18. yüzyılda Fransız Fizyokratlar tarafından ortaya atılan; Laissez-Faire (Bırakın yapsınlar), Laissez-Passer (Bırakın Geçsinler) klasik liberalizm ve laissez-faire kapitalizmi devlet ulusal ekonominin aksine, devletin kontrol mekanizmasına dikkat çeker. Günümüzde ülkemizde sözde geçerlidir ama, görevi denetim olan bir kısım iş bilir, hukuk bilmez devlet görevlileri bununla irtikap ve çıkar maddesini ihlal edip dibini sıyırır.
Hep yazıyorum siyasi partilerde organizasyon büyüyüp kalabalıklaştıkça parti kimliği taşıyan bireyler ve atanan bürokratların denetimi de doğru oranda zorlaşıyor.
Siyasi parti liderleri bürokratlarını veya parti kimliği taşıyan yöneticilerini kontrol edemiyorlar. Ve insanın bulunduğu her alanda olduğu gibi, sistemin içinde bulunan kötü niyetli kişilerin çıkar sağlamak amaçlı usulsüzlük yaparak, kamu kaynaklarını sömürmeleri kaçınılmaz oluyor.
Kahveyi neredeyse hiç tüketmem ama, ülkemizde kahve ciddi bir sektör haline geldi. Bayramda ailece oturup kahve içtiğimiz fırın lokanta tarzı bir iş yerinde sürekli dikkatimi çeken kasada fiyat şişirilmesi olayını dostlarla konuşurken, tüketiciyi aldatmanın cezasını vermesi gereken Ticaret Bakanlığı ile ilgili internette araştırma yapmıştım. Forumlarda dikkatimi çeken yorumlara denk geldim. Serde merakta olunca tabi araştırmak hasıl oldu.
Ticaret Bakanlığımızda eski bakanlardan Ruhsar hanımdan sonra değişen bir düzelme olmadığı dikkatimi celbetti.
İddialar ışığında yaşananların belge ve kaynaklarıyla birlikte uzun bir yazı olacağını affınıza sığınarak şimdiden belirteyim.
Forumların birisinde denk geldiğim katılımcının yazdıklarını aktarayım:
“Türkiye’nin kendi sektöründe önemli sanayici ve ihracatçı firmalarındanız. Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle diğer çok sayıdaki şirket gibi finansman sorunlarımız nedeniyle devlet desteği almak ve ithalat kaynaklı sorunlarımız için Ticaret Bakanlığına çok sayıda başvuruda bulunuyoruz.
Firmamızın iştigal alanı nedeniyle Bakanlığın İthalat ve Ürün Güvenliği birimlerine düzenli başvurularımız oluyor. Bakanlığın diğer birimlerinde yaşamadığımız sorunları bu birimlerde sıklıkla yaşıyoruz ve en basit işlemlerde bile sürekli olarak Genel Müdürlere ve Bakan Yardımcısına yönlendiriliyoruz.
Taleplerimizi Genel Müdürler ve Bakan Yardımcısına iletsek bile en basit başvurularımızda gecikmeler ve sorunlar devam etti. Bağlı olduğumuz İhracatçı Birliğine üye olan bir firmanın bize benzer başvurularının çok hızlı ve hatta yer yer usule aykırı şekilde sonuçlandırıldığını öğrenmemiz üzerine, birlikten konuyu araştırdık ve birlik tarafından Bakanlıkta yaşadığımız sorunları aşmak için Dubai’deki bir dış ticaret danışmanlığı şirketine yönlendirildik.
“Sun and Moon LLC FZ” adlı bu şirketin internet sitesine baktığımızda firmanın Türkiye dahil bazı ülkelere yönelik dış ticaret danışmanlığı, gümrükleme, lojistik hizmetleri sunduğunu ve gıda, tekstil ve kozmetik ürünleri ticareti yaptığını gördük. Firma Dubai’deki “Meydan” serbest bölgesinde kurulmuş. Ancak firmanın ne telefon numarası ne de çalışan bilgisi bulunmamaktadır.
Firma ile iletişime geçmek için Dubai’de iş yaptığımız kişilerden yardım istediğimizde firmanın Ticaret Bakanlığı Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu’nun kardeşi Kenan Tuzcu’ya ait olduğunu öğrendik.
Bu kişinin dış ticaret ve gümrükler alanında yetkinliğini araştırdığımızda geçmişte hakkında çıkan haberlerde Kenan Tuzcu’nun ilahiyat mezunu olup Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çalıştığını, abisinin Bakan Yardımcısı olması sonrasında ise Kocaeli’nin AK Partili Çayırova Belediyesinin Kültür Müdürlüğü ve Belediye Başkan Yardımcılığını yaptığını, Belediye Başkan Adayı olamayınca ise 2023 sonlarında belediyeden ayrıldığını öğrendik.
Dubai’de altın gibi yeni bir kariyere başlayan Kenan Tuzcu’nun gümrük ve dış ticaret gibi riskli alanlarda tecrübesi olmadığını anladık, şirkette varsa dış ticaret alanında tecrübeli başka çalışanlara da ulaşamadık.
Türkiye’nin gerçek yerli ve milli iş insanları ülkeye döviz getirmeye, ihracat ve üretim yapmaya çalışırken ne eğitimi ne de geçmişteki kariyeri dış ticaret ve gümrüklerle ilgili olmayan Ticaret Bakan Yardımcısının kardeşinin yurtdışına yerleşip oraya sermaye götürmesi ve şirket kurmasını, bu şirketin de Türkiye’ye gıda, tekstil ve kozmetik ürünü satmayı hedeflemesini manidar bulduk. Belki kendi şirketimizin Ticaret Bakanlığında bekleyen taleplerinin kabul edilmemesine neden olacaksa bile bu firma ile çalışmaktan vazgeçtik.”
Önceki Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın eşinin Bakanlığa dezenfektan satması gibi şimdiki Bakan Yardımcısının kardeşinin de gümrük gibi riskli bir alanda ithalatçılara hizmet satması da bir Ticaret Bakanlığı geleneği olmuş sanırım.
Bu konuyu ve aynı bakan yardımcısının eşinin İhracatçılar Birliğinin tahsis ettiği araçla yapmış olduğu kazayı, sonrası kanıt ve kaynakları uzun olduğu için bir sonraki yazılarımda detaylandıracağım.
Şimdilik, KALIN SAĞLICAKLA!