Türkiye'de boşanma oranları hızla artarken, TÜİK verileri sessiz boşanmaların yaygınlığını gözler önüne seriyor.
Yetişkin nüfusun yüzde 5,20'sini oluşturan 3,5 milyonu aşkın boşanmış birey, evlilik mutluluğunun alarm veren durumunu yansıtıyor.
Çift terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, mutsuz evliliklerin ardındaki duygusal kopuşları ve aile psikolojisi dinamiklerini analiz ederek, boşanma nedenlerinin dış etkenlerden ziyade bireysel farkındalık eksikliğinden kaynaklandığını vurguluyor.
Bu tablo, Türkiye'de evlilik süresi boyunca biriken tahammülsüzlüğün ve finansal prangaların ilişkileri nasıl zehirlediğini gösteriyor.
TÜİK'in 2025 sonu istatistikleri, Türkiye boşanma oranlarının yüzde 5,20'ye ulaştığını ortaya koydu.
Bu rakamlar, sadece resmi ayrılıkları değil, aynı çatı altında duygusal bağlarını yitirmiş çiftleri de işaret ediyor.
Dr. Sevilay Abudaram'a göre, sessiz boşanmalar evliliklerin görünmeyen yüzünü temsil ediyor: Çiftler, yalnızlık korkusu veya somut kazanımlar uğruna ilişkilerini sürdürüyor, ancak gerçek mutluluk oranı yüzde 5'te kalıyor.
Uzman, bireylerin hayat deneyimleriyle isteklerini netleştirdiği, duygusal farkındalığın yüksek olduğu evliliklerde ayrılık riskinin minimuma indiğini belirtiyor.
MUTSUZ EVLİLİKLERİN GÖRÜNMEZ ENGELLERİ: NEDEN BOŞAN(A)MIYORLAR?
Mutsuzluğa rağmen evliliği sürdürmenin arkasında yatan faktörleri inceleyen Dr. Sevilay Abudaram, bireyleri döngüye hapseden unsurları sıralıyor.
Öncelikle, düzenin konforu ve değişim travması öne çıkıyor: Çiftler, mevcut ritmi bozmak istemiyor; sıfırdan hayat kurma fikri, tanıdık mutsuzluktan daha korkutucu geliyor.Finansal nedenler de kritik bir rol oynuyor.
Evlilikteki bütçe paylaşımı, ekonomik bir kalkan oluştururken, boşanmanın getireceği ekstra yükler bireyleri caydırıyor. Dr. Abudaram, bu prangaların özellikle orta sınıf ailelerde sessiz boşanmaları tetiklediğini ifade ediyor.
Çocuk odaklı suçluluk ise en derin ıstırap kaynağı. Anne-babalar, çocukların ruhsal gelişimini düşünerek ayrılığı ertelerken, bu arafta kalmışlık hali yoğun içsel çatışmalara yol açıyor. Uzman, aile psikolojisi açısından bu durumun uzun vadede hem ebeveynlere hem çocuklara zarar verdiğini vurguluyor.
EVLİLİKLERİN İLK BEŞ YILINDAKİ KRİTİK DÖNEMEÇ
TÜİK verilerine göre, boşanmaların yüzde 34'ü evliliğin ilk beş yılında gerçekleşiyor. Dr. Sevilay Abudaram, bu dönemde gelin-damat gibi yeni kimliklerin getirdiği sorumlulukların ilişkileri zorladığını belirtiyor.
Kök ailesinden zihnen kopamayan bireyler, eşleriyle "biz" olamıyor; geniş aile müdahaleleri ise temeli zayıf evlilikleri sarsıyor.
Ayrıca, evlilikle gelen güvenin cinsel dinamikleri rehavete sürüklediğini söyleyen uzman, tutkunun yerini durağanlığa bıraktığını ekliyor.
Çocuk sahibi olmayı ilişki kurtarıcı olarak gören çiftler, tahammül seviyesini düşürerek ayrılığı hızlandırıyor.
ON YILI AŞAN EVLİLİKLERDE BİRİKEN HASARLAR
Türkiye'de ortalama evlilik süresi 12 yıl sürerken, boşanmalar zamanla biriken tahammülsüzlükten kaynaklanıyor.
Dr. Abudaram, uzun süreli evliliklerde "tükenen tahammül"ün ana faktör olduğunu belirtiyor:
Sürekli uyumlanan partnerler, yılların emeğinin karşılıksız kaldığını fark edince karar netleşiyor.
Çocuk ihtiyaçlarının enerjiyi tüketmesi, eşlere vakit bırakmıyor; bireyler birbirini "sabit veri" olarak gördükçe duygusal bağlar zayıflıyor.
Kişisel gelişim farklılıkları ise senkronizasyonu bozarak ayrılığı tetikliyor.
Uzman, "biz" alanını koruyan çiftlerin bu döngüden kurtulabildiğini söylüyor.
Siyasetcafe.com