Tivitle yöneten postayla gider!

Özgür UYANIK

Kendine lider misyonu biçen politik aktörlerin hareket tarzı hep ne kadar vazgeçilmez olduklarını kabul ettirme üzerine kuruludur. Onlar olmaksızın sistemin işleyemeyeceği, kitlelerin refaha eremeyeceği ve hatta devletin bile çökeceği algısını tesis etmeye çabalarlar. 

Kuşkusuz nadir de gelse gerçek anlamda tarihin akışına etki etmiş liderler vardır. Ancak onların günümüzdeki taklitçileri insanlığın gerçek meselelerini değil bizzat kendi yarattıkları krizlerin kurtarıcısı rolüne bürünüyorlar.  

Trump bu anlamda hakikaten ilginç bir karakter. Spekülatif zenginliğini sistemin boşluklarından faydalanmasına borçlu olan ve uzun yıllar hiçbirimizin ciddiye almadığı bir “patron”un hangi ara “Reality show”dan

ABD başkanlığına geçtiğini kimse anlamadı.

Zaten Trump’a ya da onu destekleyenlere bakarak Trump fenomeni anlaşılamaz.

Mesela ülkemizde aynı anda hem Trump’u hem Maduro’yu destekleyenler var. Avrupa’da faşist partiler Trump’un derin devlete karşı savaştığı propagandasını yayıyor. Trump’un şapkasına sığan o kadar farklı kesimler var ki, birini referans alsak öteki açıkta kalıyor.

Diğer yandan Joe Biden’e bakarak da Trump’la ilgili net bir sonuca ulaşamıyoruz. 

Evet, Biden’e göre Trump zarafet yoksunu, görgüsüz, fırsatçı, asosyal bir tip. Fakat bu bize onun politikaları ve Amerikan sistemi içindeki çatışma hakkında bir fikir vermez. 

Trump’u anlamak için karşısındaki bloğa bakmak gerekiyor. 

Galiba bunu da en iyi FoxNews sunucusu Tucker Carlson’ın “Biden aslında bir hologram” ironisi açıklıyor. Carlson, Trump karşısındaki bloğu “Köşedeki kahvecinden memnunsun. Ancak onlar bugünden başlayarak sonsuza kadar her gün Starbucks’tan içmeni istiyor. Onların vaat ettiği gelecek bu, herkesin aynı şeyi yapması" sözleriyle özetliyor. 

Peki Biden sadece bir görüntüden ibaretse FoxNews sunucusunun söylediği gibi “Projektörü kim çalıştırıyor?”

Trump’un sahneden düşüşüyle başlayan yeni film bir Barack Obama prodüksiyonu. Obama ise herkesin bildiği üzere “küreselleşmeci” siyasetin lideri. 

Öyleyse ABD gibi bir “süper güç” ya da kimine göre “imparatorluk”ta “siyasetin görevi” nedir?

Trump, Amerikan vatandaşlarını manipüle etmeye devam ederek iktidarda kalabileceğini düşünüyordu. Bu bakış insanların ve sistemin zayıflığından beslenerek ABD başkanlığına kadar yükselmiş bir fırsatçı için gayet normal. 

Onun en büyük yanılgısı da gücünü aldığı bu yerden kaynaklanıyordu: Siyaseti kendi egemenliğine hizmet eden bir araç olarak görmesinden. 
Açıkçası Trump’un küresel bir “Amerikan hegemonyası”na dair bir perspektifi yoktu. 

Şu ana kadar hiçbir ülkenin başına Obama kadar küresel sermaye ile entelektüel bağ kurabilmiş bir siyasetçi gelmedi. Obama ABD hegemonyası devam etmezse “Amerikan Rüyası”nın sürmeyeceğini çok iyi kavramış bir lider. Üstelik bunu gayet “solcu” bir görünümle gerçekleştirebilecek kadar da yetenekli.

Oysa Trump belki Amerikan tarihinin en barışçıl başkanı olduğu halde en nefret edileni olmayı, kişiliğini merkeze alan kutuplaştırma siyaseti sebebiyle herkesin sinirlerini bozmayı başardı. 

Obama ise Afganistan’da binlerce insanın tepesine bombalar yağdırırken ya da küçük bir Orta Amerika ülkesinde darbe yaptırırken bile gayet “cool”du. 

Herhangi bir ülkede siyasetin esas meselesi ne halkın refahı ne de jeostratejidir. Siyasi yönetimin varlığı sermaye birikiminin devamlılığı için gerekli koşulları sağlamaya dayanır.

Bu görevi yürütemeyen iktidar diğer her konuda başarılı olsa bile ulusal çapta bir krizle karşı karşıya kalır. 

ABD gibi bir ülkede başkanlık koltuğunda oturmanın anlamı ona üstünlük sağlayan ileri teknoloji, medya ve iletişim araçlarına egemen küresel sermayenin gelecek projeksiyonlarıyla bütünleşmekten ibarettir. 

Trump sadece kendisine oy sağlayan geleneksel ve reel ekonomik sektörlerin çıkarını kollayarak iktidarını sürdürebileceğini zannetti.

Dış politikasını da ABD’nin ortaklarını kargaşaya sürükleyerek üstünlüğünü sürdürme üzerine kurmuştu. ABD’nin rakiplerine karşı ise kayıtsızdı.

Bir sabah kalkıp Venezuela’ya tivitle başkan atıyor, bir başka sabah tivitle güvenlik danışmanını kovuyordu. 

Bu seçimlerde ABD’de 148 milyon seçmenden 65 milyonu oyunu posta yoluyla kullanmış. 

Garip ama gerçek: Tivitle ABD’yi yöneten bir başkan posta yoluyla iktidarı kaybetti. 

Ve Obama yeniden kazandı…

Yeni ABD başkanı Biden’in yardımcısı Kamala Harris’in analizini yaptığım ve 26 Ağustosta bu köşede yayınlanan yazımı ilgilenenler için not olarak bırakıyorum.

Yazıyı okumak için tıklayınız...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.