Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal’dan yazarlara Türkçe yazma öğütleri

Ahmet YILDIZ

Kazan Milletvekili olarak Rus Meclisi Duma’dayken, ünlü Rus yazar Tolstoy tarafından ‘Akıllı Tatar’ olarak nitelendirilmişti.

Ancak Bolşevik Devrimi oldu. 1917’de Anayasasını hazırladığı İdil Ural Türk Devleti’nin başkanı oldu.

İlk başlarda Türk aydınlarını da, ‘enternasyonalizm’, ‘özgürlük’ gibi başlıklar altında kullanan Bolşeviklerin aslında birer Rus milliyetçisi oldukları ortaya çıkmış, Türkler yönetimden tasfiye edilmişti.

Kazan vekili Sadri Maksudi, böylece Almanya’ya gitmiş, hukuk tahsilini ilerleterek akademik unvan almıştı. Oradan Paris’e geçerek dersler vermeye başlamıştı.

1925’te Gazi Mustafa Kemal’in daveti üzerine Paris’ten Türkiye’ye gelen Sadri Maksudi, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu’nun Ankara Hukuk Fakültesinin kuruluşunda önemli görev aldı. Milletvekili seçildi. 

Sadri Maksudi (Arsal) 1930 yılında Öz Türkçe tartışmalarının alevlerinin ortasında bir Türk bilim adamıydı.

O tartışmalarda yazdığı birbirinden ilginç yazıları Türk Dili İçin adıyla kitaplaştırdı ve 1930 yılında Türk Ocakları yayınlarınca basıldı.

‘Yabancı sözcük kullanma Türkçe’de söz kıtlığı neticesi değildir!’, ‘Türkiye Türklerinin yazı diline Arapça Acemce sözlerin girmesi bir tarihi zaruret neticesi değildir’, Osmanlı dili bugünkü demokratik, milliyetçi Türkiyenin yazı dili olamaz’, ‘Medenileşmek için bir milletin yazı dili yabancı sözcüklerden değil halk dilinden yapılmış olmalıdır!’ gibi onlarca başlık taşıyan Türk Dili İçin Türkçemiz üzerinde düşünmek için yeniden okunması gereken kült bir kitap.

SADRİ MAKSUDİ ARSAL’DAN YAZARLARA TÜRKÇE YAZMA ÖĞÜTLERİ

Günümüz yazarlarının Türkçe özensizliğini görünce, belki dikkate alınır düşüncesiyle Türk Dili İçin kitabında, 'Dil düzeltme işinde yazıcıların vazifesi' başlıklı yazısının bir bölümünü (Yazım kuralları yazıldığı dönemdeki  gibi) buraya almayı görev bildim.

1- Her yazıcı yazdığı zaman türkçe sözlerle yazmak gerekliğini hatırdan çıkarmamalıdır. Bunun için muharrir kendisini daimi bir ruhî murakebe altında bulundurmalıdır.

2- Her muharrir bir yazıyı yazdıktan sonra eserini bir defa türkçelik bakış açısından yoklamalı, türkçesi olduğu halde kullanılan yabancı sözleri yazısından çıkarmalıdır. Yabancı kelimelerden ancak şimdilik türkçesi bulunmayanları kullanmalıdır.

3- Şimdilik kullanmağa mecbur olduğu yabancı sözleri Türk kelimesi gibi Türk gramerine uygun bir surette uygulamalıdır.

4- Mümkün olduğu kadar yabancı dillerden ancak ismi zat almağa çalışmalı ve sıfat, fiil lâzım olduğu zaman  bunları bu isimden yapmalıdır. "Vazife" kelimesini kullanmanın bir zaruret olduğunu farzedelim. Muvazzaf, tavzif alınmamalıdır. Yerine güya vazife kelimesi türkçe imiş gibi "vazifelenmiş", "vazifelendirmek" demelidir.

5- Hiç bir zaman acemce ve ya arapça terkip, ifade tarzı kullanmamalıdır. Arapça basma kalıp tabirlerin türkçesini bulmalıdır. Bu sahada muvaffak olmak için muharrir her şeyden evvel bildiği öz türkçe sözlerin sayısını çoğaltmağa çalışmalıdır. Bunun için de:

6- Halk edebiyatı mahsullerini, halk için yazılmış edebiyatı sık sık okumalı. Halk edebiyatı mecmualarında, saz şairlerinin eserlerinde eski devirde nesirle yazılmış kitaplarda, eski türkçe tefsirlerde, hikaye mecmualarında, hatta eski lisana pek merbut tarihçilerin yabancı kelimelerle dolu eserlerinde bile dikkatle okuyan yazıcı bir çok bugün unutulmuş güzel öz türkçe sözler bulacaktır.

7- Hayatını yazıcılığa hasretmek isteyen, şehirli muharrir ve şairler ara sıra Anadolu'ya köylüler arasına gidip yaşamağa çalışmalıdırlar. Bu sayede yazıcılar köy hayatını, köylülerin ihtiyaçlarını öğrendikleri gibi, ayni zamanda halk lisaniyle aşinalık peyda edecekler ve pek çok söz, ifade tarzları kazanacaklardır.

8- Kendisini hürmet eden bir yazıcı eski Uygur devrinden kalma edebiyatı okumuş olmalıdır. Her büyük yazıcı "Kutadgu bilig"i baştan aşağı okumalıdır. Bu günkü Türk yazıcısı Uygur sözlerini kullanmağa mecbur değildir. Fakat eski türkçenin söz bolluğunu, ifade sahasındaki zenginliğini görmek, anlamak ve bu zengin lisan hazinesinden ihtiyaç olduğu zaman güzel tabirleri, güzel sözleri alabilmek, Türk ruhundaki edebiyat hakkında bir fikir edinmek için bu edebiyatı tanımak lâzımdır.

Bu edebiyatla aşinalığın en verimli ciheti, divan edebiyatının ruh ve dili yabancılaştırıcı tesirini izale etmesidir.

9- Her muharririn kütüphanesinde Türk dili hazinelerini içine alan bütün lûgat kitapları bulunmalıdır. İhtiyaç görüldükçe muharrir bunlara bakmalı, hatta boş vakıtlarda bunların hepsini gözden geçirmeli, bilmediği kelimeleri kaydetmelidir.

10- Yazıcı Türkiye haricindeki Türk lehçelerinde yazılmış eserleri de okumalıdır. Bu o lehçelerden söz almak için değil, türk dilinin inkişafındaki safha ve şekilleri anlamak için lazımdır.

11- Her büyük yazıcı Türk dili hakkındaki lisanî tetkiklerle aşinalık peyda etmeğe çalışmalıdır. Bu gün Alman lisanı inkişafı tarihini, grameri tarihini, Alman dilinin lehçelere budaklanması tarihini, lehçeler arasındaki farkların esasını, Alman dilinin filolojisini bilmeyen bir ciddi Alman yazıcısı yoktur. Bugüne kadar bizde Türk dili tarihi, Türk filoloji mektep ve darülfünunda okutulmamıştır. Yazıcı bu noksanı kendisi telâfi etmek mecburiyetindedir. Bu saydığım vazifeler yazıcılara tarihin ve milliyet esasının yüklettiği mukaddes vazifelerdir. Irkını, milletini seven, bu ırkın yaşamasına bir kıymet veren yazıcılarımızın bu vazifeleri dil ıslahı işinin kutsiyeti namına ciddiyetle, samimiyetle ödeyeceklerine şüphe yoktur.

SADRİ MAKSUDİ ARSAL KİMDİR?

Sadri Maksudi Arsal (d. 23 Temmuz 1878 - ö. 20 Şubat 1957), Türk-Tatar devlet adamı, hukukçu, akademisyen, düşünür ve siyasetçi.

1917'de Ufa'da kurulan Millî İdare'nin ve parlamentosu Millî Meclis'in başkanı olmuş bir devlet adamıdır. Bolşevikler’in Millî İdare'yi lağvetmelerinden sonra Batı Avrupa'ya geçmiş, Türkiye’nin kuruluş yıllarında Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türkiye'ye davet edilmiştir. Türkiye’de Türkçülüğün temelini atanlar arasında bulunur. Cumhuriyetin ilk hukuk fakültesi olan Ankara Hukuk Fakültesi’nin kurucu hocalarındandır. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nun kurulmasında önemli katkıları olmuştur.

TBMM'de IV. dönem Şebinkarahisar, V. dönem Giresun ve IX. dönem Ankara milletvekili olarak görev yapmıştır. Türk Dışişleri'ne girmiş ilk kadın diplomat (1932) olan Adile Ayda’nın babasıdır.

Ünlü Rus yazar Tolstoy, Sadri Maksudi'den "Akıllı Tatar Çocuğu" diye bahsetmiştir.

Günümüz Rusya Federasyonu içindeki özerk Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan, Tataristan'ın dışındaki Taşsu köyünde dünyaya geldi. Babası köyün imamı Nizamettin Molla, annesi Metfune Hanım'dır.cRusya'da ismi, "Sadrettin Nizamettinoviç Maksudov” idi.

SADRİ MAKSUDİ ARSAL’IN ÖĞRENİM YILLARI

İlköğrenimini köy okulunda gördükten sonra 1888'de Kazan'daki ünlü Allâmiye Medresesi'ne gitti. Aynı medrese öğretmenlik yapan ağabeyi Ahmet Hadi Maksudi'nin yanında öğrenimine devam etti. İleride tanınmış bir pedagog ve Kazan'ın önde gelen Ceditçilerinden olan ağabeyi, onun yetişmesinde büyük rol oynadı. Kazan yıllarında, İstanbul'dan gelen çocuk romanlarını okuyarak Osmanlıca öğrendi ve bu romanlardan RobinsonCrusoe'nun Osmanlıca çevirisini Kazan Türkçesi'ne çevirdi.
1895'te Bahçesaray'daki Zincirli Medrese'de ders vermeye davet edilen ağabeyi ile birlikte Bahçesaray'a gitti.

Aynı kurumda öğretmenlik yapan ve ileride “manevi babam” diye anacağı İsmail Gaspıralı'yla tanıştı. Bahçesaray'da geçirdiği 1895-1896 öğrenim yılında Zincirli Medrese'deki dersleri takip etti ve Rusça öğrendi.

1897'de Rus Öğretmen Mektebi'ne girdi. Bu okula kaydı, Ruslaşma tehlikesi olarak görüldüğü için Türk cemaatince tenkit edildi. İlk hikâye denemeleri 1899-1900'de yayımlandı. 1900 yılında “Maişet” adlı romanını Kazan'da yayınladı. Romanı yazmaktaki amacını, "Tatarca'nın bir millî edebiyat haline gelmesine katkı sağlamak" olarak açıklamıştır.

1901 yılında Öğretmen Mektebi'ni bitirdikten sonra ağabeyinin önerisi üzerine eğitimine İstanbul'da devam etmek istedi. Ancak önce öğretmen okulu yıllarında kitaplarını okuyup hayranı olduğu Lev Tolstoy ile tanışmadan Rusya'dan ayrılmak istemedi. 1901 yazında YasnayaPolyana'ya giderek o sırada 73 yaşında olan yazarı evinde ziyaret etti. Saatler süren sohbetleri sırasında Sadri Maksudi'yi çok beğenen ünlü yazar, çeşitli defalar ""Akıllı Tatar Çocuğu" diye sırtını sıvazlamıştır.

Sadri Maksudi, İstanbul'a giderken yolunun üzerinde bulunan Kırım'a geldiğinde İsmail Gaspıralı ile görüştü. İsmail Gaspıralı kendisini modern anlamda daha iyi eğitim alabileceği Paris'e gitmeye ikna etti. Genç Sadri Maksudi, yine Gaspıralı'nın tavsiyesi ile Paris'e gitmeden önce İstanbul'a da uğradı. Bu İstanbul gezisi sırasında Ahmet Mithat Efendi ile tanıştı ve o da kendisine Paris'te öğrenim görmesini tavsiye etti.

Fransızca ve Latince öğrenmekle geçen bir yıl hazırlıktan sonra 1902'de Sorbon Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Ayrıca "Paris Edebiyat Fakültesi" ve "College de France"'da da birçok dersleri takip etti.1906'da mezun oldu ve Rusya'ya döndü.

DUMA ÜYELİĞİ

Sadri Maksudi, 1906'da öğrenimini tamamlayıp Rusya'ya döndükten sonra siyasetle ilgilendi ve II. Duma'ya (parlamento) Kazan'dan üye seçildi. II. Duma kısa bir süre sonra dağılınca yeniden yapılan seçimler sonucu III. Duma'ya üye oldu ve Rusya Türklerinin sorunlarını dile getirdi. Duma'da heyecanlı konuşmaları ile dikkatleri çeken Maksudi, Başkanlık Divanı üyeliğine seçildi. 1909 yılında İngiltere'ye giden parlamento heyetine dahil edildiğinde gözlemlerini aktardığı makaleler, daha sonra Kazan'da “İngiltere'ye Seyahat” adıyla kitap olarak yayınlandı.

1911'de Kamile Rami ile evlendi; bu evlilikten Adile ve Naile isminde iki kız çocuğu sahibi oldu. 1913 yılında avukatlığa başladı.

İDİL URAL DEVLETİ BAŞKANLIĞI

1917 yılında Rusya Müslümanları Kurultayı'na “Milli-Medeni Muhtariyet” Projesini kabul ettirdi. 1917'de Ufa'da ilan edilen "İç Rusya ve Sibirya Milli-Medeni Türk-Tatar Muhtariyeti" adlı özerk devletin anayasasını hazırladı. Kasım 1917'de oluşturulan "Millî Meclis"'e başkan seçildi. Devlet işlerini yürütmek üzere kurulan ve üç bakanlıktan oluşan "Millî İrade"'nin de başkanlığını üstlendi. Bağımsız bir İdil Ural Ulus Devleti'ne dönüşmesi beklenen bu siyasi oluşum uzun ömürlü olmadı. Kısa süre sonra Millî Meclis Ruslar tarafından dağıtıldı ve Millî İdare feshedildi.

AVRUPA'YA KAÇIŞ

Millî İdare'nin feshedilmesinin ardından Maksudi, Ufa'dan Rusya'ya dönerken din bilgini Musa Carullah'ın yardımı ile Finlandiya'ya geçti. 1919 yılında Paris'e geçen Maksudi, I. Dünya Savaşı'nın ardından 1920'de toplanan Paris Barış Konferansı'na Rusya Avrupası Müslümanlarının talebine dair bir muhtıra verdi.

1922'de ailesi ile birlikte Berlin'e yerleşti ve politikayı bıraktı, akademik çalışmalara yöneldi. 1923'te ailesi ile Paris'e yerleşti ve Sorbon Üniversitesi Edebiyat fakültesine bağlı İslâm Ülkelerini Tetkik Enstitüsünde Türk-Tatar kavimlerinin tarihi üzerine dersler verdi.

TÜRKİYE YILLARI

Sadi Maksudi, Türk Ocakları'nın daveti üzerine 1924 yılında yeni Türk Cumhuriyeti'nde bir dizi konferans verdi. 24 Kasım 1924'te Çankaya'da Mustafa Kemal Paşa ile tanıştı. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde görev alma teklifini kabul etti. 1925'te Türkiye'ye gelip yerleşti; Ankara'da Maarif Vekaleti'ne bağlı Telif ve Tercüme Heyeti'ne üyeliğine atandı. Bu heyetin dağılmasından Ankara Hukuk Mektebi kurucu hocaları arasında yer aldı; uzun yıllar bu kurumda ders verdi.

TÜRK DİL KURUMU'NUN KURULUŞUNDAKİ ROLÜ

Sadri Maksudi, 1928 yılında Milliyet Gazetesi'nde “Lisan Islahı Meselesi” başlığı altında yayınladığı yazılarını 1930 yılında bir kitap olarak yayınladı ve cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'e sundu. Mustafa Kemal'in önsöz yazdığı Türk Dili İçin" adlı bu eser, iki yıl sonra Türk Dil Kurumu'nun kurulması talimatının verilmesinde etkili oldu. Mustafa Kemal'in bu kitabın önsözünde yer alan veciz sözleri, Türk Dil Kurumu binasının önündeki kitabeye nakşedilmiştir.

TÜRK TARİH KURUMU'NUN KURULUŞUNDAKİ ROLÜ

Türk Ocakları'nın 27 Nisan 1930 tarihli VI. Kurultayı'nda yaptığı konuşmada kurulmasını önerdiği tarih heyeti 1931 yılında Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti adıyla faaliyete geçti. Sadri Maksudi, kuruluşunda rol oynadığı ve ileride “ Tarih Kurum”u adını alacak bu cemiyetin üyesi oldu. Resmi tarih tezini içeren “Türk Tarihinin Ana Hatları” (1930) adlı eserin yazarları arasında yer aldı. Bu proje sırasında edindiği bilgileri daha sonra “Türk Hukuk Tarihi”'ni geliştirirken kullandı.
Soyadı Kanunu çıktıktan sonra “Arsal” soyadını aldı; adını biraz değiştirerek Sadrettin Nizamettinoviç" yerine “Sadri Maksudi Arsal” olarak anıldı.

MİLLETVEKİLLİĞİ

Kendi bilgisinin dışında Mustafa Kemal'in milletvekilliğine aday göstermesi ile 1931 yılında siyasete de giren Sadri Maksudi, 1931-1935 arasında Şebinkarahisar, 1931-1935 arasında Giresun milletvekili olarak TBMM'de yer aldı. 1935'ten sonra siyasete ara verip, bilimsel çalışmalara odaklandı. Tekrar siyasete dönüşü, 1950'de Demokrat Parti Ankara milletvekili seçilmesi ile olmuştur.

HUKUK ÇALIŞMALARI

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde ve Edebiyat Fakültesi'nin Tarih Enstitüsü'nde dersler veren Arsal, “Hukukun Umumi Esasları” (1937), “Hukuk Tarihi Dersleri” (1938), “Umumi Hukuk Tarihi”(1941), “Hukuk Felsefesi Tarihi” (1946) ve “Türk Tarihi ve Hukuk” (1947) isimli eserleri Türkiye'de hukuk eğitimine katkıda bulundu. Türkiye'de hukuk alanında temel ders müfredatından olan “Türk Hukuku Tarihi” disiplinini kurması, onun Türk hukukuna en büyük katkısıdır; bu dersi dünyada ilk defa veren kişidir.

DEMOKRAT PARTİ ÜYELİĞİ

1950 yılında Demokrat Parti Ankara milletvekili olarak yeniden TBMM'ye girdi. Türkiye adına Avrupa Konseyi çalışmalarına katıldı.

MİLLİYETÇİLİK KURAMI

1955 yılında "Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları" adlı eserini yayımlandı. Bu kitapta genel bir milliyetçilik kuramı ortaya koydu, ulus oluşumu için hangi koşulların gerektiğini ele aldı.

ÖLÜMÜ

20 Şubat 1957'de İstanbul'da hayatını kaybetti. Cenazesi, İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.

Kızı Adile Ayda tarafından “Maksudi Arsal” (1991) adlı biyografisi yayımlanmıştır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.