Geldikleri gibi mi gidecekler?

Geldikleri gibi mi gidecekler?

Bugün 9 Eylül...


15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkan, ardından Anadolu’yu  işgal eden Yunan Ordusunun, 3 yıl 3 ay 24 gün sonra, 9 Eylül 1922'de İzmir’den denize dökülüşünün tam 96. yılı.
 
Kaderin cilvesi, tam çıktıkları yerden dönüze döküldüler...
 
İstanbul’sa, İzmir’den 6 ay önce 13 Kasım 1918’de işgal edildi.
 
Mustafa Kemal Paşa tam da o günlerde İstanbul’a geldi...
 
Yaveri Salih Bozok, Boğaza demirlemiş İngiliz zırhlılarını gözyaşları içinde Mustafa Kemal'e gösterdi.
 
Mustafa Kemal; “Geldikleri gibi giderler” dedi....
 
Mustafa Kemal Paşa’nın en sevdiğim sözü budur ve tepeden tırnağa umut doludur...
 
Nitekim Türk Kurtuluş Savaşı’nın ardından, beş yıl sonra 6 Ekim 1923'te İstanbul’u terk etmek zorunda kaldılar.
 
“Geldikleri gibi gittiler...”
 
Milli Şairimiz Mehmet Akif, işgal altındaki Anadolu’yu dolaştı ve halka moral vermeye çalıştı. Baktı ki halk umutsuz, “İstiklal Marşı”nın “KORKMA!” diye başlama nedeni de budur.
 
Yılbaşından bu yana 48 ilimizi dolaştım. Birkaç gündür sokaklarda, kahvelerde, esnaf arasında halkın arasındayım. 48 ilin toplamında dinlediğim HUKUKSUZLUKLARIN geniş halk kesimlerinde oluşturamadığı umutsuzluğa son 48 saatte denk geldim.
 
Kurtuluş Savaşı yıllarını Osmanlı Arşivlerinde 13 yıl boyunca çalıştığım için biliyorum. Birkaç gündür halkımıza egemen olan umutsuzluk, İstanbul ve İzmir’in işgal yıllarına eş değer durumda...
 
Hiç mübalağa yapmadan inanarak söylüyor ve diyorum ki;
 
Bunlar da GELDİKLERİ gibi GİDECEKLER!
 
Kurtuluş Savaşı yıllarındaki ilk işgali atlatan bu millet, son işgali de atlatacaktır.
 
Mustafa Kemal Paşa’nın geleceğe not olarak düştüğü GENÇLİĞE HİTABE’sine bir göz atın.
 
Hitabede geçen şu cümleler ne kadar etkili;
 
“Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten (şartlardan)daha elîm ve daha vahim olmak üzere,memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler” satırlarını okurken, tam da bugünleri anlattığı gibi bir hisse kapılırsınız.
 
Katılır veya katılmazsınız, bunlar benim hislerim...
 
Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne “Nasıl gidecekler?” başlıklı dünkü yazısının ilk satırlarında; “Geldikleri gibi”, yani “sandıkla” cevabının yeterli olmadığını 7 Haziran'dan bugüne yaşadıklarımız gösterdi..” diyor.
 
Prof. Türköne haklı...
 
Son 100 yılda yaşanan tecrübeler tüm dünyada şunu gösterdi.
 
Demokrasinin en önemli cilvesi sandık ile iktidara gelmek değil, sandık ile iktidardan gitmesini bilmektir.
 
Tüm dünya biliyor ki, 7 Haziran seçimlerinde sandıktan çıkan sonucu  beğenmeyen mahfiller, siyasi merkezler oldu... Nitekim yüzde 41 gibi oldukça yüksek oy almış bir parti, koalisyon kurmayı ya beceremedi, ya da becermesi istenmedi.
 
Türk Siyasi Tarihinde ilk kez yapılan bir seçim, bir hükümet ortaya çıkaramadan anlamını yitirdi. Güya bağımsız olması gereken geçici hükümet, partizan bir görüntüde ortaya çıktı.
 
Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart’taÇağlayan Adliyesi’nde menfur bir saldırıda şehit edilmişti. 1 Nisan’da cenaze namazının kılındığı dakikalarda Samanyolu Haber TV ekranlarında elim saldırıyı değerlendirirken, gidişatın iyi olmadığını, siyasi iktidarın demokrasinin önünü tıkadığı ve kaosa zemin hazırladığı ölçüde, demokrasi dışı bir dirençe karşılaşma riski bulunduğunu, kendilerine en önemli tavsiyeminin ise, demokrasi ve hukukun önünü kapatmamaları olduğunu ifade etmiştim.
O günden bu yana HUKUK her geçen gün daha fazla katledildi.
 
12 Eylül Darbesi’nden önce bile yaşanmayan Hürriyet gibi önemli bir gazeteye baskın, 3 gün içinde 2 defa tekerrür etti.
 
Dünyanın iç savaş ve çatışma bölgeleri olan Kabil, Şam, Bağdat’ta yaşanmayan olayları 2 ayda ülkemizde yaşamaya başladık. Son 2 günde 31 güvenlik görevlisi şehit oldu. 1 Kasım’da seçimin yapılıp yapılmayacağı bile tartışılır hale geldi..
 
İletişim ve teknoloji çağında yaşıyoruz.
 
Yazılan, söylenen hiçbir şey ortadan kaybolmuyor.
 
Dün Twitter ortamında bir paylaşımda bulunan takipçim, 2014 yılının genelini değerlendirdiğimiz, 2015 yılıyla ilgili öngörülerde bulunduğumuz Tarık Toros’un 30 Aralık 2014 tarihli Merkez Siyaset programının videosunun linkini göndermiş. Programın sonunda, 1 Kasım 2015 tarihi geldiğinde mevcut yöneticilerin çoğunu iş başında görmeyeceksiniz şeklinde bir öngörümüz var.
 
13 yıl önce 3 Kasım’da iktidara gelmişlerdi.
 
13 yıl sonra 1 Kasım’da iktidardan giderler mi bilemem...
 
Geldikleri gibi gitmek istememeleri en büyük handikaplarını oluşturuyor.
 
Kendi itiraflarıyla, şu an yaşadığımız ve çok fazla şehit vererek sürmekte olan güvenlik kaosunun bir nedeni de bu...
 
Bir başka takipçim, “geldikleri gibi gitmeyecekler, çünkü çok zenginleştiler” demiş. Zengin olmak ayıp değil, helalinden zengin olmamak ayıptır.
 
Şu an ülkede yeterince fikir ve ifade özgürlüğü olmadığı için bazı konuları daha detaylı yazma imkanı bulunmuyor. Ama şuna emin olan, Sultan Süleyman başta olmak üzere kimseye baki kalmayan ikidardan, onlar da gün gelecek GİDECEKLER...
 
Ümit ederim ki, geldikleri gibi gitsinler...
 
Yazıya, hayırlı bir gün olan 9 Eylül’le girmiştik.
 
Bu vesileyle, yurdumuzu iç ve dış düşmandan temizleyen tüm kahraman ecdadımızı, şehit ve gazilerimizi rahmetle anıyoruz. Vatanımız için yaptıkları fedakarlıklardan dolayı minnet, şükran ve dualarla anıyoruz.
 
Umutsuz olmayın. Millet günü gelir, bir başka nokta koyar.
 
Az sabır!

NOT: Bir önceki yazımızı Yurt gazetesi okuyucularıyla paylaşmış. İlgileri için teşekkür ederiz. Okuma anlama özürlü, iftira makinası Havuz Medyası konuyu bambaşka lanse etmiş. Hatta Yurt gazetesine geçtiğimizi yazmış. Biz yalan ve iftiralarına alıştık, siz de alışın. Kusurları affola...


Prof. Dr. Osman ÖZSOY – RotaHaber
www.osmanozsoy.com.tr
https://twitter.com/ozsoyyazilar

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.