' Slm, nbr? '

Tevfik Fikret TAŞKIN

                                               “ Slm, nbr? “

 

Çok ilginçtir, Türkoloji çalışmalarının ilk örneklerini, Avrupa’daki bilim adamları vermiştir. Belçika’dan, İngiltere’den, Almanya’dan ve Rusya’dan birçok bilim adamı, Türk dilinin geçmişini araştırmış, ister istemez Türkolojinin temelini atmışlardır.

 

Şimdilik, en eski yazılı belge olarak elimizde bulunan Göktürk Yazıtları, dünyadaki bilim adamlarının dikkatini çekmiş. Uzun süren çalışmalar sonunda, bu yazıtların Türkçe olduğu anlaşılmıştır. Birdenbire, Türkçenin dünyanın en eski, köklü dilleri arasında olduğu anlaşılmış. Bu yüzden büyük bir ilgi görmüş, yüzlerce dilci, bu yazıtları incelemiştir.

 

Türkler ise en sonunda durumunun farkına varmış, üç dört bilim adamımız bu yazıtlarla ilgilenmiş. Türk milleti, bu belgelerin varlığını ancak elli yıl sonra duyabilmiştir. Hatta, içimizdeki bazı aydın, ilerici bilim adamları (!), bu yazıtların varlığını inkâr etmeye çalışmışlar, olmayınca bu yazıtların Türkçe olduğunu kabul etmek istememişlerdir.

 

Dünya, bu belgelerin Türkçe olduğunu bas bas bağırırken, biz kendi geçmişimizi inkâr etmeye çalışmışız. Allah’tan yazıtta, “Türk” kelimesi bolca kullanılmış. Böylece, yazıtların Türklere ait olduğu, Türkçe olduğu kesin olarak kabul edilmiştir.

 

O dönemde uygulanan “geçmişi inkâr” politikası iflas etmiş. Türkün varlığı, bin yıl daha eskiye gitmiştir. Böylece, Türklerin ana vatanının Orta Asya olduğu, büyük bir medeniyet olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

 

Atatürk de Türk diline özel bir ilgi göstermiş. Türkçenin işlenmiş, gelişmiş, bilimsel ve edebî bir dil olduğunu dünyaya göstermek için 12 Temmuz 1932 tarihinde, bugün adı Türk Dil Kurumu olan “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”ni kurdurmuştur.

 

Bu kurum sayesinde dilde birlik sağlanmaya çalışılmış, dilin alt yapısıyla ilgili bilimsel çalışmalar düzenli olarak gerçekleştirilmiştir.

 

Türkçe sözlükler hazırlanmış, yazım kurallarını dilin gelişimine bağlı olarak düzenleyen ve zamanla yeniden baskısı yapılan “ İmlâ Kılavuzu” ile Türkçenin konuşma ve yazmada birliği konusunda büyük ve önemli adımlar atılmıştır.

 

Yine, Atatürk tarafından desteklenen “ Güneş-Dil Teorisi” bu dönemde bilinçli olarak seslendirilmiştir. Bütün dillerin kaynağının Türkçe olduğu iddiasıyla ortaya konan bu teori ile asıl amaç, Türkçenin zenginliğini, büyüklüğünü, geçmişini vurgulamaktır.

 

Bu teori ile Türkçe, Arapça, Farsça ve İngilizce karşısında köklü bir dil olarak uzun yıllar sonra ilk defa sesini duyurabilmiştir. Yani, insanlarımıza kendi dilinin yüceliği, güzelliği, işlekliği hatırlatılmış oldu.

 

Karamanoğlu Mehmet Bey’den yüzyıllar sonra ilk defa bir lider Türkçenin önemini vurgulamış, ana dilimizi konuşmamız ve yazmamız için elinden gelen her şeyi yapmıştır.

 

Günümüzde, İngilizcenin çok büyük etkisini saymazsak Türkçenin gereken değerine, saygınlığına ulaştırma çabası içinde olduğunu görüyoruz. Özellikle de eğitimli kesimin Türkçeyi doğru ve etkili kullanmaya gayret ettiğini görüyoruz..

 

Bu çaba, yeterli olmamakla birlikte, yeni yetişen nesil için bir umut kaynağıdır. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak özellikle yazı dili iyice bozulmuş. Dilin kolaylığı sevmesine bağlı olarak, özellikle kelimeler tam olarak yazılmamakta, “slm, nbr” şeklinde yazım gittikçe yaygınlaşmaktadır.

 

Bu arada bize düşen görevin ise dilimizin canlı bir varlık olduğunu unutmayıp konuşmada ve yazmada ortak kuralları benimsetip elimizden geldiğince iyi örnek olmaya çalışmaktır diye düşünüyorum.

 

Türkçemizi çok sevip sahip çıkalım. Çünkü o her şeyimiz…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.