'Reisçiler' Davutoğlu dosyasını açtı: Pelikan Dosyası

"Pelikan Dosyası" ismiyle servis edilen dosyada, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve 'hocacılar' ilk kez isim isim ve geniş kapsamlı hedef alınıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Davutoğlu arasında ciddi krizlerin olduğu söylentilerinin ardından bugün 'Reisçiler' kanadından bir hamle geldi.


"Pelikan Dosyası" ismiyle servis edilen dosyada, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve' hocacılar' ilk kez isim isim ve geniş kapsamlı hedef alınıyor.


“Selam Olsun!” başlığıyla imzasız olarak yayımlanan yazıda; Erdoğan–Davutoğlu arasındaki kavgaya kendi deyimleriyle “Reis”, yani Erdoğan cephesinden bakılıyor. Bunu yaparken de birçok iddiada bulunuluyor.

 

"Pelikan Dosyası", Erdoğan'a yakın isimler tarafından Twitter'da kısa sürede çokça paylaşıldı. 




NEDEN "PELİKAN" İSMİ

"Reisçiler" cephesinin sızıntı dosyasına verilen "Pelikan Dosyası" ismi, "The Pelican Brief"isimli filmi akıllara getirdi. 


The Pelican Brief, John Grisham'ın aynı adlı çok satan kitabından sinemaya uyarlanan bir film.


Julia Roberts ve Denzel Washington'un başrollerini paylaştığı filmin yönetmeni Alan J. Pakula.


Filmin kısa özeti şöyle:


"İki yüksek mahkeme yargıcı suikasta kurban gitmiştir. Bir hukuk öğrencisi (Julia Roberts) bu ölümlerle ilgili şüphelerini bir dosyada toplamıştır.


Bu dosya, hükümetin üst düzeyinde şok etkisi bırakır. Hukuk öğrencisi ve iddialı bir gazeteci (Denzel Washington) bütün dünyaya bu sırları yaymak isterler. Ama eğer yaşama şansları varsa.."

 

İŞTE O YAZI:


Hocanın ekibi yeterince konuştu. 


Hocalarıyla beraber yeterince ortalığı karıştırdı.


Biraz da biz konuşalım mı?


Biraz da, REİS için canını feda edecekler konuşsun mu?


Çok az kişi aslında neler olduğunu biliyor.


Kabus gibi.


Hani çığlık atarsınız da kimse duymaz ya..


İşte öyle bir şey.


Hani herkesin ortasında cinayet işlenir de kimse aldırmaz ya..


İşte öyle.


Yani benim hissettiklerim öyle.


Her şey ortada, ama gören yok.


İnsanlar uyumak yerine, sırf ortada olanı görmeyi başarabilselerdi, benim bu yazıyı yazmama gerek kalmazdı…


Buradan çığlık atıyorum. Duyun artık:


Hanımlar! Beyler! Burası dehşet bir ülke.


Hiçbir şeyin yüzeysel bir bakışla görülemeyeceği bir ülke.


Üzerinde tüm süper güçlerin satranç oynadığı bir ülke.


Öyle Ergenokun’u pasifleştirmekle, paraleli tırstırmakla falan, bir günde güllük gülistanlık olacak bir ülke değil.


Bir haini def etseniz, yerine hemen yenisini getirirler.


Öyle kolay kolay, bizi bize bırakmazlar.


İcabında bizden olanları bile bize karşı hale getirirler.


Onun için gözlerinizi dört açın!


Etrafınızda ne oluyor, şöyle bir bakın.


Ama iyi bakın. Yüzeysel bakmayın.


Ve görün benim gördüklerimi.


Şimdi biraz da siz çatlayın:


*****************************************************


Temayül yoklamalarında 1. Gül, 2. Yıldırım, 3. Davutoğlu çıktı.


Buna rağmen REİS hocayı parti başkanı yaptı.


Gül’ün çok yakışıklı İngiliz arkadaşları, bir de REİS’ten ve ailesinden nefret eden, ancak Hürriyet’e de pek aşık, ‘intifada’cı bir hanımı vardı.


REİS Gül’ü başkan yapmadı.


Yıldırım REİSçiydi.


Falsosu yoktu. Başarılıydı.


Parti tarafından seviliyordu.


Ama yeterince karizmatik değildi.


Kukla muamelesi yapacaklardı.


REİS Yıldırım’ı da başkan yapmadı.


Davutoğlu güzel konuşuyordu.


Hocaydı.


Ayrıca, görece tazeydi.


Uzun yıllar REİS’le de çalışmıştı.


Evet kibirliydi. Hem de çok.


Her şeyi o bilirdi. Ama teorik olarak.


Pratikte genelde çuvallardı. Örnek; Suriye.


“6 ayda Esed devrilir” dedi. Demekle de yetinmedi, bütün planlarını buna göre yaptı.


B planı yoktu. Çünkü çok emindi. Kendinden. Zekasından. Bilgisinden. Okumasından.


Esed kaldı. Hoca çuvalladı. Sonra bir sürü sıkıntı.


REİS yine de hocayı başkan yaptı.


Neden mi?


a) REİS hocanın, Suriye ve Filistin politikalarından hareketle, kendini devirmek isteyen Batı’yla uzlaşmayacak bir politikacı çıkacağını umuyordu.


“Bu hoca, Batı’yla da, onun ülkemizdeki truva atları olan paralellerle ve Doğan medyasıyla uzlaşmaz” diye düşünüyordu.


b) Başkanlık sistemine geçerken argüman üretir, akademik karizmasını, taze politikacı kimliğini bu yolda işlevsel hale getirir diye düşünüyordu.


Kendisinden bu iki konuda söz aldı.


“Temayül yoklamalarını biliyorsun, seni BEN başkan yapıyorum! Ama bu iki konuda söz vermen şartıyla” dedi.


Hoca kabul etti. Ya da etti gibi göründü. Bilmiyorum.


Fakat etrafındaki muhteris danışmanlar kabul etmediler. Bunu biliyorum.


Ali Sarıkaya, Osman Sert, Taha Özhan, Hatem Ete ve Ertan Aydın başlıcaları.


Bunların hepsi “okumuş” çocuklar.


Çok okumuşlar.


Bildiğiniz gibi değil.


Hepsi Allah’ın lüftu.


Hoca da “okumuş” adam.


REİS ise Kasımpaşalı.


Olur mu? Olmaz? Yakışır mı? Yakışmaz!


Dolayısıyla onların yönetmesi lazım.


Bir de REİS var, huzur yok. Batı durmuyor. Gezi, paralel falan.


Bir de yolsuzluk iddiaları.


İddiaların yalan olduğunu hepsi bok gibi biliyor ama olsun, iddiaların ortaya çıkması bile çok sinir bozucu bu ekip için.


İddiların değil REİS’in çürütülmesi lazım.


REİS giderse, bu “okumuş” ekip gelirse, ülkemin tadından yenmez.


Herkesle barışacaklar, REİS’i kurban edecekler.


Sonra kadayıf gibi bir ülkemiz olacak.


Bu kadar basit.


Hasılı kelam bu ekiple birlikte hoca, REİS’ten bağımsız, Batı’ya bağımlı politikalarını belirledi.


***********************************************


1


Reis’in ekonomi yönetimini ekarte etmek için ilk iş “Şeffaflık Yasası”nı çıkartalım dedi hoca.


REİS’in haberi olmadan hazırladı yasa paketini.


Ve kamuoyuna bizzat kendisi açıkladı.


Sonra REİS kendisiyle istişare edilmeden bu paketin hazırlandığını söyledi.


Hoca ve muhteris danışmanları tırstılar.


Paketi geri çektiler.


2


Ama hoca kararlıydı.


Gelir gelmez REİS’i yiyecekti.


17-25 Aralık üzerinden 4 bakanı Yüce Divan’a gönderme oylaması sırasında bir konuşma bahanesiyle İngiltere’ye gitti, meclis grubunun başında durup liderlik etmedi. Ardından Davos’a gitti. Ordan da New York’a sermaye gruplarıyla buluşmak için geçti. Davutoğlu’nun ABD ziyareti hakkında soru sorulan Beyaz Saray yetkilisi bile “Türk Başbakanı’nın burda olduğuna dair bilgimiz yok” dediği bir geziydi bu. 


Biliyorsunuz mesele 4 bakan meselesi değildi. REİS’ti.


Önce bunlar Yüce Divan’a gönderilecekler, sonra da REİS.


Lakin hoca bu kadar kritik bir meselede ortada yoktu.


Bunu herkes biliyor.


Kimsenin bilmediğiyse;


Yüce Divan oylamasından bir gün önce 4 bakanın partiye çağrıldığı.


Bağış, Güler, Bayraktar, Çağlayan gecenin yarısında partiye gider.


Hocanın kurmayları kendilerine mecliste aklanmaları gerektiğini söyler.


Bakanlar “siz bizim ak olduğumuzu düşünmüyor musunuz?” diye sorar.


“Düşünüyoruz tabi, ama milletin önünde de aklanmanız lazım” diye cevap verirler.


Bakanlar,


“Biz kendimizden eminiz.


Zerre yolsuzluğumuz yok.


Aklanırız da.


Ancak bu süreç yıllarca sürer, partinin de çok başı ağrır.


Ama en önemlisi, paraleller REİS’i Yüce Divan’a çıkartma imkanı bulabilirler, emin misiniz?” diye sorarlar.


Hoca da gelmiştir.


“Bu bizzat Cumhurbaşkanımızın talimatıdır” der muhterem hocamız.


Çıktıklarında bakanlar çok şaşkındır.


Bağış REİS’i arar. Durumu sorar.


REİS “olur mu öyle şey?!” der.


“Gelin İstanbul’a hemen!” diye ekler.


1 saat sonra, bu sefer REİS Bağış’ı arar:


“Siz Ankara’da bekleyin, ben geliyorum”


Sabahın köründe buluşurlar. Bakanları dinler.


REİS kendisine yönelik kumpasın farkına varır.


Sonra hocaya zılgıtı çeker.


Yüce Divan oylaması ertelenir. Hoca da fırsattan istifade İngiltere’deki toplantısına gider.


Düşünebiliyor musunuz?


Şayet gecenin köründe Bağış o telefonu açmamış olsaydı, bugün belki de darbe yaşamış bir ülke olacaktık!


3


Hoca REİS’i devirmekte başarısız olunca, onu zayıftatmaya karar verir.


Yine onunla istişare etmeden Fidan’ı milletvekili yapmaya kalkar.


İşin kötüsü Fidan da REİS’le istişare etmeden hemen hocasının kucağına atlar.


Bu sefer REİS, medya mensuplarının karşısında hocayı ve Fidan’ı azarlar.


Fidan Umre’de REİS’i bulur.


Nedamet getirir.


Sonra tekrar görevi kendisine iade edilir.


4


Hoca yılar mı hiç! Bu sefer de sazı eline almaya karar verir.


REİS’in 10 seneden fazladır ince ince işlediği çözüm sürecinin kaymağını yemek ister.


Dolmabahçe’de HDP’lilerle Yalçın Akdoğan, Efgan Ala ve Mahir Ünal bir araya gelir.


Dolmabahçe Açıklamasına dışarıdan bakınca çok pozitiftir.


PKK baharda silah bırakmaya davet edilecektir falan.


Fakat asıl konuşan taraf HDP’dir.


Başta Sırrı Süreyya olmak üzere, HDP ekibi sazı eline almıştır artık.


Çözüm sürecinin gidişatını onlar belirler hale gelmiştir.


Şartları onlar tayin eder olmuştur.


O kadar ki Apo’yla sivil akillerin buluşturulmasına bile karar vermişlerdir.


Bizimkiler de “tamam” demiştir.


Devletin bu kadar aciz hale düşürüldüğü başka bir örnek gelmiyor aklıma.


Bugün yaşadığımız terör belasının ardındaki en büyük sebeplerden biri bu sergilenen acziyettir.


HDP’lilerin bu denli şımartılmasıdır…


Sonra REİS, bir ay boyunca PKK tarafının azgınlıklarına rağmen İzleme Komitesi kurulacağı manşetlerde yer alınca, kendisiyle istişare edilmeden Dolmabahçe açıklamasının yapıldığını söyler.


Apo’yla akillerin görüştürülmesinin de, Apo’nun elini güçlendireceğini ilave eder.


Mesele kapanır.


Ama dediğim gibi etkileri bugün bile devam etmektedir.


5


Bu sefer Bülent Arınç meydandadır.


REİS’in yalan söylediğini, kendisinin süreçten haberdar olduğunu ve ülkeyi hükümetin yönettiğini söyler.


Asıl kimin yalancı olduğunu söylemeye gerek yoktur diye düşünüyorum.


Hocamız hemen Arınç’a telefon açar, televizyondaki REİS-karşıtı açıklamalarından ötürü Arınç’ı tebrik eder.


6


Yarattığı hengameler sonunda seçimde hüsrana uğrayan hoca;


Aydın Doğan’ın damadının, Koç’ların ve diğer TÜSİADçıların ayağına (Ali Kibar’ın evinde) gitmiş olsa da,


Erdoğan’ı yeniçeriler tarafından katledilen III. Selim’e benzeten Economist Dergisi’ne koşa koşa röportaj vermiş olsa da,


Doktoruna kadar bütün akraba ve ahbaplarını vekil listesine koymuş olsa da,


başarılı olamaz.


Başkanlık meselesini neredeyse ağzına hiç almamıştır seçim kampanyalarında.


FETÖcusundan PKK’lısına, tüm hainlerin REİS’e “hırsız” “hırsız” diyerek ortalığı inlettikleri bir dönemde cevap mahiyetinde tek kelam etmemiştir.


Partide de bu konularda herhangi bir hareketlilik yaşanmamıştır.


REİS meydanlara inmeden önce yüzde 38’e kadar düşer oylar.


REİS, son bir ayda meydanlara inmeye karar verir ama yanlış politikaların faturasını halk kesmiştir artık.


Sonuç yüzde 41’dir.


REİS’siz siyasetin bedeli ağır olmuştur.


Ama hoca hâlâ asıl sorunun REİS olduğunu düşünmekte ısrar eder.


7


Seçimden hemen sonra “başkanlığı getirmek istedik, halk yetki vermedi” açıklaması yapar.


8


REİS’e yönelik hırsızlık iftirası kampanyasının asenası olarak arzı endam eden Bahçeli “Bilal’i ver koalisyonu al” diye nara atmaya başlar.


REİS çok öfkelenir.


Kendisinden açık açık çocuğunu kurban vermesini istemektedirler.


Hoca ise Bilal Erdoğan’ı kurban olarak isteyen Bahçeli’nin meclis yeminini sonuna kadar bekler.


Ve sonra da tüm kabinesiyle birlikte alkışı basar.


9


Hoca artık REİS’i devirmenin tek yolunun başkanlık yolunu kapatmak olduğuna kanaat getirir.


Bunun içinde mutlaka koalisyon yapması lazımdır.


Koalisyon hükümetinden başkanlık sistemine “olur” vermesini beklemek imkansız olduğu için hoca “koalisyon da koalisyon” diye tutturur.


Fakat muhalafet son derece nazlıdır.


Buna rağmen Kılıçdaroğlu “koalisyonu Erdoğan istemiyor” türünden açıklamalar yapmaya başlar.


Hoca bu açıklamalara hiç itiraz etmez.


Halbuki REİS hocaya “koalisyon kurabilirsen kur ama ısrarcı olma, partiyi aciz gösterme, en kötü ihtimal erken seçime gideriz” diye defaatle söylemiştir.


İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Siyaset Haberleri