Türkeş'in dokuz ışıklı başkanlık sistemi

Veysel BOĞATEPE

Ülkücülüğün ana ilkelerini oluşturan Milli doktrin veya diğer adıyla “9 ışık doktrini” Alparslan Türkeş’in, bağımsız son Türk devletini yani Türkiye’yi milli görüş etrafında birleştirmek için ortaya attığı ve siyasi görüş olarak da benimsediği bir tezdi. Milli görüşün temelini oluşturan bu tez, genel başkanlığını Osman Bölükbaşı’nın yaptığı CKMP’den istifa etmesinden sonra 1965’te Türkeş’in genel başkanlığa seçilmesiyle parti programı olarak benimsenmiştir. CKMP genel başkanlığa seçildikten üç yıl sonra da partini adını MHP olarak değiştirmiştir fakat parti programı olduğu gibi devam etmiştir. En başta kapitalizm, liberalizm ve komünizm olmak üzere yabancı doktrinlere karşı geliştirdiği bu teze göre (buna inanç demek daha isabetli olacaktır) yabancı memleketlerin şartları altında meydana getirilmiş bulunan yabancı doktrinler ve yönetim sistemleri taklit edilerek Türkiye’nin kalkındırılması sağlanamaz. Ne kapitalizm ne liberalizm, ne de komünizm Türkiye için yararlı olamaz. Türkiye’yi kalkındıracak sistem ve görüş ancak Türk milletinin özelliklerine uygun, müslüman Türk milleti gerçeğini göz önünde bulunduran ve modern ilim ile tekniği yol gösterici kabul eden milli bir görüş olmalıdır. Necmettin Erbakan’ın da siyasi görüş olarak benimsediği milli görüş formülü kısaca bundan ibarettir. 

  Türkeş’in başlıklar altında detaylandırdığı milli görüş adından da anlaşılacağı üzere dokuz ilkeye, esasa dayanmaktadır. Bunlar; Milliyetçilik, ülkücülük, ahlakçılık, ilimcilik, toplumculuk, köycülük, hürriyetçilik ve şahsiyetçilik, gelişmecilik ve halkçılık, endüstricilik ve teknikçilik’tir. Atatürk ilkelerinden milliyetçiliği, halkçılık ve inkılapçılığı olduğu gibi aldığı diğerlerini de yine bu ilkelerden esinlendiği tezlerin tamamı din üzerine inşa edildiği için dini devlet işlerinden ayıran laiklik ilkesi esas olarak alınmamıştır. Bu tezlere göre Türk milletini bilim yerine ilim ile atom ve uzay çağına taşınacağı ileri sürülmektedir. Oysa ilim, kâinatta olan her şeyi tefsir ve izah yoluyla yani belge ve kanuna dayandırmadan sezilerle, varsayımlarla anlamak demektir. Bilim ise dünyevi konuları araştırmalara, somut belge ve kanıtlara dayandırarak açıklar. Günümüz sanayi devrimine, gelinen son teknolojik çağa, Türkeş’in ifade şekliyle atom ve uzay çağına ilim ile değil bilimsel deneyler ve çalışmalar sonucunda ulaşılmıştır.

Bahçeli 9 ışığı da söndürmüştür

  Alparslan Türkeş’in Nisan 1997’de ölümünden yaklaşık üç ay sonra MHP’nin başına geçen Devlet Bahçeli, milliyetçiliği iktidarın ayaklarının altına paspas yapmakla kalmamış ülkücülüğü revize ederek parti programını oluşturan dokuz ışığın tamamını da kapatmış, söndürmüştür. Bahçeli’nin parti programı olarak Türk ile Kürtlerin kardeş olduğunu, Turancılığın da bu iki halkın birliğini ifade ettiğini ileri süren Türkeş’in savunduğu başkanlık sisteminden başka bir şey kalmamıştır. Çelişkilerle dolu bu görüş bir yandan kapitalizmi dışlarken sosyalizme karşı çıkar, diktatörlüğü reddederken tek adamlığı, başkanlık sistemini savunur, ırkçılığı eleştirirken de Türk ve Müslüman dışında millet tanımaz. Böylesine çelişkilerle dolu bir parti programının en yoğun tezahürünü yine AKP’nin 2009’da başlattığı çok uluslu Ortadoğu projesinin Türkiye ayağını oluşturan ve kamuoyunun da “Açılım” olarak bildiği süreçte görmüştük. Süreç boyunca projeye karşı çıkan Devlet Bahçeli, oldukça ağır ve sokak üslubuyla eleştirmişti. 

   Meclis Genel Kurulunda 6 Şubat 2010 tarihinde yaptığı bir konuşmasında Erdoğan’ı etnik bölücülük konusunda sicil sahibi olmakla, Türkiye’yi ayrıştırma ve bölme projelerini İmralı, Kandil ve Barzani’nin desteğiyle hayata geçirmek için çalışmakla, kimliksiz ve kişiliksiz siyasetin temsilcisi olmakla suçlamış, hayâsız, ahlâksız, namussuz, edepsiz gibi ağır ifadelerle hakaretler savurmuştur. Bu ve benzer üsluplarla eleştiriler yönelttiği, hakaretler savurduğu Erdoğan’a 2018’den beridir tam destek vererek birbiriyle çelişen iki farklı portre ortaya koyarken emperyalizmin dayattığı başkanlık sisteminin de savunucusu olmuştur. Bahçeli’nin ideolojik savrulmasındaki en büyük etken de parti siyasetini geliştirememesidir. Kâğıt üzerindeki mevcut parti programını tırpanladığı için de elinde program olarak bir tek Türkeş’in benimsediği başkanlık sistemi kalmıştır. Açılım’ın sona erdiği 2015’ten sonra keskin bir dönüşle AKP’yi savunmaya başlamasının ve 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde (gerçekte yarı başkanlık seçimiydi) AKP’ye tam destek vermesinin nedeni de budur.  

Türkeş, Erdoğan ve Bahçeli’nin ortak paydası 

  Belki de gelinen süreçte Erdoğan ile Türkeş ortak paydada buluştuğu için Bahçeli AKP’yi destekliyor olabilir ancak sebep ne olursa olsun MHP’nin mayasını oluşturan ülkücü çizgiden sapmasına mazeret olarak gösterilemez, kabul edilemez. Türkeş’in MHP programı olarak savunduğu tek başkan, tek meclis sistemi de 2018 seçimlerinden hemen sonra fiilen uygulamaya konulmuştur. Alparslan Türkeş’in başkanlık sistemini, tekçiliği, tek adamlığı açıkça savunduğu “9 Işık” adlı kitabında; “Milliyetçi Hareket, tek başkan, tek meclis sistemini savunur. Çağımız kuvvetli, adil ve hızlı icra çağıdır. Türk milleti dünya imparatorlukları kurduğu devirlerde kuvvetli, adil ve kuvvetli icra sistemini uygulamıştır. Kuvvetli ve hızlı icra, icra gücünün tek elde toplanmasıyla mümkündür. Bunun için tarihi ve töremize uygun olarak başkanlık sistemini savunuyoruz.” ifadelerini kullanıyor. Buradan da anlaşılacağı üzere doktrinlerini dincilik ve Türkçülük üzerine inşa eden ve hiçbir yabancı doktrinleri de kabul etmeyen Türkeş, emperyalizmin dayattığı başkanlık sistemini benimseyerek çelişkiye düşmüştür. Gelmiş geçmiş hiçbir Türk devletinde başkanlık veya yarı başkanlık sistemi yoktur ancak saltanatlık, sultanlık gibi tek adam otoritesinden Osmanlı referans alınmış olsa bile Türklerin imparatorluktaki konumu ve statüsü bellidir. Türkeş ile Bahçeli’nin tek ortak paydası da kendi doktrinlerine tezat başkanlık sistemidir. 

   Dokuz ışık doktrinin kâğıt üzerindeki haliyle pratikteki uygulamalarının birbiriyle çelişkiler, tezatlıklar oluşturması istikrarlı bir politika yürütmenin önünü de tıkamıştır. Bugün gelinen noktada MHP kendi programından tamamen uzaklaştığı için de tutarsız çıkışlar yapmakla birlikte savunduklarını sonradan eleştiren duruma düşmüştür. Bu çelişkilerden birisi de hem parlamenter hem de başkanlık sistemi gibi birbirinden kopuk, karşıt iki farklı düşünceyi dile getirmesidir. Buradaki gerçek amaç da parlamenter sistemi savunuyormuş gibi biz izlenim yaratarak başkanlık sistemine payanda olarak kullanmaktır. Çünkü başkanlık rejimini tesis edecek olan anayasa değişikliği için referandumu işaret etmesi, AKP ile bu konuda anlaştığını, uzlaştığını göstermektedir ki bu gerçeği de referandum ile ört bas edebileceğini düşünmektedir. Alenen desteklediği başkanlık sistemi, Bahçeli ve kadrosu için sakıncalı görülmese de emperyalizmin ulus devletlere dayattığı “böl ve yönet” politikasının yönetim şekli olduğu gerçeğini değiştirmeyeceği gibi MHP’yi de ağır vebal altında bırakacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.