Müyesser Yıldız: Ankesörlü telefonlar TSK'ya operasyon mu?

Oda Tv yazarlarından Müyesser Yıldız, bugün ki köşe yazısında 'Ankesörlü telefon soruşturmalarında yanıt bekleyen sorular' başlıklı çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

Oda Tv yazarlarından Müyesser Yıldız, bugün ki köşe yazısında 'Ankesörlü telefon soruşturmalarında yanıt bekleyen sorular' başlıklı bir yazı yayımladı.

Yıldız yazısında TSK'ya yönelik operasyonlarla ilgili çarpıcı detaylar paylaştı.

İşte Yıldız'ın köşe yazısında dikkat çeken detaylar;

ABD casusluk örgütü “FETÖ”nün değil siyasi ayağı, siyaset imamının bile peşine düşülmez ve birçok kurumda yaprak kıpırdamazken, TSK'ya yönelik operasyonlar sürüyor.

Gözaltı, tutuklamalar ve ihraçlarda son delil, ankesörlü telefon. 

Son OHAL KHK'sında 6 binden fazla TSK personelinin büyük bölümü ankesörlü soruşturmaları nedeniyle ihraç edildi. 2 Ağustos'ta Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda görevli 27 subay ve astsubay, dün ise Denizli'de aralarında eski askeri okul öğrencilerinin de bulunduğu 7 kişi ankesörden gözaltına alındı.

Peki ankesörlü soruşturmaları ve tutuklamalarda ölçü sayılan “ardışık arama” kavramı nedir? 

İddianamelerden, sözkonusu yöntemin 2017 yılı ortalarında itirafçı ifadeleri sayesinde ortaya çıktığı anlaşılıyor. Buna göre, FETÖ sivil imamları, PTT'nin ankesörlü telefonları veya büfelerde olan kontörlü (ücretli) telefonlardan kendilerine bağlı olan askerleri arayıp, genellikle buluşma yer ve saatlerini bildiriyorlar. Sivil imamın, kendisine bağlı birden fazla askeri peş peşe araması ise “ardışık arama” oluyor. 

ANKESÖRDEN ARAMA KURALLARI

Öncelikle geçmişte “FETÖ” içinde bulunmuş, sonrasında itirafçı veya tanık olmuş, kamuoyunda da “FETÖ uzmanı” sayılan isimlerin ifade/açıklamalarını taradım; Ankesörlü telefon yönteminden söz edene rastlamadım. 

Darbeden önce Saray veya Başbakanlığa gönderilmiş, iddianame eklerinde yer alan ihbar mektuplarına baktım; “Hiçbir zaman telefon gibi iletişim araçları kullanmazlar” dendiğini gördüm.

Nihayet önemli bir gizli tanığın bilgisine başvurdum. Şunları anlattı:

“FETÖ, irtibatlarda nasıl iz bırakıldığını zaten bu işin mutfağında olan emniyet, MİT, savcı, yazılım uzmanları ve diğer elemanları aracılığıyla çok iyi bilmekte ve mahrem imamlar ile subay/generallere bildirmektedir. Mesela HTS kaydının ne olduğu, dinleme böceklerinin nerede nasıl kullanıldığı, kredi kartı kullanımıyla nasıl iz bırakıldığı gibi pek çok konuda örgüt elemanlarına sürekli bilgi verilmekte ve irtibat kurmada iz/emare bırakmamaları için gereken tedbirleri almaları çok sıkı bir düstur olarak emredilmektedir. Bu tür irtibatlar, gerek istihbarat elemanları gerekse diğer ilgili örgüt elemanları tarafından sürekli kontrol edilmekte, irtibat bir şekilde ortaya çıktığında da örgüt elemanları devreye girerek, bunların temizliğinin yapılması sağlanmaktadır. Örneğin bir kişi cep telefonuyla aramaması gereken birisini aradığında, ne yapıp edip bu kaydın silinmesi için gerekli işlemleri yapmaktadır. Buluşma yer ve saatlerinin bildirilmesi için ankesörlü telefonla irtibatı gerektirmeyecek çok fazla irtibat yöntemi vardır. Mahrem abi ancak son çare olarak ankesör aracılığıyla irtibat kurmaya çalışır. Bu şekilde aramada da imam abi, yine aradığı kişinin gizlenmesini sağlamak için sahte birkaç arama daha yapmaktadır. Bu durumda ardışık aramaya takılan kişilerin FETÖ'cü olmama ihtimali ortaya çıkmaktadır. Ayrıca ankesörlü arama çok katı kurallara bağlıdır. Aramaların kesinlikle belirgin yerlerden yapılmaması emri verilmiştir. Ben 2010'lu yıllarda GES (Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı) abisinin, ankesörlü telefonla aramak zorunda kaldığı zaman aynı ankesörden iki kişiyi aramamak için banliyö trenine binerek Kayaş'a veya hızlı trene binerek Eskişehir'e dahi gittiğini biliyorum.” 

“FETÖ”yü ve yöntemlerini iyi bilen isim böyle söylüyor, ama iddianamelerden mahrem imamların nedense hep belli başlı büfeleri kullandığını ve peş peşe arama yaptığını görüyoruz. Bunda bir gariplik yok mu?

ANKESÖRDE MİLAT 2010

8-10 yıl önce kışlalara cep telefonları sokulmadığını, bugünkü gibi rahat rahat selfieler çekilmediğini, özellikle astsubay ve erlerin içerden veya dışardan aramada ankesörlü telefon kullandığını hatırlatıp, bu konudaki “çelişkileri” aktarmaya devam edelim.

Hükümet, “FETÖ”yle mücadele için 17/25 Aralık tarihini belirlediği halde savcılar, ankesör soruşturmalarında 2010 yılına kadar gidip, arananların Telekom kaynaklı kayıtlarını BTK'dan aldı ve aranan askerleri belirledi.

“Ankesör kayıtları bu kadar zaman niye ve nasıl saklandı veya silindiyse nasıl geri getirildi?” diye sormakla yetinelim.

İddialara göre, ilk etapta ankesörden arandığı belirlenen asker sayısı 50 binmiş. Sonrasında, “8 kez aranmışsa” gibi bir kriter konmuş ve sayı 5-10 bine düşmüş. Kesin olan şu; Askerler için tek bir ardışık arama olması soruşturma kapsamına alınması için yeterli görülüyor.  

Bir soru daha; 2010 yılından beri kullanılan bu yöntem, itirafçı ifadelerine kadar istihbarat birimlerince nasıl ve neden tespit edilemedi? 

Bilindiği gibi, daha önce Ergenekon kumpasında tutuklanan Üsteğmen Eren Mumcu da ankesörden gözaltına alındı. Sonrasında arayan arkadaşının yine “FETÖ” mağduru Murat Arı olduğu ve cezaevindeki ankesörlü telefonu kullandığı anlaşıldı. 

Malûm, geçmişte TİB çalışanlarının yüzde 85'inin “FETÖ”cü olduğunu bizzat devlet yetkilileri söyledi. Bu durumda TİB'den, BTK'ya aktarılan ankesörlü telefon kayıtlarındaki isimlerin herhangi bir kontrol yapılmaksızın soruşturma kapsamına alındığı sonucu çıkmaz mı? TİB kaynaklı bu kayıtların en azından bir de GSM operatörleri kayıtlarıyla karşılaştırılması, en önemlisi ByLock'taki “Mor beyin” örneği ortada iken, görüşme içeriklerine de bakılması gerekmez mi? 

Tam bir karmaşa, değil mi? 

Bir de hep ankesörün karşı tarafındakiler soruşturuluyor. Peki, “Terör örgütü şemasında mahrem imam olarak adlandırılan, açık kimlik bilgisi tespit edilemeyen şüpheli şahıs veya şahısların”, yani ankesörün diğer ucundakilerin kim olduğu da araştırılıyor mu acaba?

Bu tespit ve çelişkileri aktarmamızın sebebine gelince;

En önemli delil olduğu açıklanan ByLock'ta bir yığın hata yapıldı, çok sayıda insan mağdur edildi. Ankesör için de, “En kuvvetli delil” deniyor; Yakın yıllarda “FETÖ”nün finans ve yargı imamlarıyla onlarca görüşmesi olanlar halen makamlarında oturmaya devam ederken, 8-10 yıl öncesinden çıkarılan ankesör kayıtları ile yeni mağduriyetlere yol açılmaması,

Ve “FETÖ”yle mücadelenin, TSK'yla mücadeleye dönüşmemesi için!

siyasetcafe.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İlgili Haberler

Adliye'de cinsel istismar intiharı
YÖK duyurdu: İhraçlara yeni düzenleme
Yaşar Okuyan İnce'yi hedef aldı! Büyük zarar verdi

Gündem Haberleri