Madımak Vahşeti'nin Arka Planı Ve Almanya'nın Rolü

Veysel BOĞATEPE

Asıl adı Haydar olan Pir Sultan Abdal, Alevi Bektaşi geleneğinin en büyük yedi ozanından birisidir. Haksızlığa karşı yazdığı lirik şiirleriyle tanınan Abdal, Osmanlı’nın baskıcı, soyguncu, ırkçı yönetimine karşı geldiği için “halkı isyana teşvik” suçlamasıyla Sivas’ta idam edilmiştir.

1989 yılından itibaren düzenlenmeye başlanan “Pir Sultan Abdal Etkinlikleri” en son Sivas’ta 1993’te düzenlenmiş, 35 yazar, sanatçı, aydın ile 2 otel görevlisi olmak üzere toplam 37 kişinin yakılarak öldür(t)ülmesi, 60 kişinin de yaralanması sonucunda bir daha yapılmamıştır.

Türkiye’nin yakın tarihine kara puntolarla not edilen bu irticacı, gerici faaliyet aslında ilk değildir. 13 Şubat 1923’te Şeyh Sait İsyanı ile başlamış, 23 Aralık 1930 yılında Kubilay’ın katledildiği Menemen Olayı ile devam etmiş ve son olarak da 1993 yılında ki Madımak Katliamı ile günümüze kadar uzanan uzanmıştır.

Bu ve benzer kalkışmalar kendiliğinden cereyan eden halk isyanları değil, arka planda siyasi iradenin olduğu maksatlı ve amaca yönelik faaliyetlerdir.

Bu önemli üç irtica olayının ortak paydalarını üç şıkta özetlemek mümkündür.

1) Şeyh Said, (Şeyh Sait isyanı) halkı İslam dini adına ayaklanmaya çağıran bir bildiriyle hareketi tek bir merkez altında toplamaya çalışmıştır. Bu bildiride “din uğruna savaşanların lideri'' anlamına gelen mührünü kullanarak “Din elden gidiyor” diye halkı kışkırtarak din uğruna savaşmaya çağırmıştır. Merkezi Diyarbakır’ın Eğil Nahiyesi olan bu ayaklanmalara Muş, Elazığ ve Bingöl den katılımlar olmuştur.

Tertibin arkasında Nakşibendî tarikatı vardır.

2) Derviş Mehmet (Kubilay Olayı), cami de namaz kılanlara kendini “mehdi” olarak tanıtmış ve dini korumaya geldiklerini söylemiştir. Derviş Mehmet “Ey Müslümanlar, ne duruyorsunuz halife hududa geldi, sancak-ı şerif çıktı. Gelin altında toplanalım, şeriat isteyelim. Şapka giyen kâfirdir, yakında şeriata dönülecektir” şeklinde sloganlar atarak halkı isyana çağırmıştır.

Kubilay Olayında da merkez Menemen’dir fakat Manisa ve civarlarından da katılımlar olmuştur. Bu tertibin arkasında yine Nakşibendî tarikatı vardır.

3) Sivas / Madımak Oteli katliamı yine benzer özellikler taşımaktadır. Diğerlerinde olduğu gibi sadece olayın başladığı merkezde yaşayan halka, Malatya, Kahraman Maraş, Elazığ, Çorum, Kayseri, Tokat gibi illerden gelen şeriatçı örgütler katılmış, camilerde toplanarak kadrolu bir şekilde örgütlenmişlerdir. Her üç hadisede olay öncesinde, halka kışkırtıcı bildiriler dağıtılmış, çevre il ve ilçelerden örgütlenerek eylemin yapılacağı yere gelinmiş ve benzerlikler gösteren sloganlar atılmıştır.

Önceden Bildiriler Dağıtılarak Planlama Yapıldı

Katliam öncesi, 1 Temmuz akşamı bir bildiri hazırlanarak halka dağıtılmış ve saldırının yapılacağı 2 Temmuz için halkın katılımı sağlanmaya çalışılmıştır. 2 Temmuz 1993 günü Valilik önünde toplanan şeriatçı grup “Şeriat gelecek, zulüm bitecek. Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik. Şeriat İsteriz!” gibi sloganlar atarak Madımak otelini ateşe vermişlerdir.

Atılan sloganların, dağıtılan bildirilerin benzerlik taşıması, olayın tek merkezden ve önceden çevre illerde planlanarak örgütlendiğine işaret etmektedir. Bu gerçeğe rağmen Sivas Savcılığı, dinci/ şeriatçı örgütlere dair tek bir suçlama yöneltilmemiş, aksine suçlamayı doğrudan “Dev-Sol, Dev-Genç, Pkk” gibi örgütler ile Aziz Nesin üzerinden yürütmüştür.

Sivas Asliye Ceza Mahkemesi’nin hazırladığı “Hazırlık 1993/2460” sayı ve numaralı iddianamede “Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak. Şeriat gelecek, batıl zail olacak” gibi pek çok suç unsuru oluşturacak eylem ve söylemlerin görmezden gelinerek suçluların koruma altına alındığı ve arka planda ki siyasi iradenin de örtbas edilmeye çalışıldığı açıktır.

Bu örgütlerin içine PKK terör örgütünü ise iddialarına sözde dayanak oluşturmak için ekledikleri açıktır.

Yargı sürecinde dava dosyasının Kayseri DGM, Sivas / Ankara Asliye ve Ağır Ceza mahkemeleriyle, Yargıtay arasında uzun süre dolaştırılması suçluların kaçması için zaman kazandırıldığı kuşkusunu güçlendirmiştir. Nitekim dosyalar mahkemeler arası dolaştırılırken asıl failler de kayıplara karışmıştır. Otuz beş Aydın, yazar, sanatçının vahşice yakıldığı, 60 kişinin yaralandığı bu vahşet olayında, 33 sanığa idam, diğerlerine ise muhtelif cezalar verilmiş fakat Yargıtay 9.Dairesinin 24.12.1998'de verdikleri hapis cezaları onaylanırken, idam cezaları bazı usul noksanlıkları sebebiyle bozulmuş ve nihayetinde tekrar DGM’ye gönderilerek sürüncemede bırakılmıştır.

Ayrıca bu dava, kamuoyunda uzun süre tartışmalara neden olurken vahşetin önceden planlandığına, arkasında siyasi iradenin olduğuna ve asıl faillerin bu siyasi irade tarafından korunduğuna dair kamuoyunda genel bir yargı oluşmuştur. Bu kuşkuların doğruluğunu teyit etmek için dönemin siyasi figürlerinin konuya ilişkin açıklamalarından örnekler vererek somutlaştırmak mümkündür.

Mahkeme Tutanakları Ve Siyasilerin Açıklamaları

Dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, İçişleri Bakanı, Belediye Başkanı ve bakan düzeyinde ki yetkililerin olaya ilişkin açıklamaları ve gerekse mahkeme kararları, faillerin devlet tarafından bizzat korunduğu izlenimi verirken pek çok siyasi figür de olayların tahrike bağlı duyarlılık olduğunu savlamışlardır.

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, oteli kuşatan saldırganları sıradan kendi işinde gücünde bir halk yığınıymış gibi nitelendirerek “Hakla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz” derken başbakan Tansu Çiller ise benzer bir yaklaşımla “Çok şükür otel dışında ki halkımız bir zarar görmemiştir” diyerek açıkça siyasi iradenin parmağını işaret ediyordu.

Bununla da yetinmeyen Çiller, TBMM'deki bir konuşmasında ise “Bir vatandaş, sigortadan para almak için oteli yakmıştır” diyerek katilleri savunmuştur. İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise otele yapılan saldırıyı, “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle, halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” şeklinde gerçeği çarpıtarak saldırganları korumuş, suçlamayı Aziz Nesin’e yöneltmiştir.

Katillerini avukatlığını savunmak için Şevket Kazan’ı görevlendiren Necmettin Erbakan ise sanki 35 kişi Sivas’a kaçak girmiş gibi “Olaylar, Sivas’a girmiş bir ekibin halkı tahrik etmesinin sonucudur.” şeklinde akıl dışı bir açıklama yaparak vahşeti meşrulaştırmaya çalışmıştır.

Devletin tepesinde ki kişilerin söylemlerinde ki meşrulaştırma çabaları, vahşetin bizzat siyasi irade tarafından planlandığına dair güçlü kanıt oluşturmaktadır. Siyasilerin benzer açıklamaları aynı zamanda soruşturmanın ve suçlamanın Aziz Nesin’e neden yönlendirildiğine de açıklık getirmektedir.

Bu iddiamızı kanıtlamak için de Madımak Katliamına ilişkin Ankara/ 1 No’lu DGM’nin vermiş olduğu Gerekçeli Karar’a bakalım.

1) “(...) Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz NESİN’in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz NESİN’e yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz NESİN olmasına rağmen hedef de sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların, laik-antilaik veya mezhep çatışması olmadığı, sadece İslam dinince mukaddes sayılan değerlerin aşağılanmasına tepki gösterildiği, Aziz NESİN’in Anadolu’nun herhangi bir vilayetinde da aynı tepkiyi görebileceği, dolayısıyla şahsa yönelik eylemin bir başka amaca çekilerek kamplaşma ve kutuplaşma yaratmasının hukuki ve sosyal bir yararı olmadığı kanaatindeyiz.”

2) “(... ) Olayların müştekisi Aziz NESİN’in, Bakanlar Kurulu’nun 24. 08. 1989 tarih ve 1989/14479 sayılı kararnamesinde, yazarı Salman RÜŞDİ olan ‘Şeytan Ayetleri’ isimli kitabın Türkiye’ye sokulması ve dağıtılmasını yasakladığı, Türkiye’de bu yasağa rağmen adı geçen kitabı Aydınlık Gazetesi’nde yayınladığı ve bu kitabın içeriği itibarıyla Müslümanların Peygamberi ve eşlerine karşı tahrik ve tazyif edici ibarelerin bulunması sebebiyle tüm Müslüman halkı bu yayından dolayı haksız şekilde tahrik ettiği, böylece olayların çıkmasının müsebbibi bulunduğu anlaşıldığından, sanıklara tayin olunan ceza TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ¼ nisbetinde indirilecek, hapis cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmalarına...“ (Ankara 1 No’lu DGM’nin Gerekçeli Kararı)

Gerek cumhurbaşkanı, başbakan ve İçişleri Bakanının söylemleri ve gerek şeriatçıların attığı “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak, Kahrolsun Laiklik, Laiklik Düzen Yıkılacak!” , “Yaşasın Hizbullah, Hizbullah Geliyor… Yaşasın Şeriat, Şeriat Devleti Kurulsun.” şeklinde doğrudan cumhuriyet rejimine ve laikliğe saldırmalarına rağmen mahkeme tutanaklarında “devlete ve laik düzene karşı olmadığı” iddiasına yer verilmiştir. Gerici sağ örgüt/ tarikatlar tarafından tertiplenen ve dönemin siyasi iktidarı tarafından failleri korunan bu vahşi katliamı Süleyman Demirel’in “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” şeklindeki veciz sözü bile yeterince açıklıyor.

Failler Kimler Tarafından Korundu?

Almanya’nın Türkiye’ye karşı örtülü politika yürüttüğünü, cumhuriyet devrimine ve ülkenin toprak bütünlüğüne karşı gizli bir düşmanlık ve savaşım sürdürdüğünü belirtmek isterim.1970’ten beridir dünya politikasında söz sahibi olmaya başlayan Almanya, 1980 yılından itibaren de Türkiye'de partilerine bağlı vakıfları, aktif-müdahaleci olarak kullanmayı sürdürmektedir.

Bu vakıflar ayrıca Alman gizli istihbaratı BND’nin kontrolündedir ve masrafları Federal bütçeden karşılanan taşeron NGO’lardır. Üçüncü dünya ülkelerinin tamamında faaliyet gösteren PKK, CDHK-C-, TKP-ML, TKEP gibi Marksist terör örgütlerinin yanı sıra, radikal İslamcı TEVHİD, TEKFİR, HİZBULLAH, VASAT, HİZBULLAHİ DAVET, HİZB-ÜT TAHRİR, HİZBULAHİ VAHDET, YÖNELİŞ, CEYŞULAH, AFİD, MÜCAHADE gibi birçok örgütlere lojistik destek sağlamaktadır.

Örneğin; Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın ölüm emrini veren Hizbullah liderlerinden İsa Aksoy, Alman Dış İstihbaratı BND’nin koruması altına alınmış ve Türkiye’nin iade taleplerini geri çevirmiştir.

Madımak'ta, 33 vatandaşın /aydının yakılarak öldürülmesinden birinci derecede sorumlu, kışkırtıcı katil zanlılardan Mehmet Yılmaz, Serhat Özgentürk, Sedat Yıldırım, Hasan Kavak, Metin Ceylan, Adem Ağbektaş, Alman Dış İşler İstihbaratı (BND) tarafından Esenboğa havalimanı üzerinden Almanya’ya kaçırılmışlardır.

Bu işbirlikçi şeriatçı katiller, farklı kimliklerle orada Almanya devleti koruması altına alınmışlardır. Türkiye de ne kadar mezhep, şeriatçı, köktendinci, ayrılıkçı tarikat/cemaat varsa bunların tamamına, Almanya her türlü desteği sağlayarak Türkiye’ye karşı çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Aradan uzun süre geçmesine rağmen Madımak davası sonuçlan(dırıl)mamış, bir sonra ki duruşma günü olan 22 Şubat 2011'e ertelenmiş ve nihayetinde 2012 yılında dava zaman aşımına uğrayarak kapanmıştır.

CHP’nin faillerin araştırılması için verdiği “Meclis araştırma önergesi” de AKP-MHP tarafından reddedilerek cinayetin üstü tamamen kapatılmıştır. Türkiye yakın tarihinin en trajik ve en karanlık olaylarından biri olan Sivas Katliamı faillerinden on yedi Hizbullah ile beş PKK militanını AKP adeta ödüllendirerek serbest bırakmakla kalmamış, Hizbullah’ın siyasi çatı altında meclise girerek siyasi zırha bürünmesinin önünü açmıştır.

Bu militanların yanı sıra, mafya üyesi veya yöneticisi beş kişi ile 6 uyuşturucu kaçakçısını serbest bırakarak mesleklerine iade etmiştir. Katillerin ilk avukatlığını üstlenen RP’li Şevket Kazan’dan sonra Nevzat Er, Hayati Yazıcı, Zeyid Aslan, Haydar Kemal Kurt, Ali Aşlık, İbrahim Kök, Nevzat Er, Celalettin Güvenç gibi isimler AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı gibi çeşitli görevlere getirilerek ödüllendirilmişlerdi.

Tayyip Erdoğan, katliamın birinci derecede faillerinden Cafer Erçakmak için af yetkisini kullanmış, Ahmet Turan Kılıç ile Hayrettin Gül için de sağlık sorunları gerekçe gösterilerek affetmiştir. Olayların planlanmasında Şanlıurfa da aktif rol oynayan İbrahim Halil Çelik’i Urfa’dan milletvekili adayı yaparak ödüllendirmiştir. Olaya adı karışan 26 kişinin AKP çatısı altında korumaya alınması şaşırtıcı olmamakla birlikte olayın planlanmasının arka planında ki siyasi iradeyi de ortaya koymaktadır. Olaylar silsilesi takip edildiğinde tüm yetkilerin tek elde toplandığı otokratik düzende tarihimize iri ve kara puntolarla daha çok “Faili Meçhul”lerin düşeceğini söylemek yanlış bir saptama olmayacaktır.

-Kaynakça: Şeriatçı Terör’ün ve Batı’nın Kıskacında ki Ülke “Türkiye” / Dr.Necip Hablemitoğlu / Toplumsal Dönüşüm Yayınları,
www.psakd.org/sivas.html, tr.wikipedia.org/wiki/Sivas, www.turkcebilgi.com/menemen_olayı/ansiklopedi, www.turkcebilgi.com/şeyh_said_isyanı/ansiklopedi

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.