1 Kasım seçimleri, Recep Tayyip Erdoğan ile AKP yönetiminin de beklemediği bir biçimde sonuçlandı. Doğrusu, bu sonucu iktidarın yanı sıra, muhalefet de beklemiyordu. AKP'nin yüzde 49.4'e ulaşan oy oranı, kısa süreli bir şaşkınlık yaşanmasına yol açtı.
1 Kasım seçiminin bu şekilde sonuçlanmasına ilişkin, kuşkusuz çok şey söylenebilir. Ancak en sonda söyleyeceğimizi en başta söylemekte fayda var diye düşünüyorum: Evet, AKP ve Erdoğan savaş kliği, yüzde 50'ye yakın bir oy aldı ama bu kafayla Türkiye'yi yönetebilmeleri mümkün değil. Toplumun yüzde ellisini düşman gibi gören bir siyasi anlayışın, ülkeyi yönetebilmesi mümkün değildir. Türkiye, yeni krizlere ve gerilimlere açıktır. AKP ve Erdoğan, yüzde 49.4'lük oy oranından sonra daha da şımaracak ve üst perdeden konuşacaktır. Bu da muhalefet cephesini diri hale getirecektir.
UMUTSUZLUK YASAKTIR!
Bu bağlamda, muhalfet partilerinin işi yeni başlıyor... Umutsuz olmanın, mücadeleyi bırakmanın, ''her şey bitti'' demenin zamanı değil... Topluma karşı sorumluluğumuz artmıştır. Türkiye'yi Erdoğan zihniyetine teslim edecek ve kenara çekilecek değiliz!
Şu unutulmasın ki; her toplumsal olayın bir ya da birkaç sebebi vardır. 1 Kasım seçimlerinin sonucunu belirleyen olguları doğru değerlendirmek ve buna göre konumlanmak gerekiyor.
IŞİD, MHP VE PKK, ERDOĞAN İÇİN ÇALIŞTI
1 Kasım seçimlerinin sonuçları, aslında 7 Haziran sonrası şekillendi. Kaçak Saray'da oturan Erdoğan, iktidarını hiçbir şekilde paylaşmamak için, yeni bir oyun kurdu. Bu oyunun ana aktörleri ise MİT'in denetimine girdiği açıkça belli olan terör örgütü PKK ile AKP'nin can suyu MHP'ydi. MHP de PKK da kendilerine verilen rolü başarıyla yerine getirdi. IŞİD de bu bağlamda, AKP'nin işine yaradığı görülen eylemlere imza attı.
MHP, ortaya çıkan koalisyon tablosunu ve tabanının isteğini görmezden gelerek, her şeye ''Hayır'' dedi. Bahçeli'nin HDP'yi yok sayan tavrı ve TBMM Başkanlığı'nı AKP'ye hediye etmesi, Erdoğan'ın elini güçlendirdi. Meclis başkanını 12 yıldır sorunsuz bir şekilde seçilmesine alışmış olan geniş kitleler, bu tıkanıklık görüntüsünden rahatsız oldu. Muhalefet, yüzde 60'lık oy oranına rağmen, meclis başkanını seçemedi. Bu durum, toplumda "Muhalefet ülkeyi yönetemez'' algısını güçlendirdi. Bu tam da Erdoğan'ın istediğiydi...
Zaten Erdoğan ve AKP, meclis başkanlığı koltuğuna İsmet Yılmaz'ın oturmasıyla birlimte rahat bir nefes aldı. Bahçeli'nin HDP'ye yönelik tutumu, AKP'nin zaferini adım adım örmeye başladı. MHP'nin her adımı, Erdoğan'ın elini rahatlattı.
HDP, KİTLESİNİ HÜKÜMETE EZDİRDİ
Bu noktada, devreye MİT'in kontrolünde olduğu açıkça görülen PKK da sokuldu. Terör örgütü, AKP'nin kaos planını hayata geçirebilmesi için beş yıl aradan sonra adeta bir savaş makinesine dönüştü. Toplumsal hiçbir talep ve destek yokken, ilçelerde ve illerde ''hendek kazma'' gibi eylemler yapılmaya başlandı. ''Demokratik özerklik'' gibi kendilerinin bile anlatamadığı uygulamalar ortaya konuldu. Böylece, kendi kitleleri savaş kliğinin insafına terk edildi. HDP kitlesi, hükümetle baş başa bırakıldı. Türkiye'nin bir anda kan gölüne dönmesi, MHP'nin hükümeti kurdurmaması, Erdoğan ve AKP'nin "Biz iktidardan düştük, bakın bunlar oldu'' algısını güçlendirmesine sebep oldu.
ÖZGÜRLÜK YERİNE GÜVENLİK İSTEĞİ
Sosyolojinin temel kuralıdır: Kaos, belirsizlik ve savaş durumunda, kitleler, en güçlü oluşumların yanında saf tutarlar. Böylece, "güvenlik''lerini sağladıklarını düşünürler. Bu bağlamda, "güvenlik mi?, özgürlük mü?'' tartışmasının bir anlamı yoktur. Kitleler, "önce güvenlik'' der...
MHP ve PKK'nın tutumu, HDP'nin ise terörle arasına mesafe koyamaması, kitlelerin yukarıda özetlemeye çalıştığımız şekilde AKP ve Erdoğan'a yönelmesine yol açtı. Sosyal demokrat politikalar ise "güvenlik ihtiyacı''nın öne çıktığı, şovenizm ve milliyetçilik rüzgarının estirildiği siyasal bir ortamda yeterince karşılık bulmadı.
MİLLİYETÇİ - MUHAFAZAKAR KESİM AKP'YE YÖNELDİ
Bu bağlamda, MHP'nin yanı sıra, BBP ve SP'nin kitlesinin önemli bir bölümü de ortaya çıkan ''belirsizlik ve kaos'' yüzünden, oy tercihini değiştirdi. Anket şirketlerinin ''yeniden koalisyon görünüyor'' yönündeki açıklamaları sonrası, aynı zürecin yeniden yaşanmaması için AKP'ye yöneldi. Toplumun önemli bir kesimi, aslında ''hükümetsiz kalmaktan'' korktu. Bir kısmı ise ''koalisyon istemedi.''
Erdoğan - AKP savaş kliğinin oyunu tuttu. Erdoğan, Kaçak Saray'da kurduğu oyun planını, MHP ve PKK'nın sayesinde hayata geçirebildi. Geniş kitleler, "belirsizlik olmasın, kaos yaşanmasın ve ülke bölenmesin'' diye, Erdoğan'ın partisine oy verdi. Medyayı çok iyi kullanan ve toplumu tek sesliliğe mahkum eden Erdoğan, devletin imkanlarını kullanarak, kendisini sürekli "güçlü'' göstermeyi başardı. Kaos ve belirsizlik dönemlerinde, geniş kitlelerin ''gücün etrafında'' toplandığını bilen Erdoğan, bu yüzden hukuksuzluklarına her gün yenisini ekledi. TV'leri kapattırdı, gazeteleri bastırdı, internette kendisini eleştirenleri tutuklattı. Topluma yönelik verilen "Hala güçlüyüm'' mesajı, karşılığını buldu.
Tabii bu bağlamda, Erdoğan ve AKP'nin dizginsiz bir din sömürüsü yaptığı, özellikle Sünni kesimlerin inançlarını istismar ettiğinin altını da çizmek gerekir. Erdoğan - AKP savaş kliği, kuşkusuz sadece MHP ve PKK'yı kullanarak bu sonuca oluşmadı. Erdoğan ve AKP'nin en büyük silahı, hala inanç sömürüsü... Geniş kitlelerin inançlarını siyasetin ana malzemesi haline getiren Erdoğan, ekonomik koşullar yüzünden git gide fakirleşen kesimleri, hayal dünyasında yaşatarak yanında tutmayı başarıyor.
GERÇEĞİ TERS YÜZ EDİYOR VE...
İsrail ve ABD ile girift ilişkilere girmesine ve istedikleri her şeyi yapmasına rağmen, gerçeği ters yüz ediyor ve farklı bir imaj sergiliyor. ''Bütün dünya Erdoğan'a yenmeye çalışıyor'' algısı yaratılarak, ''dış düşman'' edebiyatını sürdürüyor. İçeride ise hayali düşmanlara yönelik savaşını tam gaz sürdürüyor. PKK ile masaya oturmasına rağmen, PKK'nın ''üst akıl''ın emrinde olduğu ve ülkeyi parçalamak istediğini söylüyor. Kitlesel hiçbir gücü olmayan, bürokrasideki kadroları tırpanlanan Fethullah Gülen Hareketi'nin kendisine ''darbe'' yapacağını söylüyor. Böylece, hayali düşmanlara karşı mücadele eden bir Erdoğan portresi çiziliyor. Yoksul ve umutsuz kitleler, bu tür durumlarda, ''gövde gösterisi'' yapan liderleri severler. Solun seçenek yaratamaması yüzünden, sağın hayali değerlerinin yanında toplanırlar.
KORKULARA SESLENİYOR
Erdoğan, bunu en iyi bilen liderlerden biri... O yüzden, toplumun kodlarına sesleniyor ve "güçlü devlet, güçlü lider'' tema'sını işliyor. Hükümetsiz kalmaktan, bölünmekten, parçalanmaktan, maaşını alamamak, bankaya borcunu ödeyememekten korkan ve zihinsel alt yapısında Batı'ya nefret olan milyonlarca kişi, oyunu Erdoğan'a veriyor.
Seçim sonuçları, toplumun aslında nasıl kutuplaştırıldığını ve siyaset yapmak ile siyasi seçenek üretmenin zorlaştığını da gösteriyor. İnanç sömürüsü üzerinden kendisine yedeklediği kitleleri AKP'de ''donduran'' Erdoğan, devletin olanaklarını da sınırsızca kullanıyor.
TEMEL DEĞERLERİMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ
Tabii bu tablo karşısında geri çekilecek, meydanı Erdoğangillere bırakacak değiliz. Daha çok mücadele edecek, daha çok insana gidecek, alternatif bir dünya yaratabileceğimizi anlatacağız. Demokrasiden, laiklikten, özgürlüklerden, birlikte yaşama sevdamızdan vazgeçmeyeceğiz. Kim mazlum ve mağdursa, yanında olacağız. Kitlelerin demokratik taleplerini her platformda dile getirecek ve sonuç alıcı adımlar atacağız. Hukuk devleti olmak ve hukukun uygulanması için sokaklarda olacağız. Mücadeleyi, TBMM'yle sınırlandırmayacak, hayatın her alanını mücadele merkezi olarak göreceğiz.
Toplumun korkularla yönetilmesine izin vermeyecek, özgürce düşünüp özgürce yaşayabileceğimiz bir Türkiye için mücadele edeceğiz. Basın yayın organlarını daha etkin kullanıp geniş kitlelere kendimizi anlatacağız.
HAYATIN HER ALANINDA ÖRGÜTLENMEK GEREKİYOR
Tabii partimiz CHP'nin de yukarıda özetlemeye çalıştığım mevcut siyasi tabloyu nesil değiştireceğimize ilişkin bir yol haritası koyması gerekiyor. Bu bağlamda, örgütlenme anlayışımızı ve siyasal dilimizi geliştirmemiz şart... Muhalefeti sadece parti ile sınırlamamak, meslek örgütlerinde daha çok yer almak, sanat dünyasıyla buluşmak gerekiyor. Çiftçileri kooperatiflerde, işçi ve memurları sendikalarda örgütlemek şart... Muhalefet, hayatın her alanından akarsa, AKP nefes alamaz ve yönetemez hale gelir...
Türkiye, AKP, Erdoğan, MHP ve PKK'ya rağmen yolunu çizecek ve bu karanlık ortamından çıkacaktır. Bunu hep birlikte göreceğiz.. Yeter ki; karamsarlığa kapılmayalım...