Arabesk demokrasinin ta kendisidir
Arabesk müziğin yaşayan efsanelerinden Hakkı Bulut, 70. yaşında, 60. albümünü çıkardı. Evine konuk olduğumuz sanatçıyla yeni albümünden eski günlere, arabesk müzikten ülke gündemine kadar birçok şey konuştuk. Hakkı Bulut'un üretkenliğinin sırrı duygusallı
Son yıllarda neredeyse kimse doğru dürüst albüm yapmıyor. Siz yetmişinci yaşınızda altmışıncı albümü yaptınız. Bu riski nasıl aldınız?
Müzik dünyası çok kötü durumda. İnternetten dolayı albümler satmıyor. Albümler için çok büyük paralar harcıyoruz ama onda birini bile geri kazanamıyoruz. Zarar ediyoruz ama yine de albüm yapmaya devam edeceğim. Çünkü milyonlarca sevenim var ve benden bir şeyler yapmamı istiyorlar. Onları yüzüstü bırakamam. Gerekirse arsamı, evimi satar yine albüm yaparım.
Sizin kadar albüm yapan herhalde dünyada pek fazla sanatçı yok…
Bir başka sanatçı da belki altmış albüm yapabilir ama benim burada başka bir rekorum daha var. Albümlerimdeki tüm söz ve müzikler bana ait. Güfte ve bestesi bana ait olan bin tane şarkım var. Halkın diline dolanmış yüzlerce eserim var. Yine yüzlerce bestemi başka sanatçılar seslendirdi. Sürekli şarkılarımı okumak isteyen insanlar oluyor. Onlardan para bile almıyorum.
Neden?
Bazı sanatçılar bestelerini dolarla satıyor. Ben o paraları ne istedim ne de rüyamda gördüm. Bugüne kadar aldığım en büyük miktar 3 bin lira. Bana gelenlerin çoğu yeni isimler olduğu için çok paraları olmuyor. Kiminin parası kiminin duası deyip çoğunu bedelsiz veriyorum. Hayatımız böyle geçti. Kazansak kötü olmazdı ama ben de gönül kazanıyorum.
Bu üretkenliğin sırrı nedir?
Çok duygusal biriyim. Yolda yürüyen bir insanın ayağı takılıp düşse ıstırabını duyuyorum. Dolayısıyla toplumun ve çevrenin müspet veya menfi yaşadığı şeyler beni çok etkiler. Elime sazımı alır ve söylemeye başlarım. Bir şey hissettiğimde mutlaka bir söz ve melodi çıkar.
Yetmiş yaşında böyle şarkı söyleyebilmenin sırrı nedir?
Bu albümde İtiraf şarkısında dört ölçü hiç nefes almadan söyledim. Bunu bu yaşta söyleyebilecek bir babayiğit Türkiye’de değil, dünyada çıkmaz. Çok şükür bunu başarabiliyorum. Çok farklı bir sesim ve gırtlak yapım var. Son nefesime kadar şarkı söylemeye devam edeceğim.
Müziğe başladığınızda buralara kadar geleceğinizi düşünmüş müydünüz?
Herkesin bir hedefi vardı ama bu kadar olacağını bilemezdim. Benim babam bağlama çalardı. O zamanlar saza şeytan işi denirdi. Onun etkisiyle ufak yaşlarda şarkı söylemeye başladım. O zamanlar şöhret olmak aklımın köşesinde bile yoktu. Tâ ki lise yıllarına kadar. Ondan sonra bu düşünce oluştu bende. Adana’da Altın Ses Müsabakası düzenlendi. Orada birinci oldum. Bu birincilikte eşimin büyük payı var. Yarışmaya katılmak için beş lira lazımdı. Bende yoktu. O sıralar nişanlıydık. Eşim Saadet Hanım on lira getirdi. O yarışmaya o parayla girdim.
O zaman şöhreti eşinize borçlusunuz…
Evet. (Gülüyor)
Maşallah hâlâ çok dinçsiniz. Bunun sırrı nedir?
Aile hayatı. Evimde kimse beni üzmez. Bizim evde kavga olmaz. Ben hepsine, onlar da bana saygılı. Eşimin de çocuklarımın da tercihlerine saygı gösteririm. Hepsinin fikirlerini mutlaka dinlerim. Sağlığıma da dikkat ederim. Haftada en az iki kere balık yerim. Her gün mutlaka yoğurt yerim. Kilo alma derdim yok. Canım ne zaman yemek isterse yerim.
Hakkı Bulut, eşi Saadet Hanım ve kızıyla.
12 Eylül’de ben de işkence gördüm
Birçok filmde rol aldınız. Sinemayı düşünmüyor musunuz?
Oynamıyorum ama şu anda birçok filmde benim şarkılarım çalıyor. Bana Masal Anlatma, Yapışık Kardeşler, Aşkopat filminde şarkılarım çalındı. Şu anda bana bir film teklifi geldi. Sanırım senaryosunu da ben yazacağım. Bununla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Birinde müzik serüvenim, diğerinde de 12 Eylül darbesinde yaşadıklarımı anlatacağım.
O dönemde cezaevine neden girdiniz?
Şarkı sözü yüzünden. Direkt benle ilgili de değil. Tekirdağ’da bir vatandaşı ‘Gidin Görün Doğuyu’ şarkımı dinlerken siyasî içerikli diye içeri atmışlar. Ben mahkemeye gitmesem yıllarca yatacak. Vicdanım elvermedi. Gittim, teslim oldum, beni de içeri aldılar. Birkaç ay kaldım ama gördüğüm işkence ve ölümler yüzünden on beş yıla bedeldi. Eve gittiğimde kızım beni tanıyamadı. Ama bunun ajitasyonunu hiç yapmadım, TSK’yı hiçbir zaman suçlamadım. Belimi dayadığım Toros Dağları gibi... Bireysel hatalar bir kuruma mal edilmemeli. O zaman çektiğim sıkıntıları dille anlatamazsınız. İki arkadaşım yanımda öldü. Bizim koğuşa atılan gaz bombasının kokusu iki ay üstümden çıkmadı.
Türkiye’de aslında herkes arabesk yapıyor
Arabeskin temellerini atan isimlerden birisiniz. Bugün, eski günlerini yaşamıyor değil mi?
Aslında bugün Türkiye’de yapılan popüler müziğin hepsi arabesk. Kimse farklı bir şey yapmıyor. Sözler arabesk müziğin sözleri. Müzikler de hemen hemen arabesk. Sezen Aksu da dahil hemen hemen bütün popçular arabesk yapıyor. Birkaç enstrüman farklı sadece. Bugün popçular benim şarkılarımı okuyor. Rock yapanlar şarkılarımı coverlıyor. Hatta bir grup itiraf etti, senin şarkılarını okuduğumuzda millet coşuyor diye. Türkiye’nin bir gerçeği bu. Arabesk hayatımızın müziğe yansımasıdır. Hepimiz mutlu ya da mutsuz oluyoruz. Bir hastanede ameliyat yapılan hastaya benim şarkılarımı dinlettiklerini söylediler. Nedenini sordum. Hastanın beni sevdiğini ve bu şarkıları dinleyince ameliyatının daha rahat geçtiğini belirttiler. Müziksiz bir dünya olmaz.
Peki arabesk neden hep kötülendi?
Arabesk müziği yanlış değerlendirdiler. İsmini koyarken bunu küçümsemek amacıyla söylediler. Ama öyle bir yere geldi ki daha sonra araştırmaya başladılar. Arabesk; mozaik ve porselen sanatında süslemek demek. İtalya’dan çıkmıştır. Biz de müziğimizi süsledik. Kemanları, yaylıları, Batı müziği enstrümanlarını ekledik. Yeri geldi Hint müziği enstrümanlarını kullandık. Arabesk demokrasinin ta kendisidir. Her tarz müzikten renkler ve örnekler aldık, bunu kendi müziğimizle karıştırdık. Mesela birçok müzik türünde ille de böyle olacak diye dayatmalar yapılıyor. Bu hiçbir zaman insanı ileriye götürmez. Basında da, edebiyatta da, siyasette de böyledir. Herkese hoşgörüyle bakmak, başkasını da dinlemek gerek.
Arabesk hep acıdan besleniyor, insanları da hüzne sevk ediyor yorumlarına ne dersiniz?
Hangimiz umutlu ya da umutsuz bir aşk yaşamadık? Hangimiz gurbet çekmedik? Hangimiz yoksulluk çekmedik? Bunları yaşadık, yaşayacağız. Devamlı mutluluk da yoktur, hüzün de. Bu müziği kötülemek için ‘Arabesk müzik insanları depresyona sokuyor.’ dediler. Bu müziği dinleyip de intihar eden insan görmedim. Her müzik tarzında hüzünlü ve mutlu eserler vardır. Çok sesli Batı müziğinde de bu var. Verdi’nin Don Kristo operetine bakın. Orada ‘Senin olmadığın bir dünyada yaşamak istemiyorum.’ diye sözler vardı. Arabeski şamaroğlanına çevirip kötü çocuk ilan edip hakaret etmenin anlamı yok. Arabesk müzik bir kere müzik olarak çok kaliteli. 40 yaylı çaldırıyoruz. Gitar var, bas var. Elbette her müzikte olduğu gibi bu türde de iyi ya da kötü isimler var. Bazen televizyonda bir şarkı duyup hemen kapatıyorum ben de. Ama Beethoven de dinliyorum Julio Iglesias da... Âşık Veysel’i de seviyorum, Yunus Emre’yi de... Benim müziğim böyle geniş bir yelpazeden besleniyor.
Son dönemde bazı sanatçıların; siyasilerin yanında yer alması tepkiyle karşılanıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Onlara yapılan yorumların binde biri bana yapılsa bir hafta uyuyamam. Onlara yapılan yorumları okuduğumda ben üzülüyorum. Bir partinin ya da düşüncenin sanatçısı olmaz. Sanat, evrensel bir olgu. Mesela bazen bakıyorsunuz bütün konserlere hep aynı isimler çıkıyor. Bu sanat adına da sanatçı adına da bir hakarettir. Taraf gösterip bu bendendir diye destek veren ya da değildir deyip destek vermeyen anlayış bana ters. Benim ruhuma ve insanlık anlayışıma ters. Aynı zamanda müzik sektörüne de büyük sıkıntı verir. Ben her partiye, her anlayışa saygı duyuyor ve anlayışla karşılıyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.