1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. İlahiyat profesörü İsrafil Balcı: Hz. Ömer 40. Müslüman değildi, Ebu Leheb hakkında sure inmedi!
İlahiyat profesörü İsrafil Balcı: Hz. Ömer 40. Müslüman değildi, Ebu Leheb hakkında sure inmedi!

İlahiyat profesörü İsrafil Balcı: Hz. Ömer 40. Müslüman değildi, Ebu Leheb hakkında sure inmedi!

İslam tarihi uzmanı ilahiyatçı Prof.Dr. İsrafil Balcı, İslam tarihine dair doğru bilinen yanlışlar olduğunu iddia ediyor.

A+A-

Samsun 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. İsrafil Balcı, Twitter hesabından zaman zaman İslam tarihine dair paylaşımlarda bulunuyor.

Bu paylaşımlarda İslam tarihinde doğru bilinen veya genel kabul görmüş bilgilerin yanlış olduğunu iddia ederek bunlara dair verdiği karşı bilgilerle takipçilerini şaşırtıyor.

Örneğin Kur’an-ı Kerim’de geçen bir sure ile lanetlendiği iddia edilen Ebu Leheb’e, Hz. Ömer’e, Peygamber’in amcası Ebu Talib’e, Peygamber’in amcalarından Hz. Abbas’a dair paylaşımları bunlardan sadece bazıları. 

Balcı son dönemlerdeki paylaşımlarına dair bir röportaj verdi.

 

İşte o röportaj:

 

- Twitter’daki paylaşımlarınızla dikkat çekiyorsunuz. İslam tarihinde doğru sanılan birçok yanlış bilgi mi var?

Müslümanlar büyük oranda kurgusal tarih okuduklarının henüz farkında değiller. Kabaca söylemek gerekirse Müslümanların tarihi Hz. Peygamber’in vefatından takriben bir asır sonra geriye dönük olarak kurgulanıp yazılmıştır. Bir iki istisna dışında bugün elimize ulaşan yazılı eserlerin tamamı Abbâsîler dönemine aittir.

Elimizdeki en eski siyer kaynağı, Ebû Cafer el-Mansur’un talebiyle Yahudi kökenli İbn İshâk’a (151/767) yazdırılmıştır. Müteakiben yazılan eserlerde de saray hassasiyeti ve talepleri dikkate alınmıştır.

Örneğin saray tarihçisi olan Belâzuri Abbâsiler’den bahsederken “Mübarek Devlet” tanımlamasını kullanır. Dolayısıyla bizim okuduğumuz tarihin çoğu kurgusaldır ve Abbâsî sarayının politik çıkarları doğrultusunda yazılmıştır.

Dikkat edilirse İmam-ı Azam sarayın istediği fetvaları vermeyi kabul etmediği için zindana atılmıştır. Dolayısıyla bu dönemde yazılan geriye dönük tarih, daha çık iktidarı tahkim etme adına dizayn edilmiştir.

Abbâs isminin öne çıkarılması bunun en somut örneğidir. Bu itibarla İslâm’ın erken dönemiyle ilgili birçok konuda doğru sanılan yanlışlar bulunmaktadır.

 

- Ebu Leheb’le ilgili olarak sure bulunduğu ve lanet okunduğu iddiası doğru mudur?

Ebû Leheb, Hz. Muhammed’in amcası olarak bilinir ve geleneksel yorumlarda Tebbet suresinin onun hakkında nazil olduğu konusunda genel bir ittifak vardır. Oysa hem surenin nazil olduğu tarih hem de muhtevası Hz. Muhammed’in amcası olarak tanıtılan Ebû Leheb’in biyografisiyle örtüşmemektedir.

Örneğin surede Ebû Leheb lanetlenmiştir. Oysa surenin inzalinden sonra da Resulullah’ın Ebû Leheb’le ilişkisi devam etmiştir. Kendisi Resulullah’ın en yakın komşusudur.

Kur’an’ın lanetlediği birisinin Hz. Muhammed’le samimi ilişkisini sürdürmesi mümkün değildir. Üstelik genel ilke olarak Kur’an hiçbir zaman bir ismi kullanıp hedef almamıştır. İlişkiler beşinci yıldan itibaren bozulmuştur.

Sure ise takriben peygamberliğin üçüncü yılında nazil olmuştur. Bazı müşrikler sureyi kastederek “Muhammed sizi hicvediyor” dediği zaman Ebû Leheb’in eşi Ümmü Cemil hesap sormak istediği zaman Ebû Bekir surenin kendileriyle alakasının olmadığını söylemiştir.

Ebu Talib vefat ettiği zaman kısa süreliğine de olsa Ebû Leheb, Hz. Muhammed’i himaye etmiştir veya İbn Ğaytala Hz. Muhammed’e hakaret edince, Ebû Leheb yeğenine sahip çıkmış ve onu dövmüştür.

Üstelik Ebû Leheb’in ona karşı çok ciddi düşmanlığı da yoktur. En bilinen husus yeğenini yalanlamasıdır. Ondan daha katı müşrikler hakkında sure inmezken ona özel sure inmesi ikna edici değildir.

- Ebû Talib, Hâşimîler’den Hz. Muhammed’e sahip çıkmalarını istediği zaman Ebû Leheb bu teklifi kabul etmemiştir. Buradan hareketle Hz. Peygamber’in en büyük düşmanlarından birisi olarak gösterilmiştir. Oysa Hz. Muhammed’e amcasının oğlu Ebû Sufyan b. el-Hâris (Emeviler’in atasıyla karıştırılmasın) ondan çok daha katı düşmanlık yapmış, ancak bu isimden neredeyse hiç bahsedilmemiştir, hakkında da herhangi bir sure yoktur.

Beş akrabası Bedir savaşına katılırken, Ebû Leheb bu savaşa da katılmamıştır. Suredeki muhtevaya bakılırsa burada genel olarak müşrik karakterlerden birisi kastedilmiş olabilir, ancak surenin mutlaka ondan bahsettiğini iddia etmek sadece ezber haline gelmiş iddiayı tekrardır.

 

- İslam tarihinde olumsuz anılan Ebu Cehil konusunda da yanlış bilinen bir nokta var mı?

Ebû Cehil sonradan ona verilmiş bir lakaptır. Oysa o toplum kriterlerine göre asla cahil birisi değildir, aksine bilge bir kişiliktir ve fikrine danışılanlardan birisidir.

Davalara bakması nedeniyle hakemlik yaptığı için Ebû’l-Hakem künyesiyle tanınıyordu. Asıl adı ise Amr b. Hişâm’dır. Hz. Muhammed’e akılcı sorular sormasıyla dikkat çekmiştir.

 

- Ebu Talip konusunda yanlış bilinen nedir?

Ebû Talib konusunda bilinenlerin çoğu yanlıştır. Müşrik olarak gösterilmiştir, ancak kesinlikle müşrik değildi. Aksine Hz. Muhammed’e inanan ilk akrabalarından birisidir. Dikkat edilirse peygamberliğinden önce ve sonra yeğenine ödünsüz destek vermiştir. Hz. Ali’nin Peygamber’in yanında yetişmesine müsaade etmiş, diğer oğlu Cafer ile gelininin Habeşistan’a gitmesine engel olmamıştır.

Kasas suresinin 56. ayeti onunla ilişkilendirilmiştir. Oysa bu sure onun vefatından sonra nazil olmuştur. Onun müşrik gösterilmesinin sebebi, Abbâsîler dönemiyle alakalı politik bir tanımlamadır. Abbâsoğulları onu müşrik ilan edip peygamberin gerçek vârislerinin kendi ataları Abbâs olduğunu ileri sürmüşler ve bu tez üzerinden Ebû Talib’i müşrik gösterip Abbâs’ın itibarını yükselterek iktidarlarını tahkim etmeyi hedeflemişlerdir.

 

- Hz. Ömer’in 40’ıncı Müslüman olduğu iddiası doğru değil mi?

Hz. Ömer’in 40’ıncı Müslüman olduğu iddiası doğru değildir. Kendisi beşinci yılın sonlarına doğru Müslüman olmuştur.

Oysa beşinci yılın ortasında Habeşistan’a 150’den fazla Müslüman göç etmiştir.

Ömer Habeşistan’a gidenlerden sonra geride kalanların 40’ıncısı olabilir.

Nitekim ondan bir gün önce Müslüman olan Hamza b. Abdulmuttalib 39, Ömer de 40’ıncı Müslüman olarak sunulmuştur.

 

- Hz. Ömer’in önerisiyle başlayan gövde gösterisi nasıl sonuçlandı?

Ömer’in Müslüman olmasından sonra müminlerin Medine’de rahata kavuştukları iddia edilmiştir. Oysa Müslüman olduğu gün gövde gösterisinde bulunmak için Mescid-i Haram’a inmeyi önermiş, ancak kendisi dahil Müslümanlar feci şekilde dövülmüştür. Ömer’i müşriklerden Âs b. Vâil kurtarmıştır. Ebû Bekir ise komaya sokulmuştur.

Ebu Talip’in vefatından sonra ne Ömer ne Hamza, Peygamber’i himaye edemedi.

Dikkat edilirse Ebû Talib vefat ettikten sonra da ne Ömer ne de amcası Hamza Resulullah’a himaye verebilmiştir. Zira konumları himaye verecek statüde değildir ve bu nedenle Resulullah müşrik olan Mut’im b. Adî’nin himayesine girmek zorunda kalmıştır.

 

- Cahiliye dönemi gerçekten Araplar açısından karanlık bir dönem miydi?

“Cahiliye” olarak kullanılan kavram, Araplar’ın bilgisiz veya karanlık bir dönem yaşadıkları için verilen bir isim değildir. İslâm öncesindeki dönemin 4 ayette olumsuz anlamda kullanılması nedeniyle bu kavrama ve döneme olumsuz anlam verilmiştir.

Oysa o toplum asla cahil değildi. İçlerinde bilgelikleri ve dürüstlükleriyle ön plana çıkan birçok insan vardır.

Hz. Muhammed de 40 yaşına kadar o toplumda yetişmiş bir üyedir. Hakîm b. Hizâm, Mut’im b. Adî veya Ebû Bekir insaflı birçok isim bunlardan sadece bir kaçıdır.

 

- İslam’ın ilk yıllarında Mekke’de Müslümanlara büyük baskılar işkenceler yapıldığı iddiası doğru değil mi?

Mekke’de Müslümanlara büyük işkence baskılar yapıldığı iddiası bir genellemedir, işkence görenler genelde kabile desteğinden yoksun olan köle kökenli müminlerdir ve onlara yapılan işkence, dönemi kötülemek için bütün Müslümanlara yapılmış gibi genelleştirilmiştir.

Nitekim Talha b. Ubeydullah Resulullah’tan 14 ay sonra hicret etmiş, ancak kendisine bir tek olumsuz tutum takınıldığından söz edilmemiştir. Örnekler çoğaltılabilir.

 

- Hz. Muhammed’in amcası Abbas b. Abdulmuttalib, İslam’a ilk yıllarda en çok direnenlerden biri midir?

Abbâs b. Abdulmutalib tüccar birisidir. İnkârda direnenler arasında ismi geçmez, ancak ticaretini düşündüğü için İslâm’a karşı hep mesafeli durmuştur. Bedir savaşına katılmış, müşriklere yolda ziyafet vermiş, savaşta esir düşmüş ve diyetle serbest kalmıştır.

Kendisi bir daha Resulullah Mekke’yi fethetmek üzere şehre gireceği zaman gelip teslim olmuştur. Onun geç Müslüman oluşunun üstünü örtmek için gizli Müslüman yakıştırması yapılmıştır, ancak bu iddia Abbâsîler döneminde ortaya atılmış içi boş bir kurgudur.

 

- Hz. Muhammed hangi ürünlerin tüccarıydı?

Hz. Muhammed’in tüccar olduğu bilinmektedir. Fakir olduğu için genelde başkalarının mallarını Mekke dışındaki panayırlara götürüp pazarladığı iddia edilmiştir. Oysa bu iddia ticarete başladığı dönemle alakalıdır.

Sonradan ticaretten hatırı sayılır kazanç elde etmiş ve Sâib b. Ebû Sâib ile ortaklık kurmuş ve onun dükkânında ticarete devam etmiştir. Dolayısıyla orta halli bir tüccar ve manifaturacılık yapmıştır.

Bunun yanında Mekke’de marangoz, kasap, demirci, terzi, derici, kırtasiyeci gibi farklı meslek kolları vardı. Bunlara ilaveten kumaş, pamuk, yağ, hububat, hurma tüccarlığı yapan çok değişik meslek grupları bulunuyordu. Hatta bu meslek gruplarının belli caddelerde toplandığına dair cadde isimleri bulunmaktadır.

 

- Araplar, Hz. İbrahim ve İsmail’i biliyor ve atası kabul ediyor muydu?

Araplar’ın Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’i ata olarak kabul ettikleri söylenir. Kur’an da buna işaret etmiştir, ancak Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in öğretisinden koptukları için onların isimlerini de unutmuş durumdaydılar. Nitekim peygamberlikten önce Araplar’ın İbrahim, İsmail veya Hacer ismini kullandıklarına dair örnekler bulunmamaktadır.

 

- Araplar önceki dinlerinden mutsuzlar mıydı? Peygamber bekliyorlar mıydı?

Geleneksel yorumlarda Araplar’ın din arayışı içinde oldukları ve peygamber bekledikleri iddia edilmiştir. Oysa onlar peygamberlik kurumundan tamamen bihaberdiler. İnançlarından da son derece memnunlardı. Peygamberlik inancına sahip bir dini geleneğe bağlı olmadıkları için Kur’an onları “ümmi” olarak tanımlamıştır. Bu itibarla ne peygamber beliyorlardı ne de din arayışı içindeydiler.

Aksine var güçleriyle atalarından kalan inançlarını korumaya çalışmışlardır. Mekke’nin fethinden sonra gelip bağlılık bildiren kabile temsilcileri de kendi siyasal çıkarları için ona boyun bükmüşlerdir. Diğer bir deyişle din arayışı için gelmemişlerdir. Nitekim Resulullah’ın vefatının ardından bunları çoğu eski yaşantılarına dönmüş ve Medine ile bağlarını koparmışladır.

 

 

Siyasetcafe.com

 

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.