Onlar ölüyor, Biz seyrediyoruz...

Celal Eren ÇELİK

Kimisi canımızda can, canımızdan öte sevdamız olan anamız…

Kimisi saçının teli kopsa yüreğimiz kanayan kızımız…

Kimisi belki hayata bizimle “yeni bir başlangıç yapmak isteyen” sevdiğimiz…

Kim oldukları değil önemli olan zaten, sonlarının “Ne olduğu”

Ölüyorlar kadınlarımız…

Göz göre göre, bir tenhada bazen, kimi zamansa herkesin ortasında bir caddede hunharca katledilerek “Ölüyorlar” …

Öldürülüyorlar kadınlarımız kurşunlarla, bıçaklarla, acımasızca vurulan yumruklarla, kimi zamansa içi asitle doldurulmuş bidonlara konularak…

Ve daha acısı; “Ölüyorlar” kadınlarımız, “Öldürüleceğini” defalarca haykırdığı ama kimsenin duymadığı çığlıklarında boğularak…

Korkuyor kadınlarımız…

Her akşam işinden evine dönerken, biraz tenha bir yola saparken, yalnız yaşadığı evinin zili çalınırken…

Korkuyor kadınlarımız…

Cep telefonuna yine “Ondan” bir mesaj gelirken, kapısı yumruklandığında yarı sarhoş “Baş belasından” ama daha da korkutucusu “Müstakbel celladından” korkuyor kadınlarımız…

Korkuyor kadınlarımız…

Yediği dayağı, boğazına dayanan bıçağı, morarmış bedeninin solu-sağı… Ailesine söylerse “Kocandır, kötü de olsa başındaki erkektir” deyip kendisini geri göndermesinden korkuyor…

Ve korkuyor kadınlarımız; emniyete- savcılığa gittiğinde kendisine her gün bir adım daha yaklaşan o “Tanıdık” olan ama “Tanıdığı güne lanet okuduğu” Azrail’ine hiçbir bir şey yapılmayacak olmasını bildiği için korkuyor…

***

Kimisi kendi hayatını çoktan geçmiş, sadece kendisinden sonra öksüz ve sahipsiz kalacak çocuğunun geleceğinden endişeli…

Kimisi her gün işyerinde yeni bir tacize maruz kalmaktan, kimisi sesini çıkartırsa işsiz ve aç kalmaktan endişeli…

Endişeli kadınlarımız…

Bugünlerinden çoktan vazgeçmişler ve “Olmayacaklarını bildikleri” gelecekte kendilerini bu hayattan koparıp alacağını anladıkları o ellerin mahkemede sırf “Kravat takıp, takım elbise giydi” diye iyi halden serbest bırakılıp bu kez bir başkasının hayatını karartmasından endişeleniyorlar…

***

Kimisi yaşadıklarına “Kader” diyerek sessiz kaldığından, kimisi isyan edip karşı koyduğundan…

Kimisi boşandığı eşini bir daha hiç görmek istemediğinden, kimisi “Son bir şans” verip “O son şansın eceli olacağını” anladığında köprüleri yaktığından…
 

Kimisi mahzun ve hüzünlü, kimisi dik başlı ve asi olduğundan…

Kimisi eğitimsiz kaldığından, kimisi çok eğitimli olduğu için yanındaki erkek müsveddesi komplekse girdiği için…

Sebepler çok, liste uzun…

Ama bu hikâye bu memlekette hep trajik, hep acı, hep kötü sonla bitiyor…

Evet tam da Nazım’ın uzun yıllar önce kaleme aldığı “…Ve kadınlar bizim kadınlarımız: Korkunç ve mübarek elleri, ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle, Anamız, avradımız, yârimize sanki hiç yaşamamış gibi ölen. Ve soframızdaki yeri, öküzümüzden sonra gelen...” dizelerindeki anlayıştan mesafe kat edemeyip, şık takımlar içerisinde, havalı üniversitelerden alınan diplomaların arkasına gizlenen o sosyopat ruhların ezik ve takıntılı dürtüleri açığa çıkarken, 2021 yılına gelindiğinde sofrada kadını baş köşeye oturtmayı hala öğrenemediğimiz için içimiz yanıyor her bir kadınımız vahşice katledildiğinde…

***

Bu ülkede kadınlar ölüyor, bu ülkede kadınlar hunharca katledilip öldürülüyor…

Ne adalet sisteminin terazisinde bir ağırlığı var kadınlarımızın hayatının, ne emniyetin gözünde bir kıymeti harbiyesi kadınlarımızın “Beni öldürecekler” çığlıklarının…

Boşa kitaplar yazılmadı bu memlekette “Kadının Adı Yok” diye… Ama artık kendileri de yok oluyor, yok ediliyorlar her gün bir köşede geldiğimiz noktada…

Kayıpları bulma, cinayetleri çözme işini eski bir televizyon programına ve o programın sunucusuna, adaleti sağlamayı ise Twitter’a devrettiğimiz ülkemizde işlemeyen, köhnemiş ve çürüyen bir “Sistemin” kurbanı olarak ölüyor kadınlarımız…

***

Evet kadınlarımız ölüyor, kadınlarımız “Öldürülüyor” …

Ve onlar öldürülürken “Yaşattıkları” bizler sadece “Seyrediyoruz” …

Ama işin daha vahimi, konun yetkilileri “Seyretmiyor” bile…

“Ne yapıyorlar?” diye soracak olursanız

“Kulaklarında tıkaç, gözlerinde göz bandı hepsi güzellik uykusuna yatmış” …

Uyuyor, uyuyor ve her halde ölmemizi bekliyorlar…

Bir zamanlar bir Milli Eğitim Bakanımız ne demişti: “Şu mektepler olmasa, Maarifi ne güzel idare ederim”

Herhalde hepimiz ölünce o güzellik uykusunda olanlar da uyanıp memleketi idare edecekler…

Öyle ya o zaman “Ölecek kimse kalmayacağı” için çok zor olmayacaktır memleket idare etmesi…

Vesselam…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.