Sazak paylaştı, Güneydoğu Türklüğü'nün HAYIR çığlığı

MHP Genel Başkan Adaylarından Süleyman Servet Sazak, Güneydoğu Türklüğünden gelen ve büyük sansasyon yaratacak olan mektubu kamuoyu ile paylaştı.

“Bizler; Ağrı, Bitlis, Bingöl, Muş, Tunceli, Diyarbakır, Van, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak ve Hakkâri gibi ülkemizin en sıcak ve en hassas bölgesinde yaşayan Türkler olarak, devletimize olan saygı ve sadakatimizden dolayı bugüne kadar sustuk. Yeter artık susmayacağız” diye başlayan Güneydoğu’da yaşayan Türk evlatlarının feryadının yer aldığı mektubu MHP Genel Başkan Adaylarından Süleyman Servet Sazak paylaştı.



“Birilerinin açılım süreci dedikleri kirli projeyle can ve mal güvenlikleri PKK'nın insafına terkedilen yöre Türk’lerinden; Milli Mücadele kahramanlarının torunlarından mektup var... Bugün referandum konusu edilenin; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisi olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülküleri olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi olduğunu biliyorlar” diyen Sazak, “Kendi vatanımızda, sürgünde yaşar gibi yaşayanların sesi bu; bu coğrafyanın sesi, milli vicdanın sesi…” sözleriyle Güneydoğu Türklüğünün feryadının yazıldığı mektup Türkiye’nin gündemine oturacak.


BU SESE KULAK VERİN

 

İşte Süleyman Servet Sazak’ın paylaştığı okurken yüreğinizi dağlayacak o mektup:

 

“YETER ARTIK, SUSMAYACAĞIZ


Bizler; Ağrı, Bitlis, Bingöl, Muş, Tunceli, Diyarbakır, Van, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak ve Hakkâri gibi ülkemizin en sıcak ve en hassas bölgesinde yaşayan Türkler olarak, devletimize olan saygı ve sadakatimizden dolayı bugüne kadar sustuk.


Amacımızın etnik bir tartışma oluşturmak olmadığını önemle vurgulamakta fayda görüyoruz. Lakin mesele siyasi/bölücü Kürtçülerin ifade ettiği gibi ezen-ezilen, hak-hukuk meselesi ise gerçek anlamda ezilen ve hakları elinden alınanların, bu bölgede yaşayan Türkler olduğunu da ifade etmek isteriz.


30 yılı aşkın bir süredir bölgemizde devam eden bölücü terör/Pkk eylemleri ile köyleri yakılan/boşaltılan, infazlara maruz kalan, yerini yurdunu terk ederek göçe zorlanan; arazisini işleyemeyip, yaylaları kullanamayarak ekonomik sefalete itilen biz olduk.


Her şeye rağmen; tarihin ve devletimizin bize tanıdığı meşru hakları kullanarak bölgedeki varlığımızı sürdürmeye devam etmekteyiz. Tarihimize ve devletimize olan sadakatimiz, yaşanan birçok olumsuz uygulama karşısında bizleri bugüne kadar suskunluğa itmiştir. Devletimiz zafiyete uğramasın diye, sahipsizliğimizi ve ezilmişliğimizi haykıramadık, her zaman sustuk ve yutkunduk.


-Haritalar çizip, topraklarımıza “Kürdistan” dediler, sustuk;


-Habur’da hain bölücüleri alkışlattılar, sustuk;


-Yanlış-sistemli politikalar ile ülkeyi/bölgeyi Fetö’ye mahkûm ettiler, izledik;


-Pkk ile barışıyoruz dediler, yutkunduk;


-“Terör mağdurlarına tazminat” diye bölücülere devlet kasasından paralar dağıttılar, içimize attık;


-“Siyaset yapıyoruz” diye bölücüleri destekleyen aşiretlere teşvikler verdiler, gördük;


-Konuşmak istedik, “susun devlet politikası” dediler, yine sustuk;


-Velhasıl “yok sayıldık” yine susuyoruz…


Bütün bu yaşanmışlıklar bize, “yok sayılmakla” “yok olmak” arasındaki farkı ayırt edecek feraseti kazandırdı.


Bugün ülkemizde yeni bir süreç başlamıştır. “Anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi” adı verilen bu süreç, ülke bütünlüğümüz ve bölgemiz adına yukarıda sıraladığımız yanlış uygulamalardan daha ciddi tehditler oluşturmaktadır. Bu değişiklikle birlikte, özellikle bölgede yaşayan Türklerin, hızlı bir “yok olma” ya da “yerini-yurdunu terk etme” süreciyle karşı karıya kalacakları muhakkaktır.


Yeni anayasanın verdiği yetkilerden faydalanmak suretiyle, bölgemizde oluşturulacak “eyalet yapıları/özerk yapılar” bizim bölge içerisinde parça parça eriyip yok olmamız anlamına gelmektedir. “Açılım” gibi denemeleri yapan zihniyetin, bu gibi değişikliklere gitmesi de son derece olağandır. Bizim, “hayır yapmaz” gibi bir düşünceyle varlığımız/geleceğimiz üzerinde kumar oynama lüksümüz yoktur. Geçmişte yapılan hatalar, yapılması muhtemel hataların işaretidir.


Kimse buna karşı susmamızı beklemesin. Bugüne kadar “kutsal” bildiğimiz devletin yapısını değiştirip, “Habur’la”, “açılımla” Pkk’lı bölücüler karşısında boynumuzu büktüren bir politik zihniyete varlığımızı ve geleceğimizi emanet edemeyiz.


Bölge içerisinde eyalet ve özerk bölge uygulamalarının olmayacağını iddia edenler; Barzani’nin, Hizbullah’ın ve Pkk’nın hangi sebeple örtülü ya da açık şekilde “yeni anayasa ve başkanlığa EVET” kampanyası yürüttüklerinin cevabını vermek zorundadırlar.


Aynı şekilde “Kobani uydurmacasıyla” halkı sokaklara dökerek yüzlerce insanın ölümüne sebep olan HDP yönetiminin hepsi içeri atılırken, neden bölgede kimseden ses çıkmadığının iyi anlaşılması gerekmektedir. Bölgede HDP’liler arasında konuşulan, “HDP’nin tutuklu yöneticileri içerde devletle görüşüyor. Dolmabahçe’de sağlanan anlaşma devam ediyor. Biraz sabırlı olun, bizim için her şey iyi olacak.” Şeklinde ifade edilen rahatlığı bize kim anlatacak. Yarın birileri çıkıp “görüşen şerefsizdir” diyebilir. Ama altı ay sonra ne diyeceklerini biz daha önceden biliyoruz.


Batı şehirlerinde algılanamayan bazı gerçekleri, bizler bölge içerisinde yaşayarak görüyoruz. En azından televizyon ekranlarında “tuzu kuru” sırıtmalarla “evet” diyen topçularla popçulardan daha doğru algılıyoruz. Siyaset ve teoriyle sahadaki gerçeklerin birbirinden çok farklı olduğunu herkesin anlaması gerekmektedir.


Biz bölge Türkleri olarak; oynanan oyunu görüyoruz. Bu oyun Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile birlikte bizim de sonumuzu hazırlamaktadır.


Bizler, bu coğrafyada Selçukluların, Akkoyunluların, Karakoyunluların, Artukluların, Saltukluların, Danişmentlerin, Mengüceklerin torunları olarak tarihin bize yüklediği sorumluluğun farkındayız. Biz tarihimizi televizyon dizilerinden öğrenmedik. Tarihin devam ettiğinin ve bir parçası olduğumuzun bilincindeyiz. Bu bilinçle “Yeni anayasaya ve başkanlığa HAYIR” diyoruz.


Mutlaka bölgede yaşayıp da çeşitli sebeplerden dolayı “evet" demeyi düşünen arkadaşlarımız da vardır. İfade etmeye çalıştığımız hususları dikkate alarak, onların da düşüncelerini gözden geçirmeleri arzu ederiz.


“Habur’da”, “açılımla” bize susun diyenler, varlık-yokluk kavgası olarak gördüğüz bu süreçte bizi susturamayacaklar. Kimse bizi Mustafa Kemal Atatürk’ün tanımladığı Büyük Türkiye ülküsünden uzaklaştırıp, Barzani, Pkk ve Hizbullah gibi bölücü hainlerle aynı safta olmaya zorlayamaz.


Habur’a, açılıma, Barzani’ye, Pkk’ya, Hizbullah’a, eyaletlere, özerkliğe ve bunları bize dayatacak olan YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIĞA HAYIR.

İMZA"


siyasetcafe.com

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Siyaset Haberleri