Eşinin “Ergenekon’un kasası” olduğu iddiasıyla tutuklandığını hatırlatan Sabriye Okkır, “Bizim evimizden ne ayakkabı kutuları ne de kasalar çıktı. Eşim nasıl bir gizli kasaydı ki, kalan vergi borçlarını ödemeye devam ediyorum” dedi.
“Ergenekon’un finansörü” olduğu iddiasıyla tutuklanan ancak cezaevinde hastalanan ve 6 yıl önce yaşamını yitiren Kuddusi Okkır için bugün Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun da katılacağı bir anma töreni düzenlenecek. Beyoğlu Bindallı Sanat Merkezi’nde organize edilen anma töreni öncesi Milliyet’in sorularını yanıtlayan Okkır’ın eşi Sabriye Okkır, yaşadıklarına isyan ederek, “Eşim, tüm dünyanın gözü önünde ölüme bırakıldı” dedi.
Kuddusi Okkır, Ergenekon soruşturması kapsamında “Ergenekon’un finansörü” olduğu iddiasıyla 20 Haziran 2007’de gözaltına alındıktan 4 gün sonra tutuklandı. Önce Bayrampaşa Cezaevi’ne, 10 gün sonra ise Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne konan Okkır’ın sağlık durumu tutukluluğun sekizinci ayında bozulmaya başladı. 2008’in Nisan ayı sonunda, “majör depresyon” teşhisiyle Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edilen Okkır’a, zatürree ve böbrek yetmezliği teşhisi kondu. Durumu her geçen gün kötüleşen Okkır, Bayrampaşa Devlet Hastanesi, Haseki eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’ne götürüldükten sonra son olarak 10 Mayıs 2008’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne yatırıldı. Yapılan tetkikler sonucu akciğer kanseri, beyin ve kemik metastası teşhisi kondu.
12 tahliye talebi reddedildi
Ailesi ve avukatı, 16 Temmuz 2007 ile 13 Haziran 2008 tarihleri arasında toplam 12 kez sağlık durumu nedeniyle serbest bırakılma talebinde bulundu ancak tüm talepler geri çevrildi. Ergenekon tutuklusu Okkır, yatalak duruma düşünce mahkeme kararıyla 1 Temmuz 2008’de serbest bırakıldı. Adeta ‘bir deri bir kemik’ kalan Okkır, tahliye olmasından 5 gün sonra, 6 Temmuz 2008’de yaşamını yitirdi. Geride kalan ailesine ise Bağ-Kur borçlarını miras bıraktı. Kuddusi Okkır’ın eşi Sabriye Okkır ise 6 yıldır sürdürdüğü hukuk mücadelesini AİHM’e taşımakta kararlı olduğunu belirterek şunları söyledi:
‘Tutuksuz yargılanabilirdi’
“Aylarca hastane köşelerinde dolaştırıldık. Eşim, tüm dünyanın gözü önünde ölüme bırakıldı. Devlet alenen cinayet işlediği halde ‘ihmal yoktur’ şeklinde raporlar tanzim edildi. Hâkim ve savcıları için açtığımız dava kabul edilmedi. Anayasa Mahkemesi’nden gelecek karara göre AİHM’ye gidip gitmemeye karar vereceğiz. Eşimin tedavisinde ihmali bulunan İstanbul’daki doktorlar hakkındaki şikâyetimizi AİHM’ye taşıma kararı aldık.”
Ergenekon ve Balyoz davalarında tahliye olanlar için çok sevindiğini anlatan Okkır, şöyle devam etti: “Ergenekon ve Balyoz madem kumpastı, bu kumpasa çanak tutan, suça ortak olanlardan hesap sorulmasını istiyorum. Eşim vefat etmiş olabilir. Ölüm Allah’ın emridir ama birisi çıksın ve Kuddisi’nin hangi dava uğruna ölüme terk edildiğini açıklasın. Neden tedavi ettirmediler, neden yoğun bakım hastası olmasına rağmen cezaevinde tuttular? ‘Delilleri karartır’ denildi ama Kuddusi’nin hayatı karardı. Eşim acılar içinde, komada öldü. Kuddusi’nin gizli kasa olduğunu söylediler ama bizim evimizden ne ayakkabı kutuları, ne de kasalar çıktı. Eşim nasıl bir gizli kasaydı ki, kalan vergi borçlarını ödemeye devam ediyorum.”