Psikiyatrist Dr. Vedat Bilgiç, "Toplumsal Hipnoz"u anlattı.
İşte Bilgiç'e göre toplumsal hipnoz:
Hipnoz kelime olarak Yunan mitolojisinde uyku anlamına gelen bir kavramdır. Hipnoz ile farklı bir bilinç durumuna geçen kişi, telkine açık hale gelir. Bedende anestezi nasıl etki ederse psişede (ruhta) hipnoz aynı etkiyi yapar. Hatta hipnozla cerrahi ameliyatlar bile yapılabilir ve kişi hiç ağrı hissetmez.
Her iki durumda da kişi gönüllü olarak kendi iradesiyle bir hekimi vekil tayin etmiştir. Burada tıbbın ilk kuralı devreye girer: Önce zarar verme (Pirimumnonnocere-Hipokrat). Hastanın hekime verdiği bu yetki o kadar zarara açıktır ki tıpkı milletvekillerinin anayasaya bağlılık yemini ettiği gibi hekimler deHipokrat yemini eder.
Hipnoz konusunda çalışmalarıyla bilinen Pierre Janet (1859-1947), kişinin hipnotize edilmesini kolaylaştırıcı etkenlerden bazılarını belirlemiştir. Hipnotize edilebilirliği kolaylaştıran etkenlerin sadece bireyler için değil toplumlar içinde geçerli olduğunun kolayca fark edileceği etkenler şunlar:
- Geçmişte bir çöküntü,
- Kriz geçirmiş olma,
- Doğal uyurgezerlik,
¬- devamlı dikkatten doğan zihni yorgunluk,
- Kolayca heyecanlanıyor olma ve
- En ilginci hipnotizöre duyulan bağlılıktır.
Şimdi bu bireysel psikolojik durumun aynısı toplum için neden geçerli olmasın. Sonuçta toplum denen bünye de bireylerden oluşur ve toplumun da ortak bir bilinç ve bilinçdışı vardır. Bireysel hipnozda olduğu gibi toplumsal bilinç de bir süreliğine uyutulup toplumsal bilinçdışına tesir edilebilir.
BİLİNCE RAĞMEN KENDİNİ HİSSETTİREN İKİLEMİN ADI
İnsanın bilincine tesir eden ama bilinç dışında kaldığı için fark edemediği ve etkisini engelleyemediği psikodinamik süreçleri vardır. Bilinçaltından gelen ve bilince rağmen kendini hissettiren bu tuhaf ikileme çoğu zaman büyü ismini verir insanlar.
Hem bireysel hem de toplumsal bilinç dışı cinlerini uyaran güçlü etkilerden biri sembollerdir. İnsan ve sembolleri adlı kitabında C.G. Jung sembollerin sanılandan daha güçlü bir enerjisi olduğundan bahseder.Bu sembollerin şuuraltında öyle güçlü etkileri vardır ki bilinçdışı denizini kabartabilir. Sembollerin, fırtınada dalgaların sahili işgal ettiği gibi, bilinci bir süreliğine işgal ederek kendi hükmünü icra ettiğini söyler Jung. Bu nedenle bilinçdışı denizinin sahilinde yaşayan bireyler ve toplumlar, bilincinyüksek tepelerinde yaşayanlardan daha fazla risk altındadırlar.
Bilinçdışı denizinde rüzgarlara yol açan bu semboller zihin atmosferine algı kapılarından yağarlar. Toplumsal hipnotik öğeler olan logolar, markalar, ikonlar ve avatarların insanın sembol cinini lambadan çıkartarak onu yönlendirdiği söylenebilir. Subliminal mesajlar olarak adlandırılan ve gizeminden dolayı herkesin ilgisini çektiği için giderek ucuzlayan bu kavram modern bir hurafeye dönüşmek üzere.
ISIRILMIŞ ELMANIN ASIL SEMBOLİZE ETTİĞİ KAVRAM
Bazı hakikatlerin hurafe kılığına girmeleri özün kabuğa dönüşmesi, anlamın şekile kurban gitmesinden dolayıdır. Subliminal mesajları da sadece 25. kareye saklanmış bir kola reklamı zanneden popüler sığ bilinç, asıl görülmesi gereken diğer 24 karedeki hikayenin derinlerindeki bilinçdışı mesajı ıskalar.
Örneğin ısırılmış elma sembolünü sadece estetik bir logo zannedenler bu evrensel sembolün derinlerdeki anlamını sezemez. Bu sembolün bizim şuuraltımıza sunduğu tema ‘ilk günah’tır oysa. Bu logoyu taşıyan ürünün tezgahı, yasak meyveyi yeme günahının hazzına eş bir doyum vaadiyle adeta bilinçaltımıza cennetteki yasak elmayı sunar.
Kalbimizin üzerinde taşıdığımız ünlü bir markanın logosunun, zenginliği ve kaliteyi çağrıştırdığını düşünenlerimiz olabilir. İyi bir avcı olan bir hayvanı resmeden logoyu kalbimizin tam üstüne koyan Kapitalizmin, Darvinizmden süt emdiği çok bellidir. Verdiği mesaj açıktır; güçlü olan kazanır.
BEBEKLER, NİÇİN REKLAMI GÖRDÜĞÜNDE ODAKLANIR?
Toplumsal hipnozun çeşitlerinden biri reklamlardır. Tv izleyen küçük bebeklerin reklam kuşağı başladığında gözlerini ekrandan ayıramadığına bir çoğumuz şahit olmuşuzdur. Çünkü reklamlarda tam bir hipnotik dil kullanılır.
Eğer pazarlamada kitlelerin tüketim tercihini etkilemek için özellikle medyada hipnotik bir dil kullanılıyorsa o zaman siyasal tercihleri etkileyecek ‘politik hipnoz’dan da bahsedilebilir. Bu politik hipnozun bir türü için şimdilerde sıkça kullanılan tanımlama ‘algı operasyonu’dur.
Bazen din, ideoloji ve inançların da bir hipnotik öğe olduğunu iddia edenlerle karşılaşırız. Elbette maddi hırsları nedeniyle toplumları ve bireyleri hipnotize etmede bu öğeleri bir hipnotik olarak kötüye kullananlar çıkabilir. Ancak din, bilim, felsefe, hikmet ve sanat, hakikatte insan ve toplumların ahlak ve bilinç seviyelerini yükseltmesi beklenen medeniyet temelleridir.
Bunların öncülleri ise tarih boyu insanlık için birer uyarıcı ve diriltici mesih soluğu olmuş, insanlığın yüz akı peygamberler, filozoflar ve sanatkarlardır. Bazı yanlış tıbbi uygulama veya ilaçların hastanın ölümüne sebep olduğu doğrudur ama bu tıbbın diriltici ve iyileştirici olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bunun gibi din ve inanç toplum ve bireyleri gerçekte uyutmak için değil uyandırmak için vardır.
TOPLUMSAL HİPNOZ NASIL YAPILIR?
Peki, ister bireysel olsun ister toplumsal bu hipnoz nasıl gerçekleşir? Hipnozu yapan kişi hipnoza sokmak istediği bilinci hipnotik bir dil kullanarak etkiler. Hipnotik dil aynı şeyleri basit bir şekilde ve devamlı tekrar tekrar söylemek şeklinde tarif edilebilir. Hani bazı TV kanallarında aynı temaların defalarca tekrar tekrar telkin edilmesi gibi.
Diğer bir hipnoz yöntemi de hipnoza alınanların dikkatinin bir noktaya odaklanmasıdır. Tıpkı bireysel hipnozda olduğu gibi toplumsal ve politik hipnozda yığınların dikkatini bir noktaya odaklamak için yazılı ve görsel medya araçlarıyla, toplum sürekli tek bir gündeme boğulur. Tatlı ninnilerle uyumayan çocukların korkutulduğu gibi, yeterince ikna olmayan yığınlara artık bir tehditten bahsetmek gerekir. Seçim arefelerinde üretilen hayali düşmanlar, çocukların uyutulmasında kullanılan birer öcü işlevi görür.
Hipnozdaki toplumların tepkisizliğine şaşırmamak gerekir, çünkü hipnozda bilinç açık olmasına ve her şeyi duymasına rağmen, telkinsiz tepki vermez. Hipnoza giren bir kişi ya da toplumda istediğiniz cerrahi operasyonu yapabilirsiniz, hatta o toplumun bir uzvu kesilse bile hiç bir acı hissetmeyecektir.
Modern zamanın firavun sihri medya, çoğumuzu hipnotize ediyor. Medya kendi sihirli gemisine bindirdiği yolcularını bir seyire çıkartıyor. Gemiye gönüllü binse de, kimin gemisiyle seyrettiğini hesaba katmayan yığınlar, kamarasının penceresine yansıyan manzaranın büyüsüne kapılıp seyire dalıyor. Medya denen bu geminin dümenini tutanların sularında, onların istediği menzile seyretmeye mahkum bu ‘seyir’cilerin, kameradan kamarasına yansıyan gölge oyunlarıyla bilinçleri hipnotize ediliyor. Firavunun sihirbazlara olan ilgisi gibi kontrolü elinde tutmak isteyenyönetimlerinmedyaya olan ilgisi aynı motivasyonu taşır; seyircileri hipnotize etmek.
Firavun sihrini bozmak için sihirin yapıldığı türden bir şeye, yani yılana dönüşen Hz. Musa’nın asası gibi, bazende medya büyüyü bozmanın da bir enstrümanı olabilir elbette. Ancak firavunun kendi kontrolünden çıkan sihirbazlarının uzuvlarını çapraz kestiğini unutmamak gerekir. Bu öfkenin sebebi bir Afrika atasözünde gizlidir;
“Bütün uyuyanları uyandırmaya tek bir uyanmış kişi yeter”.