'One minute' bir kurguydu

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Milli Türk Talebe Birliği'nde hocalığını da yapan, AK Parti'nin kurucu kadrosundan ve eski milletvekili Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş,One Minute çıkışının, Başbakan'ın danışmanları tarafından kurgulandığı kanısında.

İşte O açıklamalardan bazı bölümler;

 

İktidara gelirken, toplumun her kesiminden destek alan, heterojen bir partinin giderek homojenleşmesini hangi dinamiklere bağlıyorsunuz?


Ana yanlışlık, Başbakan’ın çevresinden gelmektedir. Her insan hata yapabilir, öfkesine, hislerine, infiale kapılabilir. Mesai arkadaşlarının burada devreye girmesi gerekir. Parti her hafta salı günleri toplanıyor. Ben bu partinin mensubuyum. Mebus oldum. Kaç defa konuştuk, kapalı toplantılarda, “Bu doğru, bu yanlış” diye. Dostun vazifesi, tatlı dille ikazdır.

Size bir örnek vereyim... Suriye politikası başlangıçtan beri yanlıştır. Meslektaşım ve sevdiğim bir arkadaşım olan Ahmet Bey’e (Davutoğlu), herkesin içinde münasip bir dille de bunu ifade ettim, 13 Haziran 2012’de, Sabri Ülker’in evindeki duasında. Daha olaylar bu kadar yayılmamıştı.

*Ne dediniz Davutoğlu’na?

“Hocam son olaylarla ilgili ne düşünüyorsunuz” diye sordu. “Yanlış yapıyorsunuz. Harareti düşürün. Su bile 100 derecede kaynar. Kaynatmaya devam ederseniz, yarım saatte sudan eser kalmaz” dedim. “Nedir yanlış” dedi. “Üslup, karışma, muhaliflerin  kim olduğunu bilmeme” dedim.  Muhalifler, bana da gelip konuştular.

*Nasıl, nerede?

Conrad Otel’de, başdanışmanlığını yaptığım Uluslararası İşbirliği Platformu-Boğaziçi Bölgesel Ortaklık Zirvesi’nde bana gelip, “Suriye muhalefeti olarak bir konuşma yapmak istiyoruz” dediler. “Olmaz kardeşim. Bu bir ekonomi toplantısı. Siz bir siyasi mücadeleye girmişsiniz. Üstelik burada Ortadoğu’nun bütün ülkeleri temsil ediliyor. Siz konuşacaksınız, burası karışacak. Burası siyasi bir platform değil” dedim.
 

‘SIFIR SORUN’ DERKEN SIRF SORUN OLDU!


*Cevapları ne oldu?

“Ankara konuşmamızı istiyor” dediler. “Burası Ankara’ya tabi değil, müstakil bir kuruluş. Ekonomi konuşun ama siyasi nutuk attırmam” dedim. İşlerine gelmedi. Aynı ülkenin insanları birbirine silah çekerken bizim rolümüz, o ateşi söndürebilmektir. Böyle yapmadığımız gibi, siyasi hatalarla Ortadoğu’da temsil edilemez hale geldik. “Sıfır sorun” derken, ‘sırf sorun” oldu! Mısır’da ve Suriye’de büyükelçimiz yok. Musul’da konsolosumuz kaçırılıyor. Görülüyor ki Ortadoğu politikası iyi hesap edilmemiş. En masum tabiri budur.

AK PARTi’DE ‘AĞABEYLER’ SUSTU

*AK Parti kurulduğunda, partinin akil insanları, ağabeyleri arasındaydınız. Bugün partide, böyle bir yapıdan bahsedebilir miyiz?

Var tabii. Var ama suskunluğa itilmiş gözüküyorlar.

*Neden suskunluğa itildiler?

Onu kendilerine sormak gerek. Osmanlı’ya yön vermiş, dünyaya hâkim olacağını müjdelemiş Edebali’nin, Osman Gazi’ye nasihati var: “Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Gücenmek bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana. Kötü söz, som ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana…” Edebali’nin bu sözlerini, parti üyeleri önlerine koysunlar. O zaman Tayyip Bey’in yanındaki danışmanların uzaklaşıp, yerlerine daha dengeli insanların geleceğini ümit edebiliriz.

Davos’ta Türkiye’yi temsil eden lider, aynı masada oturduğu kişiye, yanlış olmayan ama ağır laflar söylüyor. Heyecanla, o platformu terk ederken, bunun müteakip tepkilerini düşünmek lazım.Benim şüphem o ki, bunu danışmanları kurguladı.

DANIŞMANLARI TAYYiP BEY’i YORDU

*‘One minute’ çıkışı, danışmanların kurgusu muydu?

Benim intibaım odur. Bu gibi şeyler film sahnelerinde olur. Reel politikada elbette orada, ağırlığı olan sözler söylesin. Yapılmış cürmün saklanması beklenemez ama muhatabın cevabı beklenir. Sonra karşılığını verirsiniz, toplantı devam eder. Ama dramatik hale getirme, film setlerinde olur. Sonra neticelerini gördük. Danışmanlar ve bakanlar, Tayyip Bey’i yordular. Her şeyi ona götürüp, onun karar vermesini istediler. Bugünkü Tayyip Bey, dünkü Tayyip Bey değil!

*Dünden bugüne ne değişti?

Devlet kademesinde, bir problemin çözümü için Başbakan’ın kapısını çalarken alternatifleri de sunarsınız. Ama bunlar her şeyi taşıdılar. “O mesul olsun, o sorumlu olsun!” Senelerce bu devam etti. Kendim şahit oldum. Bir insanın kapasitesi vardır. Başbakanın rolü, koordinatörlüktür. Her şeye karar vermek değildir.

Efkan Ala, İslam tarihini bilmiyor

*28 Şubat’ta devletin ezdiği dindarların hassasiyetle desteklediği bir partinin mensuplarının bugün, ‘Bakara makara’ esprileri yapması, Hz. Peygamber’i Mekke’yi fethettiğinde gurura kapılmakla itham etmesi size neler düşündürüyor?

Yanlış. Efkan Ala’nın ihtisas sahası nedir bilmiyorum ama kendisinin İslam tarihini bilmediği anlaşılıyor. Hz. Peygamber’e, gurur, kibir atfetmek, İslam terbiyesine sığmaz. O bir tarafa, tarihi çarpıtıyor.

Resul, muzaffer bir şekilde Mekke’ye girdiği zaman hemen Kâbe’ye gitmiştir. Kimseye bir şey yapılmayacağını söylemişlerdir. Mekkeliler akıbetlerinin ne olacağını bilemediklerinden yine de korku içindedirler. Peygamberimiz, “Neden korkuyorsunuz? Size nasıl davranmamı bekliyorsunuz” deyince, “Sen ki, bağışlayıcı, cömert bir babanın evladısın. Senden iyilikten başka bir şey beklemeyiz” diyorlar. O da, “Dağılınız, evlerinize gidiniz” karşılığında bulunuyor. Kibir mi bu, cezalandırma mı bu?

17 ARALIK’TA HÜKÜMET iSTiFA ETMELiYDi

*17 Aralık’ın sizdeki karşılığını sorsam?

Olay başka, yapılan iş başka. Olay, Türkiye tarihindeki en önemli rüşvet iddiası. Bu insanlar kabinede. Orada yapılacak iş, adaletin işlemesidir.

*Nasıl işlemeliydi?

Demokrasilerde bu çapta bir olay oldu mu, kabine istifasını verir ve yeni bir kabine kurulur. Erdoğan’ın seçip getirdiği adamlar, bunlar. “Bunu tespit edemedim. Böyle bir şaibenin gölgesi üstümüze düşsün istemem” diyerek, hükümetin istifasını Abdullah Bey’e verecekti.

Daha sonra yepyeni bir kabine kuracak, Cumhurbaşkanının onayından sonra, güvenoyunu da alarak icraata başlayacaktı. Savcıların iddianamelerinde Başbakan’ın kendisine dair bir suç yok ki! O üç bakanı da adalete terk edersin, adalet üzerinde birtakım girişimlerde bulunmazsın.

BiZi DiNLEMESiNLER DiYE FISKiYEYi AÇTIM

*Bunları yapmak bir yana, söz konusu bakanları, seçim zaferinin gecesi balkona çıkardı.  

Çok yanlıştı. Gerginlikle yapılan bir hataydı. Bugün yapılması gereken de gerginliğin ortadan kalkmasıdır. Ekmeleddin Bey, biner lira bağış göndermiş. Teşekkür et, al. Sen de ona 2 bin lira gönder!  

Bir Mecelle kaidesidir: Şüpheyle hüküm verilmez! Roma hukukunda da öyledir. Delillendirilemeyen bir hüküm ortaya konulamaz. “Bu işi paralel yapı, Cemaat yaptı” diyemezsiniz. İnanılacak bir şey gibi gözükmüyor. Bakın, dinlenme de vahim bir olaydır. Büyük bir zaaftır. Her şeyden önce atın geminin sıkı tutulması lazımdı. Benim Çatalca’daki bu evimde, AK Parti’nin kuruluş çalışmaları yapılırken, konuştuklarımızı evin çalışanları duymasın diye, toplantı yaptığımız salondaki havuzun fıskiyesini açtım. Basit bir toplantıda bile ben bunu düşünürken; Dışişleri’nde yapılan bir toplantının dışarıya nasıl sızabildiğini anlayabilmiş değilim.  

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Gündem Haberleri