Tarikatlar toplumu nereye götürüyor?

Volkan Kemal Ergenekon

Batılı yazarlar tasavvuf eşittir İslam mistisizmi derler. Oysa ki bu tanım son derece yanlıştır...Çünkü mistisizm aklın ürünü felsefe kaynaklıdır.

Tasavvuf ise vahiy artı aklın ürünü felsefe kaynaklıdır...Latince mysterium denilen mi mistizm de gizli olmak,dudakları gözleri kapayarak konsantre olmak anlamında kullanılan bir deyimdir.

Tasavvuf aksiyon mistizmidir.

Felsefi mistisizm, yani yeni Eflatunculukpasifiktedir. 

Fenafillah yani Allah da fani olmak, Nirvana yani moksa değildir ...

Tasavvufta insanlığın hayatın dışına çıkışı yoktur... Ruhbaniyet yoktur ama İsrailiyat, Hint Ve Hristiyan dinlerinde vardır. Cinsel perhiz açlık vesaire gibi... Papaz ve rahibelerin evlenmemesi gibi ...

Tasavvufta önce ferdin ruhsal eğitimi gelir… Kuran'da akıl üstü kudretten bahsedilir ki buna Basiret denir.

Basiret diğer anlamı ile feraset,keşif, ilham ve kalp gözü demektir...
Kur'an çift manalıdır. Birincisi; akıl ve duyu organları ile yorumlanır. İkincisi basiret ile yorumlanır...

Fransız düşünür Bergson sezgi(intuition) eşittir basiret demiştir. Çünkü sezgi hayvanda da vardır. Basiret sadece insanda vardır...Dolayısıyla, Bergson bu konuda yanılmaktadır.

Elbette Kur'an'ın bir zahiri manası bir de batıni manası vardır...
Nitekim bu basiret yani "Kalp Gözü" olmadığı için müşrikler bir türlü iman etmemişlerdir...

Yine tasavvufta "tafakkuh "diye bir terim vardır. Buna biz dinin derinliklerine ulaşmak için gayret gösterme diyoruz...

Örneğin Hz. Peygamberimiz (sav) tefakkuha ulaşması için bazı sahabelere özel dua etmiştir. İbn Abbas ve Hz Ali (radyallahuanhüma) gibi...
Batini açılımlara göre bireyler üçe ayrılır Avam , Havas ve Havasul Havas olmak üzere...

Avam, ana bilgilere sahip halktır... Sadece dış bünyeyi,görünüşü bilirler..
Havvas, seçkinlerdir...Sufiler sırları açmazlar,HavasulHavvas da ise sufiler her sırrı bu zümreye açar...Batıni kavram,batınilik değildir ..

Tasavvufta ikiye ayrılır... Metafizik yönü ve psikososyoloji yönü ile... Ama ana amaç sevgi ve merhamettir.İbn Arabi; peygamberlikten sonra en yüce makam melamettir der..

Melamet mertebesi,insanların horlamasına rağmen bunlardan etkilenmemek, düşünce ve yaşayışından, imanından taviz vermemektir..
Bunun da en müşahhas, mükemmel örneği Peygamber Efendimizdir...

Peygamberimize hakaret edildiğinde kızmaması, sahabenin adama hakaretine kızıp gitmesi ve kendisi ile birlikte meleklerinde gitmesi örneğinde olduğu gibi...

Başa güzel bir örnek daha vermek gerekirse Taif'te taşlanmasına rağmen onlara beddua etmemesi, “Allah'ım Onlar bilmiyorlar bilselerdi bunu yapmazlardı” deyip onların affını istemesi gibi...

Tasavvufta diğer bir kavram ızdıraptır... Izdırap olmadan felâh olmaz ama İslam'da sonsuz ızdırap yoktur...

Izdırap başla başlangıç ve son arasındadır başı ve sonu nihayette iyidir...
İbni Kayyum, her benlik ızdırabı tadacak, mümin önce inkârcı sonradan arınmak için ızdırap yaşayacaktır der... Izdırap eğitimi insanın tekamülüdür...
Nitekim tüm peygamberler bu tekamül den geçmiştir... Bütün önderler de bu Hassa görülür...

İmam Humeyni (ra), Şemsi Tebrizi, Mahatma Gandi vs…
Bunun aksi ise, yani zevk ve sefayı yaşayanlar ise,ülkelerini çöküşe götürmüşlerdir...Bunlar saray düşkünü kimselerdir... Şah Pehlevi ve Saddam gibi...

Hem kendi sonlarını hemde halklarının sonunu hazırlamışlar bu tür tağutlar... Izdırap; kahır veya Celal terbiyesidir...

Aziz Mahmut Hüdayi hazretlerinin nefsi ayaklar altına alarak makam ve mevkisini bırakması gibi...

Tasavvufta en önemli argümanlardan biriside zikirdir ve Kur'an'da 200'e yakın yerde geçmektedir... Nitekim Bakara Suresi 152 ayeti kerimesinde "Beni zikredin ki ben de sizi anayım" buyrulmaktadır ...

Rad Suresi 45 de ise "gözünüzü açın Gönüller sadece Allah'ın zikriyle mutmain bulup mutlu olurlar" denmektedir... Tasavvufun diğer önemli bir argümanı da oruçtur .  

Ramazan ayında tutulan, tutulması emredilen 30 günlük orucun dışında birde "eyyam-ı biz "ve " Savm-ı Visal "oruçları vardır... Eyyam-ı Biz,pazartesi perşembe günleri, bir de her ayın 13 ve 15 günleri Muharrem ayında tutulan 10 günlük oruç Recep, Şaban ve bazı günlerde tutulan oruçlar gibi...

Sabr-ı Visal orucuise iftar etmeksizin birkaç günlük orucu bağlama ameliyesi dir ki bu sadece peygamberlerin yapması gereken veyaptığı bir oruçtur. İnsanların kaldırabileceği bir şey değildir.Zaten ne farz ne de sünnettir. Ancak Şemsi Tebrizi ve Mevlana bu oruçları sık sık tutmuşlardır itikâfta… 
Tasavvufun diğer bir önemli argümanı da itikaftır…

İtikafta her türlü sosyal aktiviteden uzak olarak bir odaya çekilinir, insanlarla irtibat kesilir, tüm hayvansal gıdalardan uzak olarak oruç tutulur...

Mümkün olduğu kadar dünyevi konular konuşulmaz ve bu süreç genellikle 40 gündür.Oysa diğer dinlerde yıllarca süren inzivalar vardır.. Mesela, papazlar köşelerine çekilip tamamen insanlardan uzak olarak aylarca,yıllarca bir arınma süreci yaşarlar. Budistler ve Brahmanlar, mağaralara çekilip on yıllarca süren bir itikafa girerler ki bu aslında İslam'da haramdır...

İslam'da esas olan geçici olarak en fazla 30 - 40 günlük bir süreçtir ki bunlar da genelde camilerde çilehaneler vardır odalara girilip bu ameliye gerçekleştirilir...Ben Kastamonu'da Şeyh Şabanı Veli Hazretleri'nin Camisi'nde bu çilehaneleri gördüm...

Tarikatlar ilk kurulduklarında ilim merkezleri idi. Yani bir nevi o zamanın okullarıydı…

Hem sosyal bilimler hem de fen bilimleri, matematik, astronomi, kimya gibi dersler işlenirdi.

Ancak zaman içerisinde dejenere olarak miskinlik yuvası haline geldiler ve bu süreç içerisinde israiliyattan ve mesihiyyattan da hatta daha önce de Türkmenistan'da ve Buhara'da Budizm ve Brahmanizm’den etkilenerek ana gaye den saptılar...

200. Yüzyıllarda ekol olarak başlayan ve dini ve ruhsal eğitim merkezleri olan tarikatlar günümüzde emperyalistlerin maşası durumuna gelerek İslam'ın içini boşalttılar, hurafe ve bidat yuvası olarak onlara adeta hizmet eder duruma geldiler...

Özellikle son 300 yıl içerisinde ümmetin geri gitmesinde en büyük rolü oynadılar... Günümüzde de ivme hızı ile daha da dejenere olarak bu rollerine devam etmektedirler...

Siyasiler ve iktidarlar ise oy uğruna ve iktidarlarını koruma uğruna bu dejenerasyona göz yummaktadırlar !!!

İşte cumhuriyetin başında tarikatların tekkelerin kapatılmasının en önemli sebepleri bunlardır...

Eğer fabrika ayarlarına dönülmez ise İslam Dünyası, Batı karşısında daha ağır yenilgiler alacak ve ekonomik sosyal siyasal teslimiyetlere duçarolacaktır.

Saygı ve selamlarımla efendim…
 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.