Ülkemizde başörtüsünün yasal durumu

Av. Mehmet YAMAN


Bilindiği gibi İslam inanç sisteminde, kadınların başörtüsü takmaları ve bu başörtülerini  “yakalarının üzerine salmaları” inançlarının bir gereğidir. (1) 

İnancının gereğini yerine getirmeyle ilgili olarak, ülkemizdeki uygulamaları aşağıda arz  ediyoruz: 

A – BAŞÖRTÜSÜ BAĞLAMINDA, İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ İLE İLGİLİ MEVZUATIMIZ: 

Anayasamızın 136. maddesine göre, İslam inancına mensup olan vatandaşların sorunlarıyla  ilgili olarak kurulan, Diyanet İşleri Başkanlığı’yla ilgili özel kanunun 5. maddesine göre oluşturulan  “Din İşleri Yüksek Kurulu”, İslam inanç sistemine mensup insanlarımızdan, inançlarına uygun bir  şekilde yaşamak isteyenlerin, inanç ve yaşamlarıyla ilgili karşılaştıkları problemlerin çözümünde, en  son istişare ve bilirkişi kurumudur. (2) 

Din İşleri Yüksek Kurulu, işbu yasal görevini ifa sadedinde, kendisine gelen başörtüsü  sorunuyla ilgili yaptığı araştırma ve değerlendirmelerinin sonunda, bayanlarını başlarını kapatmak  üzere başörtüsü kullanması hakkında, “gerekli bir dini görev ve sorumluluktur,” kararını vermiştir. (3)  

İç hukukumuzun en üstünde bulunan Anayasamız, “herkesin yaşama, maddi ve manevi  varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip” olduğunu ve “vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine  sahip” olduğunu belirlemiştir. (4) 

Başörtüsüyle alakalı, iç hukukumuzda hiç bir kanun bulunmayıp, yukardaki demokratik hak  ve özgürlükler alanıyla ilgili olarak, zaman zaman yönetmeliklerle düzenlemelere gidilmiş olup, her  iktidar döneminde, idari birimlerin her bireriyle ilgili olarak çeşitli yönetmelikler uygulanmıştır.  

Geçmiş dönemlerde, her ne kadar inancının gereklerine göre yaşamak isteyen bir  görevlinin, başörtüsü takma hakkı, anayasal ve uluslararası sözleşmelerden doğan bir hak ise de,  kamu kurumlarında çalışan bayan elemanlarla ilgili olarak, başörtüsü kullanma yasağı getirilmiş ve  kamu kurumlarında başörtülü eleman çalıştırılmamışken, son iktidar döneminde, bu anayasal  hakların ifası açısından, bir takım yönetmeliklerde değişiklik yapılarak, bazı kurumlarda başörtülü  olarak çalışma hakkı verilmiştir. 

Ancak bugün hala bazı kamu kurumlarında başörtüsü yasağına ilişkin yönetmelikler  değiştirilmemiş olup, oralarda bu yasaklama uygulamaları, devam ediyor. 

Öteden beri uygulamada çok yanlış bilinen ve hakkında gerçeğe aykırı ifadeler kullanılan üç  adet kanunumuz vardır. Bunlardan, “Şapka İktisaı Hakkında Kanun” ve ''Bazı Kisvelerin  Giyilemeyeceğine Dair Kanun” İnkılap kanunları arasında olup, bu her iki kanun da, BAYANLARIN  BAŞÖRTÜLERİ HAKKINDA HİÇBİR HÜKÜM İHTİVA ETMEMEKTEDİRLER.  

Şapka İktisaı Hakkındaki Kanun’un 1.maddesi, TBMM, genel ve özel idareler ve mahalli  idareler “erkek memurlarının (memurin demiş olup, memurat ilavesi yoktur) ve hizmetlilerinin, şapka giymesini mecbur kılıyor” olup, bu kanun bugün hiçbir kamu görevlisi tarafından uygulanmamakta ve bu yönüyle, Anayasamızın 174. maddesinde ifadesini bulan İnkılap Kanunumuz her an ihlal edilmektedir. (5) 

Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun’un 1.maddesi ise, “din adamlarının dini  giysilerini, ma’bedler ve dini merasimler haricinde giyemeyecekleri” ni belirtmekte olup, okununca  görüleceği gibi, bu kanunun da, kadınların başörtüleriyle hiçbir ilgisi yoktur. (6) 

YANİ ÜLKEMİZDE, KAMU GÖREVLİSİ BAYANLARIN BAŞÖRTÜ TAKAMAYACAKLARINA İLİŞKİN  HİÇ BİR KANUN OLMAYIP, zaman zaman bazı siyasiler ve yöneticiler tarafından böyle bir kanun  olmadığı halde, yalan söylenip, olmayan bir “kılık kıyafet kanunu” nun varlığından bahsedilerek, bu istekler bastırılmış ve bu konudaki yönetmelikler, kendi idareleri tarafından değiştirilerek  problem çözülebilecekken, değiştirme yoluna gidilmeden, ÖNEMLİ BİR KESİMİN İNANÇ VE İBADET  ÖZGÜRLÜĞÜ İLE İLGİLİ, ANAYASAL HAKLARI HEP İHLAL EDİLE GELMİŞTİR.  

Öğrencilerimizle ilgili de bir kanun var olup, adı, “Yüksek Öğretim Kanunu”dur. 

Bu kanunun ek-17. maddesi, “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla, yüksek  öğretim kurumlarında, kılık kıyafet serbesttir,” diyor. (7) 

Yukarda da arz ettiğimiz gibi, yürürlükte başörtüsünü yasaklayan hiçbir kanun yoktur ve  yükseköğrenim öğrencileri de, istemeleri halinde engelleyici bir kanun bulunmadığından,  başörtülerini rahatça takabilirler. Bu onların yasal haklarıdır. (8) 

B – ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMELER NE DİYOR? 

a - Bilindiği gibi, Anayasamızın 90. maddesine göre, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş  uluslararası sözleşmeler, ülkemizde kanun hükmünde olup, iç kanunlarımızla bu sözleşmeler  arasında bir çatışma olursa, bu uluslararası sözleşme hükümleri geçerlidir. Bu sözleşmelerin  Anayasaya aykırılığı sebebiyle, dava da açılamaz.” (9) 

b – İnanç ve inancının (bu arada başörtüsü takma hakkının) gereğini fiilen uygulama hakkını ihtiva eden ve Anayasanın 90. maddesi usullerine göre kabul edilerek, ülkemizde kanunların  üstünde uygulama zorunluluğu olan bazı uluslararası sözleşmelerin ilgili maddelerini inceleyelim: 

1 – B.M. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, “herkesin, fikir, inanç ve din hürriyetine sahip olup,  dinini veya kanaatini, tek başına veya topluca, AÇIK OLARAK VEYA ÖZEL SURETTE, ÖĞRETİM, TATBİKAT, İBADET VE AYİNLERLE IZHAR ETMEK HAKKI VARDIR,” demektedir. (10) 

2 – AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ, “herkes, düşünme ve vicdan özgürlüğüne sahiptir.  Bu hak, din ya da kanaat değiştirme özgürlüğünü ve tek başına ya da topluca, açıkça ya da özel  biçimde ibadet, öğrenim, dinsel ödevler ve törenler yoluyla, dinini ya da kanısını açığa vurmak  özgürlüğünü kapsamı içine alır,” demektedir. (11) 

3 – KOPENHAG KRİTERLERİ, “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu  hak, din ya da inancını değiştirme ve din ya da inancını bireysel ya da topluca, kamuya açık, ya da  özel olarak ibadet, öğrenim, uygulama ve DİNSEL GÖREVLERİN YERİNE GETİRİLMESİ yollarıyla dışa  vurma özgürlüğünü içerir. BU HAKLARIN KULLANILMASI, YASAYLA ÖNGÖRÜLEN VE ORTAKLAŞA  KABUL EDİLMİŞ ULUSLARARASI NORMLARLA BAĞDAŞANLARDAN BAŞKA, HİÇBİR SINIRLAMAYA  KONU OLAMAZ,” demektedir. (12)

4 – KİŞİSEL VE SİYASAL HAKLARA İLİŞKİN ULUSLARARASI SÖZLEŞME, “Herkes düşünce,  vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, herkesin istediği dine, ya da inanca sahip olması, ya da  bunları benimseme özgürlüğünü ve herkesin ister tek tek, isterse başkalarıyla birlikte toplu olarak,  kendi din ya da inancını TAPINMA, UYMA, UYGULAMA, ya da öğrenme bakımından, açık ya da  kapalı biçimde ortaya koyma özgürlüğünü içerir,” demektedir. (13) 

C –YUKARDAKİ SÖZLEŞMELER GEREĞİ, ÜLKEMİZDE YAPILMASI GEREKENLER: 

Bilindiği gibi, ülkemizde uygulanacak bulunan tüm mevzuat, Anayasa veya usulüne göre  kabul edilmiş uluslararası sözleşmelerin uygulanması sadedinde çıkarılacak iç kanunlar, tüzük,  yönetmelik ve tamimlerden oluşmakta olup, 11.5.2011 tarihinde imzaya açılarak onaylanmış  bulunan uluslararası nitelikli İstanbul Sözleşmesi’nin amir hükümlerini yerine getirmek için iktidar,  bu sözleşmenin hemen arkasından, meclisten 8.3.2012 t. ve 6285 s.lı “Ailenin Korunması ve Kadına  Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” u çıkararak, bu uluslararası sözleşmeye uygun bir  yapılanmayı, ülkemizde vakit kaybetmeden, tüm resmi ve gayr-i resmi kurumlarda icra etti. Ve  halen de, tüm kurumlarımızda bu kanun hükümlerine uygun tüzük, yönetmelik ve genelgeler  çıkarılarak, gereği tavizsiz yerine getiriliyor. 

Aynı bunun gibi, halkımızın kahir ekseriyetini oluşturanların önemli bir sorunu bulunan  başörtüsüyle ilgili olarak, yukardaki uluslararası sözleşmelerin ülkemizde uygulanmasının yegane  teminatı, bu sözleşmelerin ruhuna ve metnine uygun bulunan anayasal değişiklikler ve kanun  yapmak olup, değişik iktidarlar döneminde hep tartışmaları yapılagelen önemli bir konu olan, “kişinin  inancına uygun bir yaşam arzusunun teminatı olan baş örtüsü ile ilgili” şimdiye kadar maalesef bu  iktidar dahil, hiçbir iktidar kanun yapmamış olup, şahit olduğumuz gibi, mevcut iktidar da kanun  yapma arzusu taşımadan, mevcut siyasal üstünlüğüne dayalı olarak yürüttüğü iktidar döneminde bazı yönetmeliklerle bunu idare ediyor.  

Oysa yönetmelikler, her iktidarın istediğinde kendine göre değiştirebileceği düzenlemeler  olup, her iktidar zamanında bu yönetmelikler, sık sık değiştirilmektedir.  

Böyle önemli bir anayasal hak, mutlaka kanunla düzenlenmelidir. Mevcut iktidar, bu yasal  gereği, henüz yerine getirmemiş olup, ülke genelinde, resmi ve gayr-i resmi kurumlarda çalışan bayan  elemanlar, kurumlarla ilgili mevcut yönetmelik veya ferdi insiyatiflerle, bu ihtiyaçlarını  gidermektedirler. 

Tıpkı Uluslararası bir sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nin, ülke içinde uygulanması için,  vakit geçirmeksizin hemen nasıl bir 6284 sayılı iç kanun yapılmışsa, aynı sür’atte, geçmişten beri  devam edegelen, bu çok önemli “temel hak ve özgürlük simgesi olan başörtüsüyle” ilgili olarak, her  iktidar döneminde değişebilecek olan yönetmeliklerle idare yerine, iktidarın yapması gerekli olan  yasal düzenlemeleri, aşağıda arz ediyoruz: 

1 – Anayasal Bazda Değişiklik: 
Anayasamızın mevcut 24. maddesi, şöyledir: 
MADDE 24.– “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.” 
Bu maddenin 1. fıkrasının, yukardaki uluslararası sözleşmelerde bulunan temel hak ve  özgürlüklerden inanç ve inancının gereğini ifa edebilme kıstasına uygun olarak, aşağıdaki şekilde  değiştirilmesi, hem teminat açısından bir zaruret olduğu gibi, hem de, uluslararası sözleşmelerle  uyum sağlamanın bir gereği olarak, karşımızda durmaktadır:

“Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din ya da inanç değiştirme  özgürlüğünü, ya da İNANCINI TOPLU YA DA TEK BAŞINA açık olarak, ya da özel biçimde öğretim,  UYGULAMA, TAPINMA ve ayinlerle gösterme özgürlüğünü de kapsamı içine alır.”  
2 – Kanun Çıkartma: 

Yukarda da arz edildiği gibi, yönetmelikler her iktidar döneminde, her an iktidarın yapacağı  kolayca bir değişikliğe tabi tutulabilir.  

Bu gerekçeyle, halkımızın kahir bir ekseriyetini ilgilendiren, “inancının gereğini ifa edebilme  hürriyeti” gibi temel bir hakkın, yönetmeliklerle değil (kaldı ki, halen bazı kurumlardaki eski  yönetmelikler değiştirilmediği için, bu kurumlarda başörtülü personel yasağı devam ediyor), çok  gecikmiş bulunan ve acilen çıkarılması gerekli olan bir kanunla, kalıcı hale getirilmesi, mevcut  iktidarın önemli görevlerinden birisi olup, bu hükümetin insan hakları ve özellikle, inanan  insanların haklarının teminata alınması alanında yapacağı en büyük görev bu konuda, kapsamlı bir  kanun çıkararak, halkın yıllardır dinmeyen buproblemini ciddi biçimde ve kalıcı olarak çözmektir. 

Bu onun, objektif kıstaslara göre, iktidar olmasının gerektirdiği, zaruri bir görevidir. 

Lütfen Saygıdeğer Cumhurbaşkanımız ve Siyasal İktidardan samimi beklentimiz, yıllardır  engellemeler yapılan ve bugüne kadar çıkarılmamış bulunan bu konuda da, tıpkı İstanbul Sözleşmesi’  nin arkasından, hiç geciktirilmeden hemen 6284 s.lı kanun çıkarıldığı gibi, uluslararası sözleşmelerin  bir iç uygulamasının gereği olarak, ciddi bir kanunun vakit geçirilmeden çıkarılması olup, bu onların  tarihi veballerinin de yerine getirilmesinde, atacakları önemli bir adım olacaktır. 

Yoksa şimdi yapıldığı gibi, her dönemde keyfe göre değişecek bazı yönetmeliklerle, bu ciddi  problem çözülemez. Her iktidar değişiminde, her bürokratik anlayışta, her zaman tartışma ve huzursuzluk kaynağı olmaya devam eder ve bunların vebali de, uzunca bir müddet iktidarda kalan  bu iktidarın dünyevi ve uhrevi sorumlulukları arasında, kendilerini bulur. 

Saygılarımızla!.. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.