. Durum böyle olunca da binlerce seneden beridir süregelen tartışmada uzlaşı sağlamak yerine çatışma daha da derinleşiyor ve ganimetten pay isteyen Allah’ın bu defa kendisi için kurban istemesine kadar uzanıyor.

Kuşkusuz, resmi İslam aktarımcılarının bu ve benzer tartışmalarda büyük rolleri vardır. Çünkü çok tanrıcılık veya erken Hristiyanlık dönemlerini “Cahiliye” diye geçiştirdiklerinden Tevrat, İncil ve Kuran’da anlatılan birçok masalımsı hadise sanki tanrı buyruğuymuş gibi algılanmış ve kutsanmıştır. Oysa her ayetin o günün koşullarına göre indirilme sebebi olduğu gibi kurbanın da bir sebebi olmalıdır. Çünkü her şey kendi zıddı ile var olduğu gibi aynı zamanda bir neden-sonuç ilişkisine dayanmaktadır. Dolayısıyla Kuran’a dâhil edilen ilkel Arap ve İbrani gelenekleri aydınlığa kavuşturulmadığı sürece inanç bağlamında bir bütünlüğe erişmek de mümkün olmayacaktır.

HZ. İBRAHİMİN KUTSANAN RÜYASI

Daha İslam’ın esemesi bile okunmazken, çok tanrılı dinler (put-perest) zamanından kalma Arap ve İbrani geleneği olan adak adamanın ve kurban kesmenin kaynağı, Hz. İbrahim’in gördüğü rüyadır. Anlatıya göre Allah, onu sınamak için Hz. İbrahim’e, oğlu İsmail’i kurban etmesini emretmiş ve o da hiç tereddüt etmeden oğlunun boğazını kesecekken Cebrail tarafından kendisine bir koç gönderilmiş. Temsili resimleri de bulunan bu masal, gerçekte Hz. İbrahim’in rüyasından ibarettir ve kabataslak özeti de budur. Oysa tek tanrılı dinlere geçilmeden önce veya erken Hristiyanlık diyebileceğimiz o dönemde birçok Arap Hristiyan’dı. Kurbanın yanı sıra savaş sonrası elde edilen değerli silahların tanrıya armağan edilmesi de İslamiyet öncesi Arap aşiretleri ile İbrani gelenekleri arasındaydı. Gerçekte kurban, anlatılan masaldan sonra gelenek haline getirilmedi, aksine dinlerin doğuşundan önce Arap aşiretlerinin gelenekleri arasındaydı ve tanrılara kurbanlar kesilirdi.

İbraniler, Filistinliler ve Asurlular kurban etini köpeklere dağıtırken, kurban eti yemek ise sadece Araplara özgü bir gelenekti. Yalnız ilk çağda değil antik çağda da Arapların tanrılarına kurban kestikleri biliniyor. Örneğin; Arabistan valisi Porphyrius zamanında Duma’da her yıl insan kurban edilir ve öldürülen kişi, mihrabın dibine gömülürken savaşlarda esir alınan askerlerin tamamı ise tanrılara kurban ediliyordu. Daha sonraları savaşlarda esir aldıkları askerlerin işgücünden faydalanmak için bu geleneği değiştirdiler ve esirler arasından seçilen genç delikanlıları sabah şafağında çoban yıldızına yani İştar /Venüs’e kurban ederken fazlasını da pazarlarda sattılar, satamadıklarını ise öldürdüler. Yalnızca hayvan değil, Arap toplumunda çocuk kurban etmek ise son derece olağan bir gelenekti ve bu gelenek Hıristiyanlık ile İslam’ın ilk yüzyıllarında da devam etmiştir.

TANRILARA İNSAN KURBAN EDİLİR Mİ?

Hz. Muhammed’in amcası Abu el-Mutallib’in, on oğlu olursa sonuncusunu kurban edeceğine dair ant içtiği Kuran’da da anlatılıyor. Bu yeminini, akrabalarının kendisine verdiği 100 deve karşılığında bozuyor. Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün ancak bunları yazmamın nedeni yukarıda ki İbrahim-İsmail masalına açıklık getirmek içindi. İşte bu olaydan sonra ve tabii ki İslamiyet’te güçlenince insan kesme / kurban etme geleneğinden vazgeçiliyor ki, Hz. Muhammed’in bunda rolü büyüktür. Çünkü bizzat oğlunu kurban edeceğini söyleyen öz amcasıdır. Bu yasaktan sonra da gelenek sadece hayvan kurban etme şeklinde devam ediyor. Zaten İbrahim’in oğlunu kesmeye kalkışması ve öz amcası Abu el-Mutallib’in oğlunu kurban edeceğine dair yemin etmesi, Arap aşiretinde insan kurban etme geleneğini teyit etmeye yetiyor. Arap toplumlarında yeni doğan kız çocuklarının çukura gömülerek öldürülmesi de (recm) sanki tanrının buyruğuymuş gibi yetişkin kadınları da kapsayacak şekilde günümüze kadar geliyor.

Araplar ve İbrani toplumlarında hayvan kurban etmenin kendine özgü töreni vardır. Kurban edilecek hayvan boğazlanıp öldürüldükten sonra kanıyla kutsal saydıkları sunak taşı sıvanırdı veya kurbanın kanı “Ghabghab” çukuruna akıtılırdı. Bugün de kurbanın kanı açılan bir çukura akıtılıyor, üstü kapatılıyor ve adak / kurbanın kanı, adanmış kişinin alnına sürülüyor. Başta da belirttiğim gibi öz aynıdır ama günümüze biçimsel değişikliğe uğrayarak geliyor. Hele Arap aşiretinin kıtlık dönemlerinde canlı hayvanların damarlarını ölmeyecek şekilde delerek akıttıkları kandan bir çeşit sucuk yapmaları, o dönemin bile en ilkel geleneğidir. Çok tanrıcılık döneminden kalma bu geleneğe Hz. Muhammed son verirken, gelişigüzel kurban kesme merasimlerini yılda bir defaya indiren ise halife Hz. Ali’dir. Özetleyecek olursak; 1400 yıldan beridir kutsanarak günümüze kadar uzanan kurban, Hz. İbrahim’in rüyasıyla başlamış ilkel bir Arap-İbrani geleneğinden öte bir şey değildir. Tüm bunlar ve daha birçok mitolojik masallar güvenilir kaynaklarla sabittir.

Not: Buhari de dâhil olmak üzere dileyen tüm İslami kaynakları gözden geçirebilir.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.