1. HABERLER

  2. MEDYA

  3. Ellerindeki görüntülerin değeri paha biçilemez
Ellerindeki görüntülerin değeri paha biçilemez

Ellerindeki görüntülerin değeri paha biçilemez

Habertürk yazarı Yavuz Semerci, "İran devleti kendi parasını ülkeye taşıtırken, Türkiye'de kime ne paralar dağıtıldığını bilen tek devlettir. Ellerindeki görüntü ve belgelerin değeri paha biçilmezdir sanırım!"

A+A-

"İran devleti kendi parasını ülkeye taşıtırken, Türkiye'de kime ne paralar dağıtıldığını bilen tek devlettir. Ellerindeki görüntü ve belgelerin değeri paha biçilmezdir sanırım!"

 

Büyük rüşvet, kara para aklama ve yolsuzluk operasyonunun kilit ismi İranlı Reza Zarrab ve altın ticaretinden rüşvete, bakanlarla dikkat çeken ilişkilerden kara para aklamaya tüm iddiaları ve Zarrab'a 'Hayırsever işadamı' nitelemesinin perde arkasını bir senaryo ile açık ve net olarak anlattı...

"İran devleti kendi parasını ülkeye taşıtırken, Türkiye'de kime ne paralar dağıtıldığını bilen tek devlettir. Ellerindeki görüntü ve belgelerin değeri paha biçilmezdir sanırım!

İşte Habertürk yazarı Yavuz Semerci'nin kaleminden çıkan net yazı:

Muteber İşadamıymış!

Gelin bir senaryo yazalım...

Ülke Türkiye... Doğalgazı ve petrolü var. Rezervler müthiş. Fakat dünyada seveni az. İslami bir rejim altında... Düşmanı çok. Üstelik bir de nükleer enerji ayağına, nükleer silah üretmeye kalkıyor. Birkaç ülke tepesine binmek üzere. Ve dünyanın patronları, Türkiye'ye ticari ve askeri ambargo uyguluyor. Sadece gıda ve temel maddelerin ticaretine izin veriliyor. Birkaç ülke, petrol ve doğalgaz almaya devam ediyor. Diyelim ki o ülke de İran...

İran, Türkiye'den doğalgaz ve petrol alıyor. Petrol ve doğalgaz bedeli, İran devlet bankasında, TC Hazinesi adına açılan hesaba (kendipara cinsinden) yatırılıyor.

Ve diyor ki İran:

Bu para sizin. Ancak bunu döviz olarak size göndermemiz yasak. Dünya bizi takip ediyor. Kara listeye gireriz. Paranızla ne yapmak istiyorsanız yapın...

Türkiye hükümeti aksiyona başlıyor:

Öncelikle İran'da Türklere ait şirketlerin kurulması teşvik ediliyor. Bu şirketler, İran'dan yasak listesine girmeyen ürünleri Türkiye'ye ihraç ediyor ve ihracatın bedeli de İran devlet bankasındaki Türkiye'nin hesabından ödeniyor.

Buraya kadar normal. Fakat Türkiye'nin nakde ihtiyacı var ve İran'da bulunan paranın miktarı milyarlarca dolar. Bunun çok fazla değer kaybetmeden Türkiye'ye getirilmesi lazım. Ama nasıl?

Türkiye devleti, İran'da yaşayan muteber (ve elbette kendisine bağlı) kişileri buluyor. Diyor ki:

Kardeşler, İran'da bizim paramızı, sizin hesaplarınıza aktaracağız. Siz bunu İran'da serbest piyasada dövize çevireceksiniz, o parayla KDV ve ÖTV'si olmayan külçe altın alacaksınız. Yani İran'a altın ithal edeceksiniz, sonra onları Türkiye'ye ihraç edeceksiniz...

Özetle, bir devletin parası özel sektör ticareti gibi gözükecek bir yöntemle ülkeye gelecek...

Muteber adamlar hesap kitap yapıyor ve diyor ki:

Sevgili devletim. Bu işi yapmak için İran'ın derin devleti ve yöneticilerinin yardımı gerek. Dış ticaretten sorumlu devlet bakanının arkamızda olması lazım. Polis ve istihbarat teşkilatının sorun çıkarmaması lazım. Gümrüklerde fiziki altın gidip gelirken gürültü olmaması gerek. Medyasında aykırı haber yapacakları susturabilmek lazım. Dünyanın dört bir yanından sertifikalı külçe altın satın alacağım. Yani her bir adımda para harcamak lazım. Her 100 doların şu kadarı komisyon-gider olacak. Üstelik bizlerin İran devletinde muteber gözükmemiz lazım. Muteberlik satın alacağız.

El sıkışılıyor ve işlem başlıyor. Devletinize ait para, muteber işadam(lar)ı kanalıyla altın olarak geliyor. Devlet olarak sadece paranız gelirken tırtıklanma riskini kontrol etmeniz lazım. Parayı ülkeye getirirken, İran'da dağıtılan komisyonun (ve rüşvet) tek tek belgeleniyor olmasına özen gösteriyorsunuz ve her şeyden evvel, İran'da kimlerin bu işe bulaşıp bulaşmadığını Türkiye olarak biliyorsunuz...

Ve bir gün geliyor, altın ticaretine dünya uyanıyor. Türkiye'nin İran kanalıyla ambargoyu deldiği anlaşılıyor. Bu kez transit ticaret başlıyor. (Bu arada İran devlet bankası, komisyon oranlarını düşürüyor. Aradaki komisyon farkıyla, İran'da vakıflar ve birileri bağış manyağı yapılıyor.) Türkiye'ye sanki ambargo kapsamı dışında mal ithal ediliyormuş gibi, örneğin 100 kilo buğday, 100 bin ton gönderilmiş gibi yapılıyor. Para, İran'da kurulu şirket tarafından malın alındığı ülkeye gönderiliyor. Aslında oradan fiziki olarak Türkiye'ye getiriliyor. İş altın gibi olmadığından, gümrük beyannameleri şişirilmek zorunda kalındığından komisyon oranları yükseliyor... Nemalananların sayısı artıyor.

Sonra bir gün ülkede yönetim değişiyor. Dünyayla anlaşma yapıyor. Eski sistemi bitiriyor ve özellikle devletin parasından fazla tırtıklayanların ipliğini pazara çıkarıyor. Birileri hapishanelere tıkılıyor. Para nerede diye sorgulanıyor... Muteber kabul ettiklerinizi ise başkaları deşifre ediyor.

Bu senaryoyu neden yazdım?..

Hani ülkemizde İran asıllı bir işadamı var ya...

Onun ne iş yaptığını anlamaya çalışanlar var ya...

Senaryodaki ülkelerin yerlerini değiştirin, o işadamını muteber kişi olarak senaryoya yerleştirin. Olup bitenleri bir de böyle yorumlayın.

Umarım anladınız sistemi!

Bir de unutmayın: İran devleti kendi parasını ülkeye taşıtırken, Türkiye'de kime ne paralar dağıtıldığını bilen tek devlettir. Ellerindeki görüntü ve belgelerin değeri paha biçilmezdir sanırım!

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.